Bir tarafta yokluk, hiçlik, sefalet ve azap, büyük bir ihtimalle kırık ümitler, dökük başarılar... Öte tarafta varlık, servet ve saadet... Sonsuz bir refah, büyük bir saltanat... Bunlar karşı karşıya duruyor ve bu adam bütün insanların istekle koşacakları zenginlik ve saadeti ihmal ederek ulvi bir amaç için kendini uçuruma atıyordu.
İyi kadın olmak zordur. İyi kadın kalmak daha da zordur. Kadınlar, erkeklere oranla, iyi kalmak için bile, daha fazla çaba sarf etmek zorundadırlar.
Çünkü, kadınların "seçilmek" gibi bir dertleri vardır. Hayatları boyunca, hep bir erkekler jürisinin karşısında çeşitli yarışmalara katılır ve "diğer yarışmacı arkadaşlara başarılar dilerler"."
“Aşk” diye adlandırılan, ama henüz aşktan başka her şey olan şu sarhoşlukla ne olağanüstü bir başarıya ulaşabilir!— Ne var ki herkesin bu konuda kendi bilgisi vardır. Bir genç kızın yakınlarına bir erkek geldiğinde, o kızın kas kuvveti anında artar, bunu ölçmek için aletler vardır. Cinsiyetler daha yakın temasa geçtiklerinde, örneğin danslarda ve diğer toplumsal etkinliklerde, bu kuvvet öylesine artar ki gerçekten bedensel güç isteyen başarılar mümkün olabilir: Sonunda insan kendi gözlerine—ya da gözlemine pek inanmaz. Böyle durumlarda elbette ki kendi içinde dans etmenin, tüm diğer hızlı hareketler gibi, tüm damar, sinir ve kas sisteminin bir nevi sarhoşluğunu da beraberinde getirdiği gerçeğini de hesaba katmak zorundayız. Böylece iki kat sarhoşluğun kombine etkilerini dikkate almak zorundayız.— Ve ara sıra biraz çakırkeyif olmak ne kadar bilgecedir!
İnsanın kendine asla itiraf edemeyeceği gerçeklikler vardır; her şeyden önce birileri kadındır, her şeyden önce birileri bir kadının pudeurlerine [utangaçlıklarına / mahremiyetlerine] sahiptir— raks eden şu genç yaratıklar açıkça tüm gerçekliğin ötesindedirler. Hissedilebilir fikirlerden başka bir şeyle dans etmemektedirler; hatta etraflarında ideallerin oturduğunu bile görürler: Anneleri!— İşte Faust’tan alıntı yapmak için bir fırsat— Şu güzel yaratıklar, biraz çakırkeyif olduklarında kıyaslanamayacak kadar daha iyi görünürler— Ah, bunu kendileri de ne iyi bilirler. Aslında bunu bildikleri için sevimli hale gelirler.
Sonuç olarak kendileri de süslü giyimlerinden ilham alırlar; süslü giyimleri onların üçüncü sarhoşluğudur; elbiselerine tıpkı Tanrılarına inandıkları gibi inanırlar— zaten onları bu inançtan kim vazgeçirebilir ki? Bu inanç kutsallaştırır! Ve kendini beğenmek sağlıklıdır! Kendini beğenmek, soğuğa karşı
Gizlenen ürkek kuşa, boynunu bükmüş kırılgan çiçeğe, sık yapraklara karşı duyarlısınızdır. Çünkü bu amaçsız ve sakin yürüyüşler sırasında dünyadan bir şeyler beklemeyi bırakır bırakmaz, dünya da kendini size verir, bırakır, teslim olur. Hiçbir şey beklemez olduğunuzda, mevcudiyet için bir takviye, karşılıksız bir lütuf olarak sunulur her şey. Yorgunluklar, başarılar, planlar, beklentiler dünyasında çoktan ölmüşsünüzdür. Ama bu güneş, bu renkler, şurada kıvrıla kıvrıla yükselen mavi duman, bu çıtırdayan dallar... hepsi ama hepsi birer hediyedir.
Batı'nın bilimde ve teknikte büyük başarılar sağlayıp, her alanda uygarlık yaratmasıysa, İslam dünyasının haset ve kıskançlıktan doğma düşmanlığına neden olmuştur. Fakat kuşkusuz ki dinsel neden 1.400 yıl gerilere inen yönleriyle ağır basmıştır. Bu yüzden Batı'nın gelişmesinden ders almak,Batı'ya yönelmek hep "kafirlik" sayılmıştır. Oysaki geçen yüzyıl dahala gerilikler içerisinde yüzen ülkeler (örneğin İsveç, Polonya, Rusya ve Japonya) Batı'yı taklit ederek, Batı'nın düşünce tarzını ve usullerini benimseyerek gelişmişler ve hatta Batı'dan öğrenip aldıkları yenilikler sayesinde Batı'yı dize getirecek aşamalara yönelebilmişlerdir.