• Yazar: İnci Küpeli Kız
    Hikaye Adı : Rüya
    Link: #32205538
    Ressam : Van Wieck

    Tablo: http://hizliresim.com/Q2pOAy

    Trafik akmak bilmiyor. Herkes kornalarının üzerine çökmüş gibi sanki. Ya da düğün konvoyu havasında. Birazdan birisi elinde mendille arabanın camından dışarı sallayacakmış gibi geliyor ama kimse yapmıyor tabii böyle bir şey. Bu benim esprili hayal gücümden başka bir şey değil çünkü. İleride bir kaza varmış, iki orta yaşlı adam arabadan inmiş birbirine anlatıyor. Sıkıntıdan çatlamak üzereyim. Radyoyu açıp bir iki kanal değiştiriyorum ama tüm kanallar reklama girmiş, emin oluyorum ki beni deli etmek için her şey anlaşmış bugün…
    Ansızın telefon çalıyor. Arayan eşim Engin. İki buçuk yıldır aynı evi, yatağı, mutfağı… paylaştığım adam.
    “Efendim canım?”
    “Merak ettim seni her şey yolunda mı?”
    “Trafik kilit Engin ya, geç kalacağım galiba. Arabayı bir yere park edip metroyla gitmeyi düşünüyorum metronun yakınındayım. Sen neredesin yetişebilecek misin?”
    “Mantıklı olur hayatım. Ben de sana onu söylemek için aradım. Ben gelemiyorum.”
    “Ciddi misin? Ama sana ihtiyacım var…”
    “Şşşş biliyorum, düşürme sesini.. Ben hep yanındayım biliyorsun sadece bugün bedenen yanında olamayacağım. Çok çalıştın bu konferans için yapabileceğini biliyorum.”
    “Seni seviyorum…”
    “Seni seviyorum ruhum.. Akşam konuşuruz uzunca. Öpüyorum.”

