"Bir masumu haksız yere suçlamaktansa, on suçluyu cezasız bırakmayı tercih eden sözde medenî hukuk ölçüsüne karşılık, bütün milleti ölüme sürükleyici tehlike ânında gerekirse 1 suçlu yanında 10 masuma kıyacak kadar sert kanun..."
Bu çelişkili veya sert durum, İslam hukukunda (Fıkıh) çok net ve üzerinde ittifak edilmiş kurallarla cevaplanmıştır.
Doğrudan söylemek gerekirse: Metinde savunulan "1 suçlu için 10 masumun feda edilmesi" anlayışı İslam hukuk felsefesine (makâsidü'ş-şerîa) kesinlikle uygun değildir. İslam dini, olağanüstü durumlarda veya devletin bekası gerekçesiyle bile olsa masum insanların kasten feda edilmesini kabul etmez.
İslam hukukunun bu konudaki temel yaklaşımlarını şu başlıklarla özetleyebiliriz:
1. Masumiyet Karinesi ve "Şüphe" İlkesi
Metnin ilk kısmında "sözde medenî hukuk ölçüsü" diye küçümsenen kural, aslında İslam hukukunun en temel sütunlarından biridir. Hz. Muhammed'in (s.a.v.) bu konuda çok net bir hadisi vardır:
"Ceza vermektense affetmekte (hata etmek), hata ile ceza vermekten daha hayırlıdır. Şüphelerle cezaları düşürün." (Tirmizî, Hudûd, 2)
İslam hukukçuları bu hadisten yola çıkarak "Beraat-i zimmet asıldır" (Aksi ispatlanana kadar herkes masumdur) ilkesini geliştirmişlerdir. Yani İslam, 10 suçlunun cezasız kalmasını, 1 masumun haksız yere cezalandırılmasına her zaman tercih eder.
2. Suçun Şahsiliği İlkesi
Metindeki "1 suçlu yanında 10 masuma kıymak" ifadesi, İslam'ın en katı olduğu "Suçun Şahsiliği" ilkesini tamamen çiğner. Kur'an-ı Kerim'de defalarca şu ayet tekrarlanır:
"Hiçbir günahkar, başkasının günahını yüklenmez." (En'âm Suresi, 164. Ayet)
Bir toplumda suçlular, isyancılar veya hainler olsa bile, onlarla akraba, komşu veya aynı toplumda yaşıyor diye suçsuz insanların canına kıyılamaz. Bir kişinin suçu yüzünden
Memleket toptan kafayı yemiş, kendini eğlenceye vurmuş.
İyi işte babacığım. Sen de yapsan bir festival.
Sebep?
Bu işin zahirinde bir eğlence var, doğru. Lâkin altında başka şeyler var. Festival asıl onlar için yapılıyor.
Nedir?
İşler açılsın. Alış-veriş olsun. En önemlisi tanıtım. Ardından turizm geliyor. Yatırımlar falan.
Başkan kızına hayranlıkla bakar. Ulan ne iyi ettik de şu kızı okuttuk. Bak ağzından cevahir dökülüyor. Songül:
Daha da önemlisi var.
Şemsettin ve Şadiye birlikte:
Neymiş o?
- Sensin babacığım. Kim yapıyor festivali? İlk defa hem.
Şemsettin Bilen.
"Çamlıpınar Festivali". Vay be!
Bu seni Meclis'e bile taşır babacığım.
Her tercih önüne başka seçenekler sunar. Sürekli karar vermek zorundasın. Verdiğin
her karar yeni pişmanlıklara yol açar. Her pişmanlık yaşadığında her şeye yeniden başlamak istersin. Ve her başlangıc,
yeni bir zaman kaybıdır.
Dünya dışında yaşamın olup olmamasi umurumda değil.
Çünkü orada herhangi bir duygu yok. Tüm duygular dünyadadır ve kainat dediğin o sonsuz karanlık bosluk, ruhsuz
gezegenlerin takıldığı salaş bir bardan başka bir şey değildir. Stratosfer dedikleri şey, dünyanın hüzün katmanidir mesela. Ozon tabakasini delen de kimyasallar değil, gözyaşlarıdır. Troposfer, dünyanın mutluluk katmanı olup mevsimlere
göre değişiklik gösterir. Yerkürenin etrafını çepeçevre saran ise atmosferden ziyade sıkıntı tabakasıdır. Sıkıntının seyrek
görüldüğü yerlerde, Heterosfer yani aşk tabakası görülür. Evet, insanlar kendilerini saran sıkıntıdan kurtulmak için aşık olurlar. Bir boşluğu doldurma çabası. Dünyayı var eden
tüm duygu katmanlarını bir kenara bırakıp tek bir kişinin yaninda olma isteği. İşte bu andan sonra, Dünyanın güneş etrafında dönmesi başlar.