1949 yılı başlarında, genç Sezai'nin, Büyük Doğu'ya bazı mektuplar yazdığını, 'Sizinle Başbaşa' köşesinde kendisine verilen cevaplardan anlıyoruz. Bu cevaplardan birini, o yılların Sezai Karakoç'u hakkında fikir vermesi amacıyla buraya alıyoruz:
"B. Mehmet Sezai Karakoç, G. Antep- Cevabın gecikmesi, mektubunuzun fazla sevilmesinden oldu. Alaka ve canlılığınızdan çok mütehassis bulunuyoruz. İşte aradığımız, hasretini çektiğimiz genç adamın ruhî farikası... Temenni ederiz ki, bir gün karşılaşalım... Hissettiğimiz sevgi önünde, bazen sevgi kelimesini sevemez oluyoruz. Sizi bu sevgiyle selamlarız." Bu satırlar, muhtemelen Necip Fazıl Kısakürek'e aittir. Ve bu iki insan yıllar sonra karşılaşacak, aynı 'yol'un ön saflarında yer alacaklardır.
l599'da sahneye konan Every Man out of his Humour, Janson'ın icat ettigi "comedy of humours" denilen türün başka bir
ömegidir. Burada da gülünç sapiantıların kurbanı olan abuk sabuk adamlar görürüz Ömegin işi gücü süslenip püslenmek olan
bir saray adamı; kibar tabakadanmış izlenimini vermek isteyen basit bir kasabalı; eşine gülünç bir hayranlık duyan bir koca; en son modalara u ymaya çalışan ve bunu bir türlü başaramayan bir
üniversite ögrencisi, v.b. Bu komedyada tiyatro teknigi açısından ilginç sayılabilecek bir uygulama da vardır: Oyunculardan ikisi seyirci rolünü üsılenerek, oyunda olup bitenleri bir koro gibi tartışırlar; "humour"un ne oldugunu açıklarlar; şu ya da bu sahneyi neden böyle ya da şöyle yazdı diye yazarı da eleştirirler ara sıra
Ruhunun derinleri karanlık, nemli, yosunlu bir bataklıktı. Soludukça genzini yakar, burnunu sızlatır. Kaçamadığımız, dönüp dolaşıp geldiğimiz o bataklığı gelsin kurutun diye güzelce yalvarırız. Her tür b**u yer, günahtan çıkmayız. Korkumuzdan yok orada dualar yalvarmalar, yok burada mumlar haçlar... Yaradan'dan merhamet dilenmeye utanmayız. Yerin göğün sahibine, insan insana merhamet etmez. Gözünü oymaya yekinir... Hem de hiç utanmadan, korkmadan.
❝
Halil b. Ahmed (ra.) şöyle buyurmuştur: 'Başkasının sözünü sana getiren kimse, muhakkak senin sözünü de başkasına götürür. Başkasının haberini sana söyleyen bir kimse, senin haberini de başkasına ulaştırır'.
❞
Bu yolun büyükleri,
"Cem, Onunki Onun... Seninki senin... Cem'ul Cen
ise "Onunki de senin..."buyurmuşlardır.
Mevlâna Celâleddîn Rûmi e șu beyitlerde cem'ul cem' mertebesini şöyle açıklar:
"Ey bilgin! Eğer biz cihanda neyiz der isen,Hiçbir şeyi olmayan "elif" gibisin sen."