    Canım çok sıkılmıştı. Bu önemli bir konferanstı aylardır buna çalışıyordum. Üniversitedeki hocalarımı dinleyen ben şimdi onların karşısında olacaktım. Onlar beni dinleyecekti. Bu benim için büyük bir olaydı. Engin’in varlığıyla daha da iyi yapacaktım bu sunumu. “Düşürme moralini düşürmee…”
    Arabayı ara sokaklardan birine bıraktım. Sokağın adının olduğu tabelanın fotoğrafını çekip hemen metroya doğru yürümeye başladım. Neyse ki çok kalabalık değildi. Küçük esmer bir kız çocuğu, süslü püslü annesinin çantasını çekiştiriyordu. Karnım aç dediğini işittim, o kadar tatlıydı ki çantamdan eksik olmayan Piko çikolatamı çıkarıp küçük kıza uzattım. Küçük kız yüzümü inceledi bir süre gülümsediğimi görünce dişlerini göstererek o da gülümsedi. Annesi biraz sert bir şekilde bana bakıyordu. Bunun, haberlerde izlediğimiz çocuk istismarlarını düşününce doğal olduğunu düşündüm. Kimse kimseye güvenemiyordu… Annesi teşekkür etmesini söyledi küçük kızda uzanıp aldı. Çocuk gülümsetmek her zaman mutlu etmiştir beni. Rahat bir nefesle arkama yaslanacağım sırada bir bağırtı koptu. İlerden bize doğru on sekiz yaşlarında bir çocuk elinde silahla bağırarak bize doğru geliyordu. Küçük kızı almaya yeltendiği sırada içimde hiç hissetmediğim bir duyguyla genç çocuğun silahlı elinin olduğu bileğine sarıldım ve bükmeye çalıştım. Küçük kızın kolunu bırakmıyordu ancak silahlı eli benim ellerimdeydi. Kendini benden kurtarmaya çalışırken küçük kızı bıraktı, annesi hemen kucakladı yavrusunu. Ayağım bir anda kaydı ve o anda her şey aleyhime döndü. Öyle öfkeliydi ki silahı bir anda ateş aldı. Göğsümde inanılmaz bir acı hissettim. Acıyla beraber bağırdım.
    Bağırışımla uyandım uykudan. Kendi sesime uyandım aslında. Sırılsıklamdım. Odamdaydım. Yanıma baktım ama Engin yoktu. “Engin?”
    “Ruhum iyi misin?”
    “Berbat bir kabus gördüm”
    Vücudum kaskastı kesilmişti, kollarının bedenime sarılışıyla biraz yumuşamaya başladım. Boynuna sarılıp ağladım. Uzun zamandır hiçbir rüya bu denli sarsmamıştı.
    “Şşş sakin ol, geçti hepsi meleğim… Çok terlemişsin. Hadi değiştirelim.” Bir bebekle ilgilenirmiş gibi itinayla çekmeceden havlu ile atlet çıkardı ve üzerimi değiştirmeme yardım etti. Hala boş gözlerle bakıyordum. Yüzüme gülümseyerek bakıyordu, ben de gülümseyeyim diye. Saçlarımı düzeltti, eğilip öptü. Tekrar sarıldım, kokusu güven vericiydi. Biraz gözlerimi yumdum, öylece kaldık…
    “Hadi gel sana papatya çayı yapalım, rahatlarsın biraz.” Hiç ikiletmeden akıllı bir kız gibi kalktım uzattığı elini tutup. Evimizde hafif loş ışıklar yanıyordu bu çok güzeldi. Mutfağa geçince bana bir sandalye çekip oturmamı sağladı. Eğilip yüzüme baktı, istediği gülücüğü şefkatle ona sundum. Hemen suyu kaynatıp çayı demledi. Mutfakta böyle pratik olması hoşuma gidiyordu. Her işle gocunmadan ilgileniyor oluşu çok güzeldi. Onunla evlendiğim için mutluydum.
    Çayı önüme koydu ve hızlı adımlarla içeri yöneldi.”Nereye?”
    “Geliyorum canım.”
    Elinde kalınca bir hırkayla geri döndü. “Hadi balkona çıkalım biraz sana bir sürprizim var.”
    Balkona çıktık, yavaşça sarıldı ve başımı omzuma yaslatarak göğe doğru bakmamı sağladı. Gökyüzünde hiç bu kadar yıldız gördüğümü hatırlamıyorum..
    “Engin bu çok güzel…”
    “Hayır sen daha güzelsin…” Saçlarımda öpücüklerini hissediyordum şimdi.
    “Ne gördün rüyanda? Hiçbir rüyanın seni böyle etkilediğini görmedim. Korktum seni öyle görünce.”
    “Sadece kötü bir rüya. Anlatmasam daha iyi galiba.”
    “Nasıl istersen... Çok gerginsin bu yüzden kabuslar görüyorsun. Biraz rahatla. Yarın için endişelenme artık. Uzun zamandır çalışıyorsun başarısızlık düşüncesini zihninden çıkar birtanem.”
    “Garip bir his var içimde Engin. Bu konferansın gerginliği, babamın rahatsızlığı hepsi üst üste geldi. Tuhafım, bilmiyorum içimi yiyip duran bir şey var sanki…”
    “Ben sana neyin iyi geleceğini biliyorum galiba…”
    “Neymiş?”
    “Bekle beni.”
    Elinde birkaç çeşit kriz çikolatalarımla geldiğinde kahkaha attım.
    “Sen harika bir kocasın!”
    “Çikolataları getirdim ya ondan böyle diyorsun tabii!”
    “Hayır tabii ki. Dünyaya üç kere gelsem üçünde de seninle evlenirdim.”
    “Ya dördüncü defa geldiğinde?”
    “O zaman başkasıyla evlenirdim üç kere evlenmişim zaten yeter.”
    Sabah erken kalkacağımızı umursamadan uzunca muhabbet edip gülüştük. Onunla konuşmak, gülüşmek... her şey güzeldi.
    Yatağa girdiğimizde hala benim için endişelendiğini ve bunun bakışlarına yansıdığını fark ettim.
    “Uyandığımda seni yanımda görememekten nefret ediyorum.”
    “Dosyalara biraz göz gezdireyim diye kalkmıştım ruhum.”
    “Benimle uyumanı benimle uyanmanı istesem bencillik mi etmiş olurum?”
    “Hayır, bu en doğal hakkın… Sadece seninle beraber bende yoğunum şu sıralar. Tatile gidelim istiyorum.. ikimiz de izin alalım. Ne dersin?”
    “Babam biraz toparlanmalı Engin.”
    “Haklısın, biraz dinlenmek için izin almanı istiyorum ama.”
    “Şu yoğunluk biraz dinsin de bakalım olur mu canım?”
    Ellerimi tutup dudaklarına götürdü. Biraz daha rahatladığımı hissettim. Güvendeydim, eşimin kolları arasında mutluydum. “Sadece bir rüyaydı…”

