İnsanların bir konuda söyleyecek açık seçik hiçbir şeyleri olmayınca, susacak yerde tam tersini yapma huyları vardır: sözü ayyuka çıkarırlar, yani bağırırlar. Ve bağırtı saldırının, savaşın, kıyımın sesli eşiğidir.

İnsan ve ''Herkes'', José Ortega y Gasset (Sayfa 32)İnsan ve ''Herkes'', José Ortega y Gasset (Sayfa 32)

Yoruluyor olmak değil de metabolizmanın ağır aksak ilerleyişine yenik düşmek.
Sancılar, eksiklikler ve dolu dizgin b’ağırtı...

Eda, bir alıntı ekledi.
27 Şub 14:50 · Kitabı okudu · Beğendi · 10/10 puan

1958 Ekiminde
Kalabalık bir kadının ortasında duruyor
Rüzgar yüzünün tabakalarını açıyor

Binbir renk ve işleme donanımlı başı
Ve.Gözyaşı çanağı şimdi kafatasları

Ağlayan erkekler. - dayıoğulları emmoğulları halaoğulları
Kurumuş çatlamış elmacık kemikleri
O ayazda o güneşte incecik hassas tenleri

Bu kez kırk yaşındaki gelinin kocası
Yatağını boşaltıp toz toprak içine devrilen

Ne gürültüyle ne haykırarak ne de kahkahayla
Ne son,solukta öç öğütleyerek
Ne de kadınım arkamdan gel diyerek
Ne yarı ne yaranı görerek gözü
Bir karnağrısına uğramış gibi
Kıvranıp büzülüp ölüm korkusunu giyip iğrençlenerek
Ölürken
Başucundaydılar yaralarından beter bir bağırtı
Koparan karısı.Erkekler hısımlar
Kalplerini daraltan can verişi önünde
İncecik gergin yırtabilir yürekleri

Menziller, Cahit Zarifoğlu (Sayfa 90 - BEYAN)Menziller, Cahit Zarifoğlu (Sayfa 90 - BEYAN)
Fuzulî, bir alıntı ekledi.
11 Şub 16:03 · Kitabı okudu · Puan vermedi

İmam-ı A'zam
İmam-ı Azam'ın kendisini sürekli gürültü edip rahatsız eden.gayrimuslim bir komşusu vardı. Her akşam evinden gürültü bağırtı sesleri eksik olmazdı. Birkaç akşam üst üste evinden gürültüler gelmeyince İmam-ı Azam'ın dikkatini çeker. "Acaba nerede? Bizim haberimiz olmadan başka bir yere mi taşındı? Yoksa başına bir şey mi geldi?" diyerek komşusunu soruşturmaya başlar. "Biz gürültülerine alışmıştık. Bari gittiği yerde başkaları rahatsız etmese idi" der. İmam, gayrimüslim komşusunun hapse girdiğini duyunca kendi kendine hayıflanır. "Komşumuz hapse giriyor bizim haberimiz olmuyor." diye. Derhal bu üzüntülü hali ile hapishaneye komşusunu ziyarete gider. Mahkeme, İmam'ın onu ziyaret etmesini onun için referans sayarak tahliye eder. Komşusu bu ilgiye bir yandan şaşırırken, bir yandan da çok sevinir ve orada Müslüman olur. Eski huylarını da terk eder.

Bilgelik Hikâyeleri 2, Cevdet KılıçBilgelik Hikâyeleri 2, Cevdet Kılıç
Quidam, bir alıntı ekledi.
29 Oca 22:11 · Kitabı okudu · İnceledi · 10/10 puan

İnsanların çoğu, nesnellikleri, açıkçası dehaları olmadığı için hemen hemen her zaman bu bakış açısında kalırlar. Bu yüzden doğada yalnız kalmak onların hoşuna gitmez, bir arkadaşa ya da en azından bir kitaba gerek duyarlar. Çünkü onların bilgisi istemeye bağımlı kalır. Bu yüzden onlar, nesnelerde yalnızca istekleriyle bazı bağlar ararlar, istekleriyle bağlantısı olmayan bir şey gördüklerinde müzikte en kalın seste yinelenen melodi gibi, sürekli avutulmaz bir bağırtı duyulur: "Bu bana yaramaz!" Dolayısıyla yalnızken en güzel ortamlar onlara ıssız, iç karartıcı, loş, düşman görünür.

