Yıllar boyu hastanede yatacak olan felçli bir baba, bununla nasıl baş edebilirdim ki? Uzun bir nekahet dönemi yaşayan babam beni yanına çağıracaktı, ya gitmeyip onu hayal kırıklığına uğratacaktım ya da gidip kendimi hayal kırıklığına uğratacaktım.
...
Oraya gitmek, babamı hastayken ziyarete gitmek istemezdim, Solveig gibi güçlü olmak isterdim, güçlü olmayı ve şöyle demeyi umardım: Artık çok geç. Ama Astrid ve annem başımın etini yiyip bana baskı yaparlardı, büyük kızıyla barışmaktan başka bir arzusu olmayan hasta, felçli ve zavallı bir adama eziyet etmekle suçlarlardı beni, öyle ki bu kız çocuğunun adamın ona yaptıkları hiç olmamış gibi davranması gerekirdi, bunu ondan esirgeyecek miydim gerçekten? Sanki mesele ilkelerimde inat etmemmiş, sanki mesele bir duygular meselesi, derin duygular meselesi değilmiş gibi. Beni suçlayacaklardı, çok tatsız olacaktı, uzun süre yatacak olursa anneme, Astrid ve Åsa'ya bu zorlu bakım konusunda yardımcı olmam için baskı görecektim, reddettiğimde bana çok öfkeleneceklerdi, hastanenin çalışanlarına, etraftakilere benim duyarsızlığımdan, bencilliğimden, şefkat yoksunu olduğumdan dem vuracaklardı, ama olmadı işte, babam öldü gitti. Hafiflediğimi hissettim, babamdan korktuğumu anladım, bir korku ortadan kalktı, o taraftan hep bir tatsızlık gelebilirdi, ama artık gelemez. Babam öldü. Şikayetler, suçlamalar, iğnelemeler, aynaya bak, karşında bir psikopat göreceksin lafları yoktu artık, babam öldü. Bana bir şey yapamazdı artık. İşin aslı, babam son yıllarda bana bir şey yapamıyordu, babamdan korkarak dolanmıyordum artık ortalıkta, ancak belki de öyle yapmışımdır, belki de babamın korkusu bedenime sinmiştir. Ne yapacağı belli olmayan saldırgan bir aslan varken ondan korkmayı bırakmak zordur ama şimdi aslan öldü.