    “Hayatım şu yedek şarj aletimi bulamıyorum, nerede biliyor musun?
    “Spor çantandan çıkarmadıysan oradadır Engin. Ben oraya koyduğunu hatırlıyorum.”

    “Tamam… Bazen bu kadar şeyi nasıl aklında tutabildiğine şaşırıyorum.” dedi gülerek. Arkasını toplamak her zaman keyif vericiydi. Odaya girdiğinde aynadan gözlerini kısarak bana doğru geldiğini gördüm.
    “Güzel kadın? Eşimi gördünüz mü? Buradan sesi geliyordu. Ama sorun değil, görmeseniz de olur. Bir kahve içer misiniz benimle?”
    “Engin yaa!”
    “Enfes görünüyorsun, her zamanki gibi.” Gülümsedim, her sabah bunu söylerdi.
    “İnci küpelerini mi takacaksın?”
    “Hayır canım ama akşam beni bir yerlere götürürsen çıkmadan önce takarım.”
    “Bu küpeleri sana çok yakıştırıyorum.”
    “Evet biliyorum, düğünden beri her zaman bunları takmamı istiyorsun.”
    “Hazırsan çıkalım, eşimi boşver zaten bu dünyaya dördüncü gelişim, ondan çok sıkıldım.”
    “Galiba karısından dayak yiyen adam manşetleriyle akşam haberlerine çıkmak istiyorsun bugün.”
    “Şiddet, size ve tatlı dilinize hiç yakışmıyor yalnız.”
    Kahkahalarımız odayı doldururken çantalarımızı alıp çıktık.

    “Ellerin titriyor birtanem.” Direksiyonda onun olması bugün beni rahatlatan başka bir şeydi. Elimi tutup öptü. “Bugün harika geçecek ve akşam da bunu kutlayacağız. Tamam mı? Gül bakalım da yeryüzü aydınlansın.”
    Öyle tatlı konuşuyordu ki yaklaşıp öptüm..
    Radyoya uzanıp sevdiğim kanalı aradım. Tüm kanallar reklamdaydı. Radyoyu kapattım. Trafik gayet iyiyken yavaşça arabalar artmaya trafik sıklaşmaya başladı. Ve tıkandı..
    Engin saate baktı. “Yok hayatım yetişemeyiz beklersek, trafik biraz ilerlediğinde şu sokağa sapalım.” dedi. Sonra konuştuklarını uğultu olarak duydum...
    İyice gerilmeye başlamıştım. İçimdeki ses bir türlü susmuyordu. “Sakinleş.. Her hissettiğin şeyi yaşadın mı sanki? (Evet yaşamıştı.) Hislerinin seni bu kadar ele geçirmesine izin verme! Rahatla…”
    Derin bir nefes alıp verdi. Engin arabayı bir sokak arasına park etmişti ama ben bunun farkında bile değildim.
    “Hadi canım inelim.” Tam bir şey söyleyecektim ki çoktan aşağıya inmişti. Kapımı açtım:
    “Engin nasıl gideceğiz, neden buraya geldik?
    “Yolun karşısında metro var canım söyledim ya arabada. Bir kaza olmuş trafik birkaç saat böyle. Metroyla gidelim. Neredeyse okulun önünde ineceğiz zaten. Hadi gel.” Elini uzatmış beni bekliyordu.
    Etrafa baktım. Rüyamda park ettiğim o ara sokak. Fotoğrafını çektiğim o tabela. Evler, evin bahçesindeki sarmaşıklar… her şey aynı, her şey birebir uyuyordu.
    Dünyadaki tüm sesler o anda beynime toplanmış gibiydi sanki. Bir sürü şey duyuyor ama hiçbir şey duymuyordum. Engin omuzlarımdan tutmuş bana bir şeyler söylüyordu. Hiçbir şey anlamıyordum. En sonunda ağlamaya başladım. Olduğum yere çöktüm, arabaya sırtımı yaslamış hıçkırıyordum. Engin çantamdaki suyu çıkardı ve bana içirdi. O kadar sakin ve soğukkanlıydı ki. Şişeyi aldı eline suyu döküp enseme sürdü. O anda seslerini duymaya başladım. “Buradayım .. Geçti hepsi sakin ol ruhum…” Sesindeki tokluk beni rahatlatıyordu. Sarıldı.. Hıçkırıklarım azalmaya başlamıştı. Yüzüme dikkatle bakıyordu.
    “Ne oldu sana? İyi misin? Neyin var anlat artık bana.”
    “Engin…”
    “Söyle ruhum, dinliyorum.”
    “Eğer rüyanda gördüğün bir olayı yaşayacağını anlasaydın ve o rüyanın da kötü bir sonucu olsaydı ne yapardın?”
    “Sonucu değiştirmek için her şeyi…”
  • Tablo: http://hizliresim.com/Q2pOAy