İsteme ve Tasarım Olarak Dünya, Arthur Schopenhauerİsteme ve Tasarım Olarak Dünya, Arthur Schopenhauer

AŞKA DAİR III

Âşıklar Defterinden Silindin!...

Semnun Muhib Rahmetullahi Aleyh, yaşı ilerlemiş, ömür merdiveninin son basamağına yaklaşmıştı. Bu yaşına kadar başından evlilik geçmemişti. Ömrünün bu son anlarında, sadece sünnete tâbi olmak ve efendimizin sünnetini yerine getirmek için evlenmek istedi. Bu talep üzerine yakınları ona evleneceği bir kız buldular. Evlendikten sonra aradan geçen zaman içinde Semnun Muhib Hazretleri'nin, hanımı olan kıza karşı bir ilgisi meydana geldi. İlginin meydana geldiği günün gecesinde bir rüya gördü.

Rüyasında kıyamet kopmuştu. Mahşer toplanıyor, her bir kavme ait olmak üzere sancaklar dikiliyordu. Bir sancak gördü ki, büyüklüğü, güzelliği, nuru anlatılamayacak kadar muhteşemdi. Sordu:
–Bu sancak hangi kavim için dikildi?
–Allah onları sever, onlar da Allah'ı sever…" (Maide, 54) âyet–i kerimesine muhatap olanlar için dikildi.

Semnun Muhib bu kavmin arasına girdi. Orada bulunan görevlilerden biri Semnun Muhib'in yanına gelerek, bu topluluğun arasından çıkmasını söyledi ve Semnun Muhib'i oradan çıkardı. Semnun feryadı bastı:
–Beni bu topluluğun dışına niçin çıkardın?
–Bu sancak âşıkların sancağıdır, sen onlardan olmadığın için çıkarıldın.
–Ben Mevlâ'ya olan aşkımdan dolayı dünya hayatında Muhib diye çağrılırdım. Hak Teâlâ Hazretleri benim kalbimi biliyor.

Bu konuşmanın ardından gaipten bir nida işitilir:
"Ey Semnun! Sen muhiblerden idin; ancak gönlün o küçük kıza meyledince, ismini muhibler defterinden sildik.

Semnun Muhib, büyük sıkıntıya duçar olmuştu, kan ter içinde uyandı. Uyanır uyanmaz:
–Ya Rabbi! Bu kız beni sana ulaştıracak yolun önünde bir engel ise, onu yolumun üzerinden kaldır.

Bir zaman sonra dışarıda bir bağırtı, bir gürültü duyuldu. Gürültünün geldiği yere vardıklarında, Semnun Muhib Hazretleri'nin hanımı genç kız, damdan düşmüş ve vefat etmişti...

Canhıraş
(çığlık, bağırtı için) tüyler ürpertecek denli korkunç, yürek parçalayan, acı acı.

