Sana buraya bazı şeyler koyuyorum. Yol boyunca aklında olsun. Lazım olursa açar okursun. Olmazsa da olsun, bir zararı yok burada dursun. Şuraya bir cümle koydum. Bırak, acımızı birileri duysun. Hem zaten şiir niye var? Dünyanın acısını başkaları da duysun! Acı mıhlanıp bir kalpte durmasın. Ortada dursun. Olur ya biri eline alır okşar, biri alnından öper. Az unutursun. Buraya tabiatı koydum. Ağaçları, suyu, ovayı, dağı. Onlar bizim kardeşimiz, çok canın sıkılırsa arada onlarla konuşursun. Buraya, küçük mutlu güneşler koydum. Günlerimiz karanlık ve çok soğuyor bazı akşamlar, ısınırsın. Buraya, bir inanç bir inat koydum. Tut ki unuttun, tekrar bak, o inat neyse sen osun. Buraya yolun yokuşunu koydum. Bildiğim için yokuşu. Zorlanırsa nefesin, unutma, ciğer kendini en çabuk onaran organ, valla bak, aklında bulunsun. Buraya umutlu günler koydum. Şimdilik uzak gibi görünüyor, ama kimbilir, birazdan uzanıp dokunursun.
Hangi tür kitapları seviyorsun? 🔎 Polisiye 💕 Romantik 🚀 Bilim Kurgu 🏰 Fantastik 📖 Klasik 🧠 Kişisel Gelişim 🏛️ Tarih 😱 Gerilim
Yıllar boyu hastanede yatacak olan felçli bir baba, bununla nasıl baş edebilirdim ki? Uzun bir nekahet dönemi yaşayan babam beni yanına çağıracaktı, ya gitmeyip onu hayal kırıklığına uğratacaktım ya da gidip kendimi hayal kırıklığına uğratacaktım. ... Oraya gitmek, babamı hastayken ziyarete gitmek istemezdim, Solveig gibi güçlü olmak isterdim, güçlü olmayı ve şöyle demeyi umardım: Artık çok geç. Ama Astrid ve annem başımın etini yiyip bana baskı yaparlardı, büyük kızıyla barışmaktan başka bir arzusu olmayan hasta, felçli ve zavallı bir adama eziyet etmekle suçlarlardı beni, öyle ki bu kız çocuğunun adamın ona yaptıkları hiç olmamış gibi davranması gerekirdi, bunu ondan esirgeyecek miydim gerçekten? Sanki mesele ilkelerimde inat etmemmiş, sanki mesele bir duygular meselesi, derin duygular meselesi değilmiş gibi. Beni suçlayacaklardı, çok tatsız olacaktı, uzun süre yatacak olursa anneme, Astrid ve Åsa'ya bu zorlu bakım konusunda yardımcı olmam için baskı görecektim, reddettiğimde bana çok öfkeleneceklerdi, hastanenin çalışanlarına, etraftakilere benim duyarsızlığımdan, bencilliğimden, şefkat yoksunu olduğumdan dem vuracaklardı, ama olmadı işte, babam öldü gitti. Hafiflediğimi hissettim, babamdan korktuğumu anladım, bir korku ortadan kalktı, o taraftan hep bir tatsızlık gelebilirdi, ama artık gelemez. Babam öldü. Şikayetler, suçlamalar, iğnelemeler, aynaya bak, karşında bir psikopat göreceksin lafları yoktu artık, babam öldü. Bana bir şey yapamazdı artık. İşin aslı, babam son yıllarda bana bir şey yapamıyordu, babamdan korkarak dolanmıyordum artık ortalıkta, ancak belki de öyle yapmışımdır, belki de babamın korkusu bedenime sinmiştir. Ne yapacağı belli olmayan saldırgan bir aslan varken ondan korkmayı bırakmak zordur ama şimdi aslan öldü.
Sevgilim bak, geçip gidiyor zaman; Aşındırarak bütün güzel duyguları. Bir yarım umuttur elimizde kalan, Göğüslemek için karanlık yarınları.
Sayfa 394·Kitabı okuyor
Fark Etmenin Bedeli
“Zeki insanlar hep dertlidir. Zekâ iyi bir şey değil. Beyin sürekli analiz hâlinde. Biri sana bir hareket yaptığında, onu ne amaçla yaptığını anında anlayıp kendine mis gibi dert ediniyorsun. Ama aptallara bak; dünyadan haberi yok. Bu hayat aptallara güzel, zekilere ise zindan..”
Alıntı
“Tek bir kelime; Allah belanızı versin!” Güldü. “Altı kelime etti.” Söylediği şeylerle iyice çıldırarak kaşlarımı çatıp ona sırrımı döndüm. “Adamın takıldığı şeye bak! Ha bir kelime, ha altı ke­lime, ne önemi var? Harfleri de say, tam olsun!” diye homurda­narak bir adım atmıştım ki “ilk cümlende 31, son cümlende ise 76 harf var,” dedi.
Sayfa 323 - Sedef&Alaz·Kitabı okudu