• Popüler kültürün bir mağduru daha..
    Okumadan elde gezdirilen, kahve ile fotoğrafı instagramda sıkça paylaşılan bir yazar İbrahim Tenekeci. Hadi okusa neyse, ama mazallah sayfalar eskir.
    Yine kursta bir arkadaşta görmüştüm Ibrahim Tenekeci'yi. Uçuş denemeleri isimli kitabıydı. Kız bana kitabın sayfaları eskir diye vermedi kitabı. Böyle bahane mi olur? Yemedik kitabını al senin olsun diyemedim. İçimde kaldı. İnşallah denk gelir de burayı okur, alır cevabını. Neyse.
    O zamandan sonra yazarı sıkça görür oldum.  Ama ya parasızlıktan ya da başka kitaplara yatırım yapmaktan bir türlü tanışamadım yazarla. Kısmet bu zamanaymış. Bu zamanaymış da, biraz geç oldu.. Olsun.

    Arkadaşı kardeşime altı çizili olarak hediye etmiş bu kitabı. Ne kadar da nahif ruhlu bir arkadaş. Mesela benim arkadaşlarım benim kitapları deli gibi sevdiğimi, hediye olarak kitap alınca havalara uçtuğumu bildikleri halde doğum günümde kupa koleksiyoncusu haline geldim. Yok canım tabiiki kıskandım. Ama konumuz bu değil.
    Kardeşimden alıp okumak için kitaba el koymamla sonunda gecikmiş bir tanışma tamamlandı.
    Gelelim kitaba:

    Kitap iki bölümden oluşuyor vs. teknik bir inceleme yaparak kitaptaki samimiyeti öldürmek istemiyorum. Ama azcık kullanmak zorundayım. Mazur görün. ^^

    Kitabın ilk bölümü gezi yazılarından, bolca kuş, çiçek ve ağaçtan oluşuyor. Ama öyle bildiğimiz gezi yazıları değil. Dağlar, mağaralar, köyler..

    Aynı şeylerden zevk aldığın insanlarla yapılan gezilerin güzelliğini anlatmaya gerek yok. Ve ben İbrahim Tenekeci ile çoğu konuda el sıkışan bakış açıma dayanarak onunla gezi arkadaşı olmak isterdim.
    Bir gün onun ardına takılıp muazzam su kaynakları olan bir dağa, ardından dağdan inerken güzelim Anadolu insanlarının yaşadığı bir köye gidip gezmek isterdim. Bir gün olsun gerçekten yaşamak belki.. Toprakla, suyla el ele. Toprağa yakın, insana uzak..

    Ve tabiiki ağaçlar..
    Ağaç tepelerinden inmeyecek kadar şanslı olan çocukluğuma göz kırpıyor ve ağaçların tepesine çıkıp meyve yemenin zevkini bilmeyen çocuklara hüzünle bakıyorum.
    Hele ki erik. Dalların yeşil yıldızı..
    Ceplerini kütür kütür eriklerle doldurup, onları üstüne başına silerek temizledikten sonra yemeyen bir çocuk eriğin tadını nereden bilebilir?
    Kreşte çalıştığım dönem bahçedeki ağaca çıkıp öğrencilerime kayısı toplamıştım. Sonra onları o ağacın altında bi güzel yemiştik. Umuyorum ki o çocuklar o kayısıların tadını unutmaz ve ağaçlardan uzaklaşmaz..

    Tabii meyve ağaçlarının yanında bir de anıt ağaçlar var. İlk defa Bursa gezimizin dönüşünde gördüğüm, bu kitap sayesinde de sayılarının hiç de az olmadığını öğrendiğim anıt ağaçlar..
    Şimdi plansız kentleşmeye boyun bükmüş ve yok olma tehlikesiyle karşı karşıyalar. Bir insan Selçuklu ve Osmanlıyla yaşıt olan ağaçları nasıl yok eder? Neden yok eder?
    "Kanunlarla hiçbir şeyi koruyamazsınız, insanın içinde olacak." (s.56) diyor İbrahim Tenekeci. Susuyorum..

    Şimdi ufak bir teknik bilgi daha. İlk bölüm kendi içinde 36 bölüme ayrılıyor ve bu bölümlerden sadece 10 tanesi dağ gezileri ile ilgili. (evet saydım)
    Yani bir kitabı sevmemek çok başka, yanlış tanıtmak çok daha başka..

    Kitapta anlatılan her şeye ufak ufak değinmek istiyordum ama bir başlayınca uzun uzun yazdığımı farkedince bu düşüncem uzaklaştı.
    Kısacık değinmem gerekirse; gökyüzünün sahipleri kuşlar, çiçeksiz çiçekçi dükkanları, Mustafa Kutlu'nun çiçek sevdası, bahara nahif bir bakış ve yolculukların güzelliği ile dopdolu ilk bölüm.
    Bir çok yazarın sözleriyle yoğrulmuş konular. Yeni yeni yazarlar tanıdım. Yeni yeni kuş, ağaç, çiçek cinsleri öğrendim. Benim için dopdolu bir kitaptı..

    İkinci bölümde biraz İstanbul, bolca çocukluk, kaderin büyüsü, kara bir tren, mektupların vazgeçilmezi pullar, dolma kalemler, tesbihler vardı. Bildiğimi zannettiğim şeyler hakkında ne çok bilmediğim varmış meğer..

    Bilmediklerimin yanında içimi acıtan ve haberlerde göstermedikleri acı gerçekler..
    Doğamız yok oluyor. İnsanlar buna kör. Günü birlik gittiğim yeri neden temiz tutayım kafasında yetişen bir nesil yetişiyor. Hani geleceği anlatan filmlerin çoğunda evler neredeyse gökyüzünde, gökyüzü gri ve etrafta hiç ağaç yok ya.. Korkarım gerçek olacak bu senaryolar. Bir çiçekte huzuru tatmanın güzelliğini bilmeyen çocuklar, kimseye huzur vermez olacak. Sanki böyle giderse gelecekteki insanlar cepleri para dolu, kalpleri boş olacak..
    Ben bunları gördükçe eskileri özlüyorum. Keşke eskilerde yaşasaydım diyorum..
    80'lerden beri bu kadar kötüleşen insan kalbi, gelecekte kim bilir ne kadar kötüleşecek? Bu soru korkutuyor. Eskileri daha çok özletiyor..

    Normalde bana kalsa kitabı öve öve bitiremezdim ama biri gelip kitabı benim tavsiyemle ojur ve sevmezse yine başıma bela olur. O yüzden bu kadar anlatımla yetiniyorum.
    Kendinizden bir parçaya rastlarsanız çok seveceğiniz bir kitap. Ben kendimden birçok parçaya rastladım. O yüzdendir bu sevgim...

    Arada aklıma geliyor ve kitabn kapağını okşuyorum. Az önce sarıldım. Sevgimi belli etmeden duramama şeysi işte bu benimki.
    Ve sonsöz: "Sevgili İbrahim Tenekeci, size baba diyebilir miyim? Hani şu kızlarıyla dost olan babalardan.."
  • Ah Svevo Bandini, öyle sevmedim ki seni! sadece ve sadece Arturo'ya fazlasıyla hak verdiğim için asla kötü birşey söylemeyeceğim senin hakkında burada.
    Kitaba beni bağlayan ise Arturo'ydu. Onun bakış açısı öyle dürüst ki. Babasına, annesine, kardeşlerine ve Rosa'ya.. Öyle dürüst ve doğru analizler.
    John Fante'nin varlığı ile bu kitap ile tanıştım. incecik kitaba ne çok duygu sığdırmış!. kitaplara ulaşmam o denli zor oldu ki okumak için o kadar çabaladım. şimdi elimde "Los angeles yolu"nu tutuyorum. hemen başlayacağım. Arturo ile devam edecek olmam öyle güzel ki.
  • bütün yeryüzünü bir sofra-i nimet eden ve bahar mevsimini bir çiçek destesi yapan ve o sofranın yanına koyan ve üstüne serpen bir Cevvad-ı Kerim... (çok çok cömert olan Allah CC)
    İman ve Küfür Müvazeneleri - 37