Her aşkın sonu mutlu bitmez, bazı aşkların diyeti kandır
Metin sefanın asker arkadaşıydı aynı durakta taksi şoförlüğü yapıyordular duraklarının karşısında bayan kuaförü vardı ve sevgi burada çalışan kızlardan biriydi
Metin sevgiye tutulmuştu daha ilk gördüğü günden itibaren aşık olmuştu fakat bu aşkı kendinden başka kimseye söyleyemedi
Günler birbirini kovalarken sefa metine aksam konuşalım kardeşim işten sonra hem yemek yeriz hem bir konuşmam gerek seninle
Metin tabiki akşam görüşürüz kardeşim deyip müşteriye gitti
Akşam buluştu iki arkadaş
Metin sordu kardeşine
-evet kardeşim anlat bakalım
Sefa söze nasıl başlayacağını bilemedi önce sonra sevgi var ya dedi kuaförde çalışan
- ee ne olmuş sevgiye
- abi ben o kıza çok fena aşık oldum
Metin ne diyeceğini bilemedi donakaldı çünkü en sevdiği arkadaşı ile aynı kıza aşık olmuştu ama artık çok geçti zaten söyleyememişti artık hiç söyleyemezdi de
- biz iki gündür konuşuyoruz sanırım aradığım kadını yani eşim olacak kadını buldum
Sevginin kimi kimsesi yoktu sefa ile ortak yanları ikisi de yetimhanede büyümüşler yaşları dolunca ayrılıp kendi hayatlarını itam ediyorlardı zaten birbirlerine de böyle yaklaşmış kaderdaş olmuşlardı birbirlerinden başka kimseleri yoktu
Metin belli etmeden çok sevindim kardeşim Mevla’m hayırlı etsin inşallah dedi ve muhabbeti böylelikle noktalamış oldu yani araya girmeyi bırak metin tamamen teslim olmuştu bu duruma nasip dedi ve konuyu kendi içinde kapattı
Bir kaç gün sonra son model bir araba kuaförün önüne park etti içinden iri yarı bir adam ve çirkin suratlı bir adam çıkıp kuaföre daldı
Çirkin suratlı adamın işlettiği barın gözde konsomatristi içlerdeydi ve zorla çıkarmaya çalışıyordu
Sevgi duruma müdahale etmek istedi çirkin suratlı bu mendebur adama bağırdı çirkin dışarı polis çağıracağım yoksa
Çirkin suratlı adam kadını adamına doğru itip tut şunu dendikten sonra sevgiye yaklaştı
Sende fena değilsin haaa istersen sende gel benimle çok para kazanırsın ne dersin
Bu iğrenç teklif sonrasında sevgi çığlık attı metin sefa ve iki taksici daha kuaföre daldı ne oluyor diye
Çirkin suratlı adam tehditkâr bir şekilde sevgiye seninle görüşeceğiz ufaklık dedi
Sefa atıldı kimsin lan sen ne görüşeceksin diye arbede başladı kavgayı diğer dükkândan gelenler ayırdı
Çirkin suratlı adam kapıdan çıkarken görürsün seni alacağım diye bağırdı
Sefa ve metini zapt etmek hayli zordu ama çirkin suratlı adam istediğini almak için mutlaka geri gelecekti adamlarından birine emri verdi bu kızı takibe alın
- tamam abi
Bir kaç gün sonra bir müşteriyi bırakıyordu barın birinin önüne burası oldukça lüks biriydi tam adam inerken çirkin suratlı adamı gördü on metre ilerisinde arabadan indi o kadında onun yanındaydı kapıdakiler saygı hürmet gösterip içeri aldılar
Metin arabadan inip kapıdaki adamlara yaklaştı
-pardon bir şey sorabilir miyim? Bu içeri giren adam kimdi
Ne yapacaksın yok geçen benim taksiye bindi buranın adresini verdi is teklif etti bu yanında ki ablayı sanırım evden alıp buraya buradan alıp eve götürmek için bu yüzden gelirsen yardımcı olurum sana dedi bende kimden yardım istiyorum kime çalışacağım bilmek istedim yoksa benim ne işim olabilir ki
Kapıdaki yalaka iri yarı çam yarması gibi adam başladı anlatmaya bu bölgenin abisidir yani mafya bu adama yanlış yapmak demek ölmek demektir eğer işe baslarsan sen sen ol sakın hata etme
Kapıdaki adamı hem böbürlene böbürlene abisini anlatıyor hem anlattıkça kabarıyordu
metin anlayacağını anlamıştı oradan ayrılıp mahalleye geldi direk sevginin evinin önünden geçerken siyah bir araba fark etti içinde bir adam oturuyordu herhâlde öylesine biridir diye umursamadı açıkçası eve gidip yattı
Sabah kalktığında hala araba ve adam oradaydı bunda bir iş var kesin diye içinden geçirdi haksız da değildi
Durağa gitti sefa daha yeni geliyordu bir şey söylemedi birazdan sevgi gelip dükkanı açtı aynı araba şimdi gelip elli metre ileriye park etti metin durumu anladı bu adam o çirkin suratlının adamıydı
Sefaya belli etmedi ama durumu anlatmak zorundaydı kardeşim hadi biraz konuşalım çay içelim ne dersin sefa olur dedi kalktılar bir çay bahçesine gidip oturdular metin durumu olduğu gibi anlattı ve tek çare sizin buradan kaçmanız dedi son olarak
Sefa şaşkındı ama mecburdu da sevgiye bir şey olmasından korkuyordu bu yüzden kabul etti
Hemen sevgiye telefon edip kıza durumu olduğu gibi anlattı kız kaçmayı mecburen kabul etti
Metin adamı oyalayacak sefa kızı alıp kaçacaktı
Birazdan durağa geçtiler plan hazırdı
Metin adamın yanına gitti
- selamün aleyküm kardeş araba kaç model satılık mi jantlar yenimi soru yağmuruna tuttu adam birine cevap verse üçüne vermiyordu gözü sevginin dükkanındaydı
Metin arabanın yanında dolaşıyor sorularına devam ediyordu
O ara kız dükkandan hızlıca çıktı sefanın arabasına atladı adam hamle yaptı ama metin adamın üstüne atlayıp boğuşmaya başladı
- ulan size kız kaptırır mıyım diye bağıra bağıra boğuşuyordu kısa süre içinde sefa ve sevgi gözden kayboldu
Metini ve adamı komşular gelip birbirinden ayırdı
Adam arabaya bindi neye bulaştığını bilmiyorsun bittin sen diye tehdit savurup gaza bastı
Metin gece iş bitiminde eve girerken kafasında bir ağırlık hissetti olduğu yere yığıldı.