    Trafik akmak bilmiyor. Herkes kornalarının üzerine çökmüş gibi sanki. Ya da düğün konvoyu havasında. Birazdan birisi elinde mendille arabanın camından dışarı sallayacakmış gibi geliyor ama kimse yapmıyor tabii böyle bir şey. Bu benim esprili hayal gücümden başka bir şey değil çünkü. İleride bir kaza varmış, iki orta yaşlı adam arabadan inmiş birbirine anlatıyor. Sıkıntıdan çatlamak üzereyim. Radyoyu açıp bir iki kanal değiştiriyorum ama tüm kanallar reklama girmiş, emin oluyorum ki beni deli etmek için her şey anlaşmış bugün…
    Ansızın telefon çalıyor. Arayan eşim Engin. İki buçuk yıldır aynı evi, yatağı, mutfağı… paylaştığım adam.
    “Efendim canım?”
    “Merak ettim seni her şey yolunda mı?”
    “Trafik kilit Engin ya, geç kalacağım galiba. Arabayı bir yere park edip metroyla gitmeyi düşünüyorum metronun yakınındayım. Sen neredesin yetişebilecek misin?”
    “Mantıklı olur hayatım. Ben de sana onu söylemek için aradım. Ben gelemiyorum.”
    “Ciddi misin? Ama sana ihtiyacım var…”
    “Şşşş biliyorum, düşürme sesini.. Ben hep yanındayım biliyorsun sadece bugün bedenen yanında olamayacağım. Çok çalıştın bu konferans için yapabileceğini biliyorum.”
    “Seni seviyorum…”
    “Seni seviyorum ruhum.. Akşam konuşuruz uzunca. Öpüyorum.”

