Meral öyle karşıma geçip de: “Baba malımızın üstüne nasıl çöktüğünü göstermeye mi çağırdın bizi?" deyince... Bana gelenler geldi. On adımda vardım sokak kapısına. Açtım kapıyı.
"Evet, öyle yaptım kızım. Gördünüz mallara nasıl çöktüğümü… Hadi gidin şimdi" dedim.
"Hadi Seher sen de kızım, kaldır mabadını."
"Hadi Yıldız, hadi annecim, hastaların bekler, hadi yavrum."
"Hadi Erkan’ım, hadi kuzum, karınla aran açılmasın. Siz geçinin de biz görüşmesek de olur, hadi."
"Ya anne, dur, n'apıyorsun?"
"Hadi yavrum hadi, çıkın evimden."
Yaka paça attım bunları dışarı. Çıktılar kapıdan. Kapattım kapıyı. Soluk soluğa kalmışım kapının arkasında. Mutfağa kadar zor yürüdüm. Ah Selime Selime, aldın mı ağzının payını Selime? Meğer ne kötü anneymişsin sen Selime. Doğurduğun, büyüttüğün, okuttuğun, evlendirdiğin yetmemiş, bir de altındaki evini de verecekmişsin çocuklarına Selime. Her şeyi
verdin de ne aldın Selime? Verdiklerin yetmemiş, canını versen daha yok mu diyeceklermiş meğer sana Selime…
Beethoven'ın Kreutzer Sonat'ını çalıyorlardı. Size nasıl anlatayım? Müzik kendimi, gerçek durumumu unutturur baba, beni başka, benim olmayan bir duruma taşır; Müziğin etkisiyle hissetmediğim bir şeyi hissedebilirmişim, anlayamadığım bir şeyi anlayabilirmişim, yapamadığım bir şeyi yapabilirmişim gibi gelir bana. Beni bir anda yanında olmak istediğim insanın içinde bulunduğu ruhsal duruma götürüyor. Ruhen onunla birleşiyorum ve onunla birlikte bir durumdan diğerine geçiyorum, fakat bunu neden yaptığımı bilmiyorum..
Leyla her gün, güneş battıktan sonra onun çalışma odasına gitti; Hikmetyar kentin güneydeki dış mahallelerinden mesut'a bomba yağdırırken, baba kız oturup Hafız'ın gazel'lerini, çok sevilen, Aziz Afgan şair üstat Halilullah Halili'nin eserlerini tartıştılar.
Tanrı Misafiri
Mangal başında, akşam kahvesini
içerlerken sokak kapısı akı sıkı çalınmağa
başladı. Hacı Ali Efendi, keyifli bir surette
gülümsedi:
— Bu, bizim kiracının çalışı... Para
getirmiş olacak. Dedi. Kaynanası dudaklarını
büktü. Kiracının, ayın yirmisinden evvel para
getirdiğini rüyada görse, hayra yormazdi.
Müzeyyen, cumbanın kafesine abanmış,
kapıyı çalam seçmeğe çalışıyordu: I — Efendi
baba, galiba sarıklı bir adam...
Dedi. Hacı Ali Efendi hayret etti:
— Sarıklı adam kim acaba?.. Dilenci
olmasm sakın?.. Haydi, Elif ablaya haber ver!
Elif abla, evin aşçısıydı. Kulağı ağır işittiği
için, kapının çalındığını daima yukarıdan haber
vermek lâzım gelirdi