Metin gözlerini açtığında karanlık bir odanın içindeydi ölüm sessizliği sarmıştı her yanını elleri oturduğu sandalyenin arkasına bağlıydı ayakları sandalyenin bacaklarına ağzı kapalıydı kan dolu burnundan zorla nefes alabiliyordu ayakları buz kesmişti ayak parmaklarını hissetmiyordu bedeni çıplaktı belki sadece mahremini örtecek kadar kapalıydı nefesi titriyor ve içinden imdat çığlıkları sessiz birer nida gibi göğüs kafesinde yankılanıyordu bir çok uzvunun hissini yitirse de şuuru bilinci açıktı
Buraya nasıl geldim Allahlım yardım et diye içinden dualar ediyordu
Kaç saattir burada olduğunu bilmiyordu annesi Züleyha hanımı babası Rüstem beyi ve küçük kardeşi nazlıyı merak ediyordu acaba onlara da ulaştı mı bu deyyuslar diye öfkeyle mırıldandı
Kurtulmak için sandalyesini sendeletse de başaramadı ve hareket ettikçe plastik kelepçenin kenarları bileklerini daha çok incitiyordu boğulan bir adamın feryadı gibi soluk bir bağırtı yankılandı boş odanın yada deponun buz kesmiş duvarlarında
Kısa süreli bir sinir krizi geçirdi gücünün kurtulmaya yetmemesi bu lanet yerden kurtulamama kaygısı bütün sinirlerini alt üst etmeye yetmişti daha fazla göz yaşlarını tutumayıp özgür bıraktı
Kendini ve ruhunu dinlendirmesi gerekiyordu bunun için güzel anıları hatırlamak en güzel çıkış kapısıydı
Vücudunun bir çok yerinde ağrıları vardı bu ağrıların bazıları öyle şiddetliydi ki dayanılmaz acılar içinde metini kıvrandırıyordu bunlardan kurtulmam gerek en azından biraz olsun unuturum niyetiyle eski günleri güzel günleri anımsamaya başladı
Henüz çocukken izinsiz girdiği bahçeleri hatırladı önce bahçe sahibinin onları nasıl kovaladığı kaçarken düştüğü fosseptik çukurunda nasıl debelendiğini hatırlayınca acı acı kahkaha attı kendine
Sonra okulda arkadaşları ile aldıkları bir paket sigarayı saklayacak yer bulamayınca damakları hissizleşinceye kadar içip bitirdiklerini hatırladı
Sonra ilk aşkını aslında bu acı vericiydi ve kapanan yaralarının yeniden kanaması gibiydi bunun çocukça ve saçma bir fikir olduğunu kabullenip bu kısmı atlıyor
Sonra askere giderken alkış tutan en büyük asker bizim asker sloganlarına karışmış kendini hatırladı güzel heyecanlı bir gündü bu ufak bir kaza olmuştu konvoyda aracın biri otoyolda raks edercesine giderken başka bir araca toslamış olsa da o gün güzeldi
Askerliğini hatırladı ilk günden son güne kadar çıktığı görevleri aldığı cezaları karıştığı bir kavgadan dolayı her yanı simsiyah olana kadar sırtında taşıdığı kömürleri hatırladı
Sonra dönüşünü annesine babasına heyecanla hasretle sarıldığı günü o askerdeyken doğan küçük nazlıyı hatırladı
O ara demir kapının gıcırdamasını duydu pür dikkat kesilip sesleri dinlemeye başladı yankılanan ayak sesleri adım adım yaklaşıyordu heyecanı hat Safhadaydı çıkmış tutsak olmanın acı vahameti karşısında çaresizce bekliyordu
Karanlığın içinden tok bir ses yükseldi açın ağzını
Arkadaşın olacak o piç nerede sevgiyi nereye sakladınız
Metin nefesini toplamaya çalışıyordu saatlerdir ağzındaki bezin düğümü ağzını uyuşturmuştu güçlükle konuşuyordu
-arkadaşım kimsesiz olabilir ama piç değil burada bir piç varsa oda muhtemel ki sen ve adamlardan başkası değil
Suratına inen bir yumrukla sandalyeyle beraber sağ tarafa doğru savrulup düştü yumruğun ve düşünce başını beton zemine çarpmasına dayalı kısa süreli bir bilinç kaybına uğradı dev gibi iki el tutup kaldırdı yerden metin kendine gelmeye çalışıyordu
