Evrenin En Eski Yanılgısı: Başkasının Yolunu Kendi Yolun Sanmak.
Peygamberler, yaşadıkları çağlarda hakikatin bâtınî ufuklarını temaşa etmiş, insanlığa zahirin ötesindeki manayı işaret etmiş kutlu rehberlerdir. Onların sözleri ve halleri birer işaret taşıdır; ancak yol, her insanın kendi gönül âleminde yeniden açılır. Hakikat ne bütünüyle başkasından alınabilir ne de ezberlenebilir. Her yolcu, kendi nefsinin perdelerini aralayarak, kendi içindeki sırra doğru yürür. Bu yüzden peygamberlerden örnek alınır, velilerin izleri takip edilir; fakat hiçbir yol, sahibinin yerine yürünemez. Nihayetinde insanın gerçek kitabı, kalbine yazılan hikmetlerdir. Yaşadığı her imtihan bir ayet, her fark ediş bir tefsir, her tecelli ise yeni bir sayfadır. Kişi, ömrü boyunca kendi varlık kitabını okumayı ve yazmayı öğrenir. Çünkü hakikatin en derin sırrı, insanın kendi özünde saklıdır ve onu keşfedecek olan da yine kendisidir.
قَالَ أَبُو سَعِيدٍ رَحِمَهُ اللَّهُ: فَظَاهِرُ الْقُرْآنِ وَبَاطِنُهُ يَدُلُّ عَلَى مَا وَصَفْنَا مِنْ ذَلِكَ، نَسْتَغْنِي فِيهِ بِالتَّنْزِيلِ عَنِ التَّفْسِيرِ، وَيَعْرِفُهُ الْعَامَّةُ وَالْخَاصَّةُ، فَلَيْسَ مِنْهُ لِمُتَأَوِّلٍ تَأَوُّلٌ، إِلَّا لِمُكَذِّبٍ بِهِ فِي نَفْسِهِ، مُسْتَتِرٍ بِالتَّأْوِيلِ "Ebu Saîd (Allah ona rahmet etsin) şöyle demiştir: Kur'an'ın zahiri (açık manası) de batını (derin anlamı) de bu konuda vasfettiğimiz (anlattığımız) şeye delalet etmektedir. Biz bu hususta, ayetin açıkça indiriliş haliyle (tenzil ile) başka bir tefsire ihtiyaç duymayacak derecede yetiniriz. Bunu avam da (sıradan insanlar) havas da (seçkin alimler) bilir. Dolayısıyla, aslında içten içe onu yalanlayan ve bu niyetini tevil perdesi arkasına gizleyen kimse müstesna, tevil yapmaya kalkışan hiç kimse için bu konuda asıl manayı saptıracak bir tevil yolu yoktur." derakutni
Her çiçeğin bir mevsimi, her kitabın bir zamanı vardır. Haziranın tadını yeni hikâyelerle çıkarın.
Zaman, her şeyin içinde yıkandığı nehir. Öyle bir nehir ki,hem zahiri(dış) hem batını (iç) değiştirir. Farkındalığın(aydınlanma) erken gelmesi büyük bir ilaçtır, idrak edebilirsen!..
Düşünceler ve Zaman
Maarif'in Yeni Tercümesi ve Editörlük Çalışmaları
Metinsel Restorasyon ve İrfani Dilin Yeniden İnşası: Seyyid Burhâneddîn’in Ma‘ârif Tercümeleri Üzerine Metodolojik ve Eleştirel Bir Mukayese Bu makalede, tasavvuf tarihinin en cezbeli ve aforizmatik metinlerinden biri olan Seyyid Burhâneddîn Muhakkik-i Tirmizî’ye ait Ma‘ârif’in iki farklı Türkçe tercümesi; dönemsel dil politikaları, terminolojik sadakat, nazım estetiği, metin tenkidi metodolojisi ve dramatik anlatı teknikleri açısından karşılaştırmalı olarak incelenmiştir. Abdülbâki Gölpınarlı tarafından 20. yüzyılın ortalarında üretilen öncü nitelikteki literal çeviri ile yeni neşre hazırlanan tercüme metinleri; ontolojik, hermeneutik ve lirik katmanları aktarma kabiliyetleri açısından masaya yatırılmıştır. Çalışma, bir klasik metnin yeniden çeviri süreçlerinde uğradığı semantik dönüşümü ve kayıp-kazanım dengesini kuramsal bir zeminde temellendirmeyi amaçlamaktadır. 1. Yeniden Çeviri Paradigması ve İki Ufuk Klasik Türk-İslam düşüncesinin irfani metinlerini modern bir dille yeniden buluşturmak, yalnızca bir lügat eşleştirmesi değil, metnin doğduğu batıni uzamın sentaktik (sözdizimsel) ve kavramsal olarak yeniden inşasıdır. Seyyid Burhâneddîn'in Ma'ârif'i; parça parça coşkulu yapısı, manzum geçişleri, sembolik hicivleri ve yoğun ayet atıflarıyