Demokrasi bir masaldan ibaret, hiçbir zaman halk gerçekten kendisine hizmet edecekleri seçemiyor. Küresel şirketlerin seçtiği, ayarlı basın yayının desteklediği adaylar halka sunuluyor, halk bunlar arasından bir seçim yapıyor.
Birkaç ülke hariç hükümetlerle basın patronları hiç olmadığı kadar can ciğer ve kuzu sarması oluyorlar. Basın küresel güçlerin hakimiyetinde, onların istedikleri haberler istedikleri biçimde diğer insanlara duyuruluyor.
Kendi gölgesinden korkan herkese bir çağrım var; Sağlam basın toprağın üstüne.
10 yıl, 50 yıl, 100 yıl sonra o toprak basacak nasılsa üstünüze. Korkmayın az kazanmaktan.
Korkmayın otoriteden.
Ne kadar şiddetli olursa olsun musibetlerin de bir sonu vardır. Hiçbir musibet hayat boyu sürmez. Sıkıntılar ne kadar artar ve şiddetlenirse, ferahlık, kolaylık ve huzur da o kadar yaklaşır. Allah'ın yardımı ve ihsanı, sıkıntının zirvesinde ulaşır. Bilindiği gibi aydınlık da karanlığın doruk noktasından sonra gelir.
Başın iyice dara düşünce bekle ferahın;
Ne kadar sıkışırsan bil ki ferah o kadar yakın.
Hazret-i Alî “kerremallahü vecheh” rivâyet eder. Resûlullah “sallallahü teâlâ aleyhi ve sellem” hazretleri buyurdular ki: (Yâ Alî! Baş ağrısı seni râhatsız edecek kadar olursa, iki elini başın üzerine koyup, sûre-i Haşrın âhırini [sonunu] oku. “Lev enzelnâ” âyet-i kerîmesinden sonuna kadar oku.)
Bir milletin lisanı, o milletin milli medeniyetinin aslını teşkil eder. Milli lisan olmadan, milli medeniyetten dahi söz edilemez. Nitekim, bir milleti yok etmek isteyen yönetimler, ilk olarak o milletin diline kast ederler ve onu bu yolla mahvetmeye çalışırlar.