Yüreği ve bütün varlığı çirkinliğin en dibine vurmuş bu namert ses tekrar ediyordu
-Neredeler söyle yoksa buradan çıkman muhtemel bile değil seni öyle
-bilmiyorum bilsem de o masum çocukları sana nasıl teslim edeceğimi düşünüyorsun ahmak herif
Devam edemeden bir yumruk daha patlıyor metinin suratına ve yine kan revan yerde
- ben biliyorum seni nasıl konuşturacağımı piç oğlu piç. Alın şu mendeburun babasını içeriye açın gözlerini
Emri uygulayan devasa boyuttaki haydut kılıklı herif metinin gözlerini açtı
Uzun zamandır kapalı olan gözleri hiçbir şey görmüyordu bir kaç dakika sonra metinin babası Rüstem beyin sesi duyuldu
-iyiminsin oğlum ağlayan inleyen bir babanın feryadıydı bu
-- iyiyim baba şükürler olsun iyiyim
-evladım ne oluyor burada kim bu adamlar bizi niye getirdiler buraya kötü bir şey mi yaptın sen
-hayır baba müsterih ol senin başını önüne eğecek hiçbir şey yapmadım
-evladım niye buradayız öyleyse kim bu kılıksız adamlar
Çirkin suratlı çirkin yürekli adam o pis sesiyle gürledi
-oğlun olacak bu hergele ile arkadaşı piç sefa bir kız kaçırdı sefa ve kız ortalarda yok eğer oğlun konuşmazsa ilk seni öldüreceğim hadi söyle yavrucuğuna da seni kurtarsın
Metine dönüp pis pis sırıtarak metin babanı kurtarmayacak mısın hadi söyle nerede olduklarını babanı anneni ve nazlıyı al git buradan söz bir şey yapmayacağım
Bu kelimeleri sıralarken kıllı çirkin suratı hain gülümsemelerle metine bakıyordu
-evladım biliyorsan söyle de gidelim buradan hadi oğlum annen ve kardeşin diğer odada yaşlı babanı anneni kardeşini düşün
-metin ağlamaya başlamıştı babacığına acı acı bakıyordu
Yemin ediyorum ki bilmiyorum baba bırak babamı aşağılık herif bırak bırak diye. metin inliyordu dev gibi adam Rüstem beye öyle bir yumruk indirdi ki Rüstem bey muhtemelen yere fırladığını bile anlayamadan bayılmıştı
Metin öyle feryat etti ki baba diye bütün odanın duvarları metinin sesine eşlik edip baba diye haykırıyordu.
Çirkin adam emri verdi kaldır şu yaşlı bunağı
- konuş lan şerefsiz konuş babanı hiç mi sevmiyorsun adamın senin yüzünden düştüğü hale bak sen nasıl bir evlatsın hayırsız piç
Metin çırpınıyordu ama nafile kurtaramıyordu ellerini ayaklarını
- ..... çocuğu ..... çocuğuuu diye metin ciğerlerini yırtarcasına kadar bağırıyordu
Çirkin surat belindeki tabancayı çekip Rüstem beye üç el ateş etti
Rüstem bey bir dakika kadar çırpınarak ruhunu teslim ederken gözleri oğlu metine bakıyordu
Metin şoka girmiş neye uğradığını şaşırmış öylece baka kaldı nefesi tutuldu sesi kısıldı yok oldu resmen
Çirkin surat yeni bir emir verdi
- kaldırın şu vadesi buraya kadar olan mendeburu annesini getirin
Metin ne yapacağını ne diyeceğini bilmiyordu babasının ayaklarından iki kişi tutup odanın karanlık köşesine çektiler sürükleyerek
Metin karanlıkta babası kaybolana kadar izledi hala kendinde değildi babası dünyası her şeyi yıkıldı aklı bulanıktı bildiği ne varsa unutmuştu kolları ayakları başı her yeri uyuşmuş gücünü tamamen yitirmişti
Az sonra annesini içeriye aldılar annesi Züleyha hanımı kollarından sürükleyerek getirip sandalyeye az önce babasının oturduğu yere oturttular
Annesi metinim diye feryat etti oğlunu görünce ama omuzlarında ki iki büyük el yüzünden kalkamadı kadıncağız.
Metin annem özür dilerim annem seni kurtaracak kadar bir şey bilmiyorum vallahi bilmiyorum yalvarıyorum bırakın annemi Allah rızası için annemi bırakın bilmiyorum bilmiyorum diye inliyordu
