— Halide Hanım’ın geniş omuzlu ela gözleri şöyle bir sarsıldığında, tıpkı karasinekli bir Eylül ezanı ikindisi gibidir.
Hey babam be!
O sıra balkon harbi çatlak vermiş,
başına başına eşarp bağlamış küçük fahişeler,
cemre sarhoş olmuş,sinelere düşmüş bu defa.
Emirgan Korusu,ebruli başını öne eğmiş...
Tabii, orası muşmuş;çünkü miş’li geçmiş zamandan birkaç adet afet kuş gelip,
Halide’nin megoşlarının ucu ucuna konmuş;
evvel azmin içinde,
kalbur orgazmın içinde.
Tabii,Halide seks eroinmanı bir herifin koynunda.
ve şehvet doğanın soluk alışını duymak olmuş
“işler yolunda caanaanım!” diye diye halide’nin bacakarasında yoğrulup yamulup ve hatta unutulup kalmış umut!
Sen akşamlar kadar büyülü, sıcak,
Rüyaların kadar sade, güzeldin,
Baş başa uzandık günlerce ıslak
Çimenlerinde yaz bahçelerinin.
Ömrün gecesinde sükun, aydınlık
Boşanan bir seldi avuçlarından,
Bir masal meyvası gibi paylaştık
Mehtabı kırılmış dal uçlarından.
İçinde hayaletlerin, esrarkeşlerin, somnambüllerin , cinayetlerin ve kabusların şu balkon kapısı ve dolap kadar gerçek, fakat rüya kadar anlaşılmaz oldukları bir hikaye.
Benim gezinti alanım iki küçük saksı. Yetiyor bu gümrah arazi: Balkon, bahçe ve kabir:
üst kattaki dul her sabah ve akşamüstü sularken çiçeklerini beni de suluyor çünkü.