    Canım çok sıkılmıştı. Bu önemli bir konferanstı aylardır buna çalışıyordum. Üniversitedeki hocalarımı dinleyen ben şimdi onların karşısında olacaktım. Onlar beni dinleyecekti. Bu benim için büyük bir olaydı. Engin’in varlığıyla daha da iyi yapacaktım bu sunumu. “Düşürme moralini düşürmee…”
    Arabayı ara sokaklardan birine bıraktım. Sokağın adının olduğu tabelanın fotoğrafını çekip hemen metroya doğru yürümeye başladım. Neyse ki çok kalabalık değildi. Küçük esmer bir kız çocuğu, süslü püslü annesinin çantasını çekiştiriyordu. Karnım aç dediğini işittim, o kadar tatlıydı ki çantamdan eksik olmayan Piko çikolatamı çıkarıp küçük kıza uzattım. Küçük kız yüzümü inceledi bir süre gülümsediğimi görünce dişlerini göstererek o da gülümsedi. Annesi biraz sert bir şekilde bana bakıyordu. Bunun, haberlerde izlediğimiz çocuk istismarlarını düşününce doğal olduğunu düşündüm. Kimse kimseye güvenemiyordu… Annesi teşekkür etmesini söyledi küçük kızda uzanıp aldı. Çocuk gülümsetmek her zaman mutlu etmiştir beni. Rahat bir nefesle arkama yaslanacağım sırada bir bağırtı koptu. İlerden bize doğru on sekiz yaşlarında bir çocuk elinde silahla bağırarak bize doğru geliyordu. Küçük kızı almaya yeltendiği sırada içimde hiç hissetmediğim bir duyguyla genç çocuğun silahlı elinin olduğu bileğine sarıldım ve bükmeye çalıştım. Küçük kızın kolunu bırakmıyordu ancak silahlı eli benim ellerimdeydi. Kendini benden kurtarmaya çalışırken küçük kızı bıraktı, annesi hemen kucakladı yavrusunu. Ayağım bir anda kaydı ve o anda her şey aleyhime döndü. Öyle öfkeliydi ki silahı bir anda ateş aldı. Göğsümde inanılmaz bir acı hissettim. Acıyla beraber bağırdım.
    Bağırışımla uyandım uykudan. Kendi sesime uyandım aslında. Sırılsıklamdım. Odamdaydım. Yanıma baktım ama Engin yoktu. “Engin?”
    “Ruhum iyi misin?”
    “Berbat bir kabus gördüm”
    Vücudum kaskastı kesilmişti, kollarının bedenime sarılışıyla biraz yumuşamaya başladım. Boynuna sarılıp ağladım. Uzun zamandır hiçbir rüya bu denli sarsmamıştı.
    “Şşş sakin ol, geçti hepsi meleğim… Çok terlemişsin. Hadi değiştirelim.” Bir bebekle ilgilenirmiş gibi itinayla çekmeceden havlu ile atlet çıkardı ve üzerimi değiştirmeme yardım etti. Hala boş gözlerle bakıyordum. Yüzüme gülümseyerek bakıyordu, ben de gülümseyeyim diye. Saçlarımı düzeltti, eğilip öptü. Tekrar sarıldım, kokusu güven vericiydi. Biraz gözlerimi yumdum, öylece kaldık…
    “Hadi gel sana papatya çayı yapalım, rahatlarsın biraz.” Hiç ikiletmeden akıllı bir kız gibi kalktım uzattığı elini tutup. Evimizde hafif loş ışıklar yanıyordu bu çok güzeldi. Mutfağa geçince bana bir sandalye çekip oturmamı sağladı. Eğilip yüzüme baktı, istediği gülücüğü şefkatle ona sundum. Hemen suyu kaynatıp çayı demledi. Mutfakta böyle pratik olması hoşuma gidiyordu. Her işle gocunmadan ilgileniyor oluşu çok güzeldi. Onunla evlendiğim için mutluydum.
    Çayı önüme koydu ve hızlı adımlarla içeri yöneldi.”Nereye?”
    “Geliyorum canım.”
    Elinde kalınca bir hırkayla geri döndü. “Hadi balkona çıkalım biraz sana bir sürprizim var.”
    Balkona çıktık, yavaşça sarıldı ve başımı omzuna yaslatarak göğe doğru bakmamı sağladı. Gökyüzünde hiç bu kadar yıldız gördüğümü hatırlamıyorum..
    “Engin bu çok güzel…”
    “Hayır sen daha güzelsin…” Saçlarımda öpücüklerini hissediyordum şimdi.
    “Ne gördün rüyanda? Hiçbir rüyanın seni böyle etkilediğini görmedim. Korktum seni öyle görünce.”
    “Sadece kötü bir rüya. Anlatmasam daha iyi galiba.”
    “Nasıl istersen... Çok gerginsin bu yüzden kabuslar görüyorsun. Biraz rahatla. Yarın için endişelenme artık. Uzun zamandır çalışıyorsun başarısızlık düşüncesini zihninden çıkar birtanem.”
    “Garip bir his var içimde Engin. Bu konferansın gerginliği, babamın rahatsızlığı hepsi üst üste geldi. Tuhafım, bilmiyorum içimi yiyip duran bir şey var sanki…”
    “Ben sana neyin iyi geleceğini biliyorum galiba…”
    “Neymiş?”
    “Bekle beni.”
    Elinde birkaç çeşit kriz çikolatalarımla geldiğinde kahkaha attım.
    “Sen harika bir kocasın!”
    “Çikolataları getirdim ya ondan böyle diyorsun tabii!”
    “Hayır tabii ki. Dünyaya üç kere gelsem üçünde de seninle evlenirdim.”
    “Ya dördüncü defa geldiğinde?”
    “O zaman başkasıyla evlenirdim üç kere evlenmişim zaten yeter.”
    Sabah erken kalkacağımızı umursamadan uzunca muhabbet edip gülüştük. Onunla konuşmak, gülüşmek... her şey güzeldi.
    Yatağa girdiğimizde hala benim için endişelendiğini ve bunun bakışlarına yansıdığını fark ettim.
    “Uyandığımda seni yanımda görememekten nefret ediyorum.”
    “Dosyalara biraz göz gezdireyim diye kalkmıştım ruhum.”
    “Benimle uyumanı benimle uyanmanı istesem bencillik mi etmiş olurum?”
    “Hayır, bu en doğal hakkın… Sadece seninle beraber bende yoğunum şu sıralar. Tatile gidelim istiyorum.. ikimiz de izin alalım. Ne dersin?”
    “Babam biraz toparlanmalı Engin.”
    “Haklısın, biraz dinlenmek için izin almanı istiyorum ama.”
    “Şu yoğunluk biraz dinsin de bakalım olur mu canım?”
    Ellerimi tutup dudaklarına götürdü. Biraz daha rahatladığımı hissettim. Güvendeydim, eşimin kolları arasında mutluydum. “Sadece bir rüyaydı…”