Çirkin suratlı adam Züleyha hanımın kulağına doğru eğilip
- sen nasıl bir annesin şu yetiştirdiğin çocuğa bak az önce babasının ölümüne sebep oldu şimdi senin ölümüne sebep olacak ama merak etme ben cezasını vereceğim sen sakin ol ben çok bir şey istemiyorum
Sesini güreştirerek şu yavşak oğluna söyle kızın yerini söylesin diye bağırdı.
Züleyha hanım korkarak evladım ne diyor bir adam baban nerede sen mi öldürdün babanı ne diyor bu adam
Metinin dünyası kararmış kısık sesiyle hayır anne babamı sadakatim ve dürüstlüğüm öldürdü bu adam öldürdü anne babamı öldürdü derken hüngür hüngür ağlıyordu
Şimdi Züleyha hanımda ağlamaya başlamıştı
- evladım söyle değer miydi bunca şeye ne olur söyle kurtar bizi anacığı yalvarıyordu resmen oğluna
Metin yemin ediyordu vallahi bilmiyorum anne bilsem söylemez miyim babam öldü sen buradasın kardeşim burada bilsem söylemem mi
Çirkin surat atıldı lafa
Bak oğlum söyle nerde olduklarını yoksa annenin de sonu baban gibi olacak inat etme lan yemişim dostluğunu arkadaşlığını annenden babandan daha mı kıymetli o piç söyle kurtulun hadi
Metin yalvarıyor yeminler ediyordu kafayı kıza takmış çirkin surat tatmin olmuyor daha çok baskı uyguluyordu metinden bir şey çıkamayınca tek el ateş sesi odayı hüzne boğmuştu
Züleyha hanım sandalyeden yere yuvarlanıp oracıkta kaldı
Metin anne diye feryat etti ki artık sesi çıkmıyordu bile bağırmaktan sesi kısılmıştı kolu kanadı kırıldı daha fazla dayanamayıp bayıldı
Çirkin surat emri verdi ayıltın şunu kaldırın su kadını yerden ulan bir inat uğruna iki kişiyi mort ettik iyimi bastı kahkahayı
Metinin kafasına serpilen su ile kendine gelmişti
- Allah belanı versin Allah seni kahretsin vicdansız köpek diye inliyor ve ekliyordu beni öldürseydin keşke onların ne günahı vardı zalim zulümkâr Allah belanı versin diye ağlıyordu
Çirkin surat yeniden konuşmaya başladı ulan şerefsiz suçlu ben miyim ben öldürmedim senin zavallı anneni babanı sen öldürdün sen, senin inadın öldürdü
Ama merak etme birazdan acılarına son vereceğim annene babana kavuşacaksın ha nazlıyı merak etme o artık benim benden aldığınızın karşılığında kardeşini senden alıyorum açıkçası bu alışverişi sevdim
Metinin kanı donmuştu bu domuz herifin söyledikleri karşısında
- vur ulan .... çocuğu vur bilsem de artık söylemem canın cehenneme senin diye küfürleri sıralarken çirkin surat tabancasında kalan 10 mermiyi metinin vücuduna rast gele boşalttı
Zavallı metin vücudu delik-deşik bir hâlde sandalyenin üzerinde kalmıştı gözleri annesine doğru ışığını usulca kaybetti.
Geber piç geber diye gürledikten sonra adamlarına emri verdi bunların leşini yakın bunlardan geriye toz bile kalmasın.
Son emri verip çıktı nazlının yanına gidip yüzündeki vahşeti gizleyerek artık sen benimlesin sevgi dedi
-hayır benim adım nazlı
Çirkin surat anneni babanı ağabeyini kaybettik trafik kazası geçirdiler onlar artık yoklar anladın mı artık sen ve ben varız biz ikimiz hadi şimdi sana yeni elbiseler alalım bu kötü günü unutalım gitsin ne dersin
Nazlı ağlıyordu annesine babasına ağabeyine kimsesi kalmamıştı nereye kime gideceğini bilmiyordu korkuyordu ve bu adamla gitmesi gerektiğini çocuk bile olsa idrak edebilmişti yaşlı gözlerini koluna sile sile çirkin suratlı bu adamın elini tuttu ve usulca yürüyüp gecenin karanlığında uzaklaştılar oradan....

