Beklenilen davranışları gösterdiği halde yine de kabul edilmeyen çocuk, onaylanan ve onaylanmayan davranışlarının ayrımını yapmada güçlük çeker. Sonunda umudunu tümden yitirir ve ana-babasının onayını sağlama çabalarından vazgeçer. Ana-baba da çocuğun gelişimine rehber olabilmek için gerekli olan denetimi elden kaçırır.
Çocukluk haklarını gereğince yaşayamamış olan kişi, o dönemde karşılanmamış isteklerini, yetişkinliğe ulaşıp ana-baba olduğunda çocuklarına yöneltmeye başlayabilir. Bu durumda ise ana-baba ve çocuk rolleri yer değiştirir. Çocuk, ana-babasının çocuksu isteklerine katlanmak, bazen de bu istekleri karşılamak durumunda kalır.
bütün vücudu, tıpkı babasınınki gibi kaynayan bir öfkeyle zangır zangır titriyordu. Her ikisinin de damarlarında aynı Türk ve Kazak kanı kaynıyordu ve baba oğulun o anki benzerlikleri inanılmayacak derecedeydi.
Gregor, “Baba, bunu öfkeyle söylemiyorum,” dedi. “Ben kendi isteğimle evlenmedim, beni everen sensin. Natalya’ya gelince, ona engel olduğum yok. Eğer istiyorsa gider babasının evine.”
“Sen kendin çek arabanı.”
“Çekeceğim!”
“Cehennemin dibine kadar yolun var!”
El sıkma bahsinde, bizim terbiye kaynağımıza bağlı bir hâdise olmıyan, sonraları uydurulmuş bir âdet olan el öpmeyi kaldırmak icap ettiğinden bahsetmiştik. Evet, el öpmeyi kaldırmalı; hele hürmet ve zarafet mevzuunda garplı bir züppelikten başka bir şey olmıyan genç kadın elini öpmek fiilini kökünden kazımalı ve bu hareketi, ancak çok ihtiyar ve fevkalâde ihtirama lâyık şahıslara karşı son derece müstesna bir ölçü halinde muhafaza etmelidir. Yalnız ihtiyar anne ve baba, büyükanne ve büyükbaba ve son derece saygı çeken büyük, yaşlı ve kemalli insanların elini öpmek gibi...