    “Hayatım şu yedek şarj aletimi bulamıyorum, nerede biliyor musun?
    “Spor çantandan çıkarmadıysan oradadır Engin. Ben oraya koyduğunu hatırlıyorum.”

    “Tamam… Bazen bu kadar şeyi nasıl aklında tutabildiğine şaşırıyorum.” dedi gülerek. Arkasını toplamak her zaman keyif vericiydi. Odaya girdiğinde aynadan gözlerini kısarak bana doğru geldiğini gördüm.
    “Güzel kadın? Eşimi gördünüz mü? Buradan sesi geliyordu. Ama sorun değil, görmeseniz de olur. Bir kahve içer misiniz benimle?”
    “Engin yaa!”
    “Enfes görünüyorsun, her zamanki gibi.” Gülümsedim, her sabah bunu söylerdi.
    “İnci küpelerini mi takacaksın?”
    “Hayır canım ama akşam beni bir yerlere götürürsen çıkmadan önce takarım.”
    “Bu küpeleri sana çok yakıştırıyorum.”
    “Evet biliyorum, düğünden beri her zaman bunları takmamı istiyorsun.”
    “Hazırsan çıkalım, eşimi boşver zaten bu dünyaya dördüncü gelişim, ondan çok sıkıldım.”
    “Galiba karısından dayak yiyen adam manşetleriyle akşam haberlerine çıkmak istiyorsun bugün.”
    “Şiddet, size ve tatlı dilinize hiç yakışmıyor yalnız.”
    Kahkahalarımız odayı doldururken çantalarımızı alıp çıktık.