Semavi

Simurg Atlantis ELF (ϜϓſϞ), bir alıntı ekledi.
 24 Eki 2017 · Kitabı okudu

YAŞLI HOKKABAZ (ÖYKÜ)

Tatile çıkmış kalabalık dört yana seriliyor, yayılıyor, bol bol eğleniyordu. Cambazların, hokkabazların, hayvan oynatıcıların, gezgin satıcıların bel bağladıkları şenliklerden, yılın kötü günlerinin acısını çıkaracak şenliklerden biriydi.

Halk böyle günlerde acıyı, çalışmayı, her şeyi unutur gibi gelir bana; tıpkı çocuklara benzer böyle günlerde. Kü­çükler için bir tatil günüdür bu, okul korkusunun yirmi dört saatliğine defedilmesidir. Büyükler içinse, yaşamın kötü güçleriyle yapılan savaşta bir ateşkes, evrensel yorgunluk­ta, evrensel çarpışmada bir soluk alıştır. Kibar dünyanın insanları bile, düşünceyle ilgili çalış­malarla uğraşanlar bile bu kitle şenliğinin etkisinden güç sıy­rılırlar. Bu kaygısızlık havasından kendilerine düşen payı onlar da içlerine çekerler ister istemez. Bana gelince, gerçek bir Parisli olarak, böyle şenlik günlerinde hindiler gibi kaba­ran bütün o barakaları gözden geçirmeyi hiç kaçırmam.

Zorlu bir yarışmaya girişmişlerdi gerçekten: Bağırıyor, böğürüyor, uluyorlardı. Bir bağırtı, bakır şangırtısı, füze patlaması karışımıdır gidiyordu. Külâhları kırmızı kordelâlı maskaralar, palyaçolar, yelden, yağmurdan, güneşten sertleşmiş yüzlerini buruşturuyorlardı; etkilerinden kuşku duymayan oyuncuların güveniyle parlak sözler söylüyor, şa­kalar savuruyorlardı. Moliére’in şakalarındaki gibi yüklü ve sağlam bir güldürücülük vardı şakalarında. Kollarının ba­caklarının kocamanlığıyla mağrur, orangutanlar gibi alınsız ve kafasız Herkül1er, bugün için dünden yıkanmış kispetle­rinin içinde kurum satmaktaydılar. Periler, prensesler gibi güzel oyuncu kızlar, eteklerini kıvılcımlarla dolduran fenerlerin ışığı altında zıplıyor, taklalar atıyorlardı.

