Eylül... Birkaç gün hava ne kadar güzel olsa, bu kadarcık fani güzelliğe bile minnettar olmak gereken bir ay; içine birkaç günlük kış hücumundan acı düştüğü için, o güzel havaların, devamlı yazın artık nasıl geçmiş, sadece bir mazi olmuş olduğunu hissettiren bir üzüntü ve hasret ayı.
Onun hayatı da öyle değil miydi?
Sovyetler Birliği'nin dağılmasından sonra düşman arayışına giren ABD ve müttefiki Batılılar İslam ve Müslümanlığa saldırmak için müthiş bir fırsat elde etmişti.
Bu uzun güneşli günleriyle, sıcak geceleri, göz kamaştıran gökleri, nefes boğan tozlarıyla insanı artık bıktıran yazdan sonra, sessizlik ve tembelliğe meyilli insan doğasına pek uygun gelen, insana köşelere, bucaklara, soba yanlarına sokulma hissi veren soğuk, tembel kış fikri, uzun yağmurları, siyah gökleri, çamurlu sokaklarıyla akşamlara kadar evden çıkmaktan korkutan kış fikri onu kendinden geçirdi. Bu yağmur uzun rehavetlerden sonra sanki sinirlerini ferahlatıyor ve bu his onun kış arzusuyla buluşarak onu sevindiriyordu. Özellikle kışın asıl gelme anı, hep renk ve ışıktan, bütün sıcaklık ve parlaklıktan yorulmuş sinir ve duygular için, kış vehminin geldiği bu ilk gün pek hoșuna gidiyordu.
O zaman Eylül kendisine, doğada ilk yılgınlık ayı, ölümlülüğü ilk hissetme ayı, ilk faydasız mücadele arzusu gibi, hayatın ne olduğunu anlayıp farkına varılmadan geçen güzel geçmişin hasretiyle ilk boynu bükülen ay gibi göründü.