    “Ellerin titriyor birtanem.” Direksiyonda onun olması bugün beni rahatlatan başka bir şeydi. Elimi tutup öptü. “Bugün harika geçecek ve akşam da bunu kutlayacağız. Tamam mı? Gül bakalım da yeryüzü aydınlansın.”
    Öyle tatlı konuşuyordu ki yaklaşıp öptüm..
    Radyoya uzanıp sevdiğim kanalı aradım. Tüm kanallar reklamdaydı. Radyoyu kapattım. Trafik gayet iyiyken yavaşça arabalar artmaya trafik sıklaşmaya başladı. Ve tıkandı..
    Engin saate baktı. “Yok hayatım yetişemeyiz beklersek, trafik biraz ilerlediğinde şu sokağa sapalım.” dedi. Sonra konuştuklarını uğultu olarak duydum...
    İyice gerilmeye başlamıştım. İçimdeki ses bir türlü susmuyordu. “Sakinleş.. Her hissettiğin şeyi yaşadın mı sanki? (Evet yaşamıştı.) Hislerinin seni bu kadar ele geçirmesine izin verme! Rahatla…”
    Derin bir nefes alıp verdim. Engin arabayı bir sokak arasına park etmişti ama ben bunun farkında bile değildim.
    “Hadi canım inelim.” Tam bir şey söyleyecektim ki çoktan aşağıya inmişti. Kapımı açtım:
    “Engin nasıl gideceğiz, neden buraya geldik?
    “Yolun karşısında metro var canım söyledim ya arabada. Bir kaza olmuş trafik birkaç saat böyle. Metroyla gidelim. Neredeyse okulun önünde ineceğiz zaten. Hadi gel.” Elini uzatmış beni bekliyordu.
    Etrafa baktım. Rüyamda park ettiğim o ara sokak. Fotoğrafını çektiğim o tabela. Evler, evin bahçesindeki sarmaşıklar… her şey aynı, her şey birebir uyuyordu.
    Dünyadaki tüm sesler o anda beynime toplanmış gibiydi sanki. Bir sürü şey duyuyor ama hiçbir şey duymuyordum. Engin omuzlarımdan tutmuş bana bir şeyler söylüyordu. Hiçbir şey anlamıyordum. En sonunda ağlamaya başladım. Olduğum yere çöktüm, arabaya sırtımı yaslamış hıçkırıyordum. Engin çantamdaki suyu çıkardı ve bana içirdi. O kadar sakin ve soğukkanlıydı ki. Şişeyi aldı eline suyu döküp enseme sürdü. O anda seslerini duymaya başladım. “Buradayım .. Geçti hepsi sakin ol ruhum…” Sesindeki tokluk beni rahatlatıyordu. Sarıldı.. Hıçkırıklarım azalmaya başlamıştı. Yüzüme dikkatle bakıyordu.
    “Ne oldu sana? İyi misin? Neyin var anlat artık bana.”
    “Engin…”
    “Söyle ruhum, dinliyorum.”
    “Eğer rüyanda gördüğün bir olayı yaşayacağını anlasaydın ve o rüyanın da kötü bir sonucu olsaydı ne yapardın?”
    “Sonucu değiştirmek için her şeyi…”
  • Âşıklar Defterinden Silindin!...

    Semnun Muhib Rahmetullahi Aleyh, yaşı ilerlemiş, ömür merdiveninin son basamağına yaklaşmıştı. Bu yaşına kadar başından evlilik geçmemişti. Ömrünün bu son anlarında, sadece sünnete tâbi olmak ve efendimizin sünnetini yerine getirmek için evlenmek istedi. Bu talep üzerine yakınları ona evleneceği bir kız buldular. Evlendikten sonra aradan geçen zaman içinde Semnun Muhib Hazretleri'nin, hanımı olan kıza karşı bir ilgisi meydana geldi. İlginin meydana geldiği günün gecesinde bir rüya gördü.

    Rüyasında kıyamet kopmuştu. Mahşer toplanıyor, her bir kavme ait olmak üzere sancaklar dikiliyordu. Bir sancak gördü ki, büyüklüğü, güzelliği, nuru anlatılamayacak kadar muhteşemdi. Sordu:
    –Bu sancak hangi kavim için dikildi?
    –Allah onları sever, onlar da Allah'ı sever…" (Maide, 54) âyet–i kerimesine muhatap olanlar için dikildi.

    Semnun Muhib bu kavmin arasına girdi. Orada bulunan görevlilerden biri Semnun Muhib'in yanına gelerek, bu topluluğun arasından çıkmasını söyledi ve Semnun Muhib'i oradan çıkardı. Semnun feryadı bastı:
    –Beni bu topluluğun dışına niçin çıkardın?
    –Bu sancak âşıkların sancağıdır, sen onlardan olmadığın için çıkarıldın.
    –Ben Mevlâ'ya olan aşkımdan dolayı dünya hayatında Muhib diye çağrılırdım. Hak Teâlâ Hazretleri benim kalbimi biliyor.