Işık, toz, sevinç, gürültü olmuştu her şey; kimileri har­cıyor, kimileri kazanıyorlardı, harcayan da, kazanan da aynı derecede sevinçliydi. Çocuklar bir çubuk şeker koparabilrnek için annelerinin eteğine asılıyor ya da bir tanrı gibi göz kamaştırıcı bir hokkabazı daha iyi görebilmek için babaları­nın omuzlarına çıkıyorlardı. Dört bir yanda bir kızartma ko­kusu dolaşıyor, bütün kokuları gölgede bırakıyordu; şenli­ğin buhuru gibiydi.

Barakalar dizisinin ucunda, en ucunda, sanki utanmış da kendini bütün bu debdebeden sürgün etmiş gibi duran, zavallı bir hokkabaz gördüm; kamburdu, bitkindi, kocamış­tı, bir insan yıkıntısıydı, kulübesinin direklerinden birine be­lini vermişti; kulübesiyse hayvanlığa en yakın vahşinin kulü­besinden de düşkündü, akıp tüten iki mum yokluğunu daha bir iyi aydınlatıyordu.

Her yanda sevinç, kazanç, eğlence; her yanda ertesi gün de bir ekmek yeme güveni; her yanda canlılığın taşkın patlayışı. Burada salt yoksulluk, dehşet tam olsun diye de karşıtlığı sanattan çok yoksulluktan ileri gelen, gülünç pa­çavralarla gülünç bir kılığa girmiş yoksunluk. Gülmüyordu düşkün adam! Ağlamıyordu, oynamıyor, el kol sallamıyor, bağırmıyor, yalvarmıyordu, ne sevinçli, ne de dertli hiçbir türkü söylemiyordu. Dilsizdi, kımıltısızdı. Her şeyden el çek­mişti, vazgeçmişti. Yazgısını tamamlamıştı.

Ama oynak dalgaları soğuk yoksunluğunun birkaç adım ötesinde duran kalabalığa, ışığa, ne derin, ne unutul­maz bir bakışla bakmadaydı! İsterinin korkunç elinin gırtla­ğımı sıktığını duydum, bu düşmek istemeyen, bu söz dinle­mez gözyaşları gözlerimi kamaştırır gibi oldu.

Ne yapmalıydı? Bu pis kokulu karanlıkların içinde, yırtık pırtık perdesinin ardında hangi tuhaflığı, hangi harikayı göstereceğini talihsizden sormak neye yarardı? Aslı­na bakarsanız, göze de alamıyordum bunu; çekingenliğimin nedeni belki sizi güldürür ama ben gene de söyleyeyim; guru­runu incitmekten korkuyordum. En sonunda, düşüncemi sezeceğini umarak, geçerken tahtalarından birinin üzerine birkaç kuruş bırakmaya karar vermiştim. Ama bu sırada, kim bilir hangi kargaşalığın yol açtığı bir insan dalgası beni uzaklara sürükledi.

Dönüşte bir türlü aklımdan çıkaramıyordum bu gö­rüntüyü, beklenmedik üzüntümü çözümlemeye çalıştım, sonra şöyle dedim kendi kendime: Bir zamanlar kahkahadan kırıp geçirdiği bir kuşaktan artakalmış ihtiyar kalem adamı­nın görüntüsünü gördüm ben; yoksunluk yüzünden, halkın nankörlüğü yüzünden böylesine düşmüş, barakası unutkan kalabalıklarca hor görülmeye başlanmış yaşlı ozanın; dost­suz, ailesiz, çocuksuz yaşlı ozanın görüntüsünü gördüm.

(Düz yazı Şiirlerinden)

Elem Çiçekleri, Charles BaudelaireElem Çiçekleri, Charles Baudelaire