...bağlılarından biri Mahmud Sami Ramazanoğlu (k.s.) ile alakalı olarak şöyle anlatır: Sami Efendi üstadımı ziyarete gittiğim bir seferinde, yolda giderken gözüm bir kadına takıldı. Güzelliği sebebiyle kendime hâkim olamayarak bir müddet bakışımı da uzattım. Sonra gözümü çevirdim, ama içime de bir korku ve endişe düştü. İstiğfar ettim ve “inşallah üstadımız bunu fark etmezler” diye de içimden geçirdim. Ziyaretlerinde bulundum. Hüsn-i kabulle karşıladı, fazlasıyla alaka gösterdi. Hoşbeşten sonra müsaade alıp ayrılırken, hediye olarak bana bir kitap verdi, “bunu da fırsat buldukça okursunuz” buyurdu. Sevinerek oradan ayrıldım. Bir müddet gittikten ve efendimin devlethanelerinden hayli uzaklaştıktan sonra, bakayım nasıl bir kitapmış, diye düşündüm. Kitabı açtım, içinde Sami Efendimizin el yazısıyla yazmış olduğu bir kâğıt vardı, kâğıtta ne yazıldığını merak ettim. Baktım, -şu yukarıda bahsettiğimiz- Enes b. Malik ile Hz. Osman arasında göz zinası ile ilgili olay anlatılıyordu. Meseleyi anlamakta gecikmedim, Hz. Osman’da olan ferâsetin bir benzerinin de Sami Efendi’mde olduğunu gördüm. Demek Allah dostları, ferâsetle bakabiliyor, alâmetlerden mana çıkarabiliyor, kardeşlerini güler yüzle karşılayıp ikrâm etseler de böyle latîf bir üslupla onları uyarmaktan da geri kalmıyorlar.
𝘽𝙞 𝙠𝙚𝙧𝙚𝙢 𝙙𝙚𝙨𝙩 𝙟𝙞 𝙢𝙚 𝙗𝙚𝙧𝙙𝙞𝙣 𝙠𝙪𝙡 𝙪̂ 𝙙𝙚𝙧𝙙𝙖𝙣 𝙠𝙪 𝙮𝙚𝙠 𝙞𝙣
𝙒𝙚𝙧 𝙗𝙞𝙥𝙚̂𝙘̧𝙞̂𝙣 𝙗𝙞 𝙘𝙚𝙛𝙖𝙮𝙚̂ 𝙭𝙬𝙚 𝙣𝙚 𝙢𝙚𝙠𝙩𝙪̂𝙗 𝙞𝙢 𝙚𝙯
Di vê malikê da şair daxwazê ji xwandevan û guhdarên şêʻra xwe diket û dibêjite wan: Ji kerema xwe, hûn destan ji me berden û ji me bê hêvî bibin, û gelek xwe zehmet neden û bo me li çu dermanan negeriyên, ji ber ku kul û derd wisa li me kom bûyne ku ew hemî di êrîşa xwe da li ser me da wekî êk lê hatîne. Eger em bêyîn wan kul û deran bi wê cefaya ku min dîtî bipêçîn, dê bînîn ez kitêbeka tijî derd im. Belkî peyva "ne" di binyat da bi "kesir"ê bit û ew kurtiya "nê" bit ewa wateya tewkîdê/teqezkirinê didet; yanî: "Nê ez mektûbeka durist û temam im". Her wekî şairî divêt bêjit: Eger ew kul û derdên min dîtîn hemî bêne nivîsîn, ew dê kitêbekê tijî ken.
"Nereden geldiğiniz değil, nereye gittiğiniz belirlesin bundan sonra şerefinizi! Sizin ötenize geçmek isteyen isteminiz ve ayaklarınız - bunlar belirlesin şerefinizi!"
(...) "Çünü ayakta─d u r a b i l m e k bir meziyettir saray ahalisi arasında; ve tüm saray ahalisi inanır ölümden sonraki bir mutluluk olduğuna, ─oturmayı─h a k e t m e n i n !"