    Bu konuşmanın ardından gaipten bir nida işitilir:
    "Ey Semnun! Sen muhiblerden idin; ancak gönlün o küçük kıza meyledince, ismini muhibler defterinden sildik.

    Semnun Muhib, büyük sıkıntıya duçar olmuştu, kan ter içinde uyandı. Uyanır uyanmaz:
    –Ya Rabbi! Bu kız beni sana ulaştıracak yolun önünde bir engel ise, onu yolumun üzerinden kaldır.

    Bir zaman sonra dışarıda bir bağırtı, bir gürültü duyuldu. Gürültünün geldiği yere vardıklarında, Semnun Muhib Hazretleri'nin hanımı genç kız, damdan düşmüş ve vefat etmişti...
  • Bir el kavradı beni sı kıca bileklerimden. İkimiz de aynı anda döndük elin sahibine. "Yapma," diye bağırdı sevdiğim, adama. Acı bir bağırtı teslim aldı çarşıyı. Dudaklarını görmedim ama sesi kulaklarımı deldi. Sevdiğim üstüne kapandı k a nlı bedenimin. Sonra bir ses daha, saçları yüzümde k aldı, kumralına kan bulandı. Gözlerinden bir damla bal düştü dudaklarıma. Baharat kokularına kan kokusu k a rıştı, çarşının neşesi feryada figana kesildi. Bakmayın böyle anlattığıma, ben de ruhumu teslim ettim orada. Sevdiğim oracıkta çekti gitti, aldı canımı hüzünlü ba kışlarıyla. Mezarım kanlı gözlerindedir şimdi, Sem ra' nın mezarıysa köyde bir ağacın altında. Gülüşü ben de kaldı. Ne geldiyse sevdadan geldi başımıza. Kafamda bir mermi çekirdeğiyle yaşamaya mahkumum şimdi, Sem ra' nın abisinden armağan. Aklım gider gelir bazen, ba zen de gider hiç gelmez. Her güzel gülüş Semra'ya götürür beni. Bir gülüş uğruna harcanmış hayatların muhasebesini tutmaya mecalim kalmadı artık. Bakma yın öyle, bildiğiniz gibi değil hiçbir şey.
  • Öksüz bıraktığın kavgalarım, şikayetçi oluyor benden...
    Yakıştırılamayan bu duygu yükünde.
    Dinlenilemez bir bağırtı kulağıma.
    Geçmişe dönemiyor, gelecekte ise bir an bile olamıyorum...
    Bir gibi varolup yeşertmiyorum...
    Evuçlarında kaldı yüreğim,
    Yaşantısız ama bu kaygılardan geçemiyorum...
  • Yoruluyor olmak değil de metabolizmanın ağır aksak ilerleyişine yenik düşmek.
    Sancılar, eksiklikler ve dolu dizgin b’ağırtı...
  • Kalabalık bir kadının ortasında duruyor
    Rüzgar yüzünün tabakalarını açıyor

    Binbir renk ve işleme donanımlı başı
    Ve.Gözyaşı çanağı şimdi kafatasları

    Ağlayan erkekler. - dayıoğulları emmoğulları halaoğulları
    Kurumuş çatlamış elmacık kemikleri
    O ayazda o güneşte incecik hassas tenleri

    Bu kez kırk yaşındaki gelinin kocası
    Yatağını boşaltıp toz toprak içine devrilen

    Ne gürültüyle ne haykırarak ne de kahkahayla
    Ne son,solukta öç öğütleyerek
    Ne de kadınım arkamdan gel diyerek
    Ne yarı ne yaranı görerek gözü
    Bir karnağrısına uğramış gibi
    Kıvranıp büzülüp ölüm korkusunu giyip iğrençlenerek
    Ölürken
    Başucundaydılar yaralarından beter bir bağırtı
    Koparan karısı.Erkekler hısımlar
    Kalplerini daraltan can verişi önünde
    İncecik gergin yırtabilir yürekleri
    Cahit Zarifoğlu
    Sayfa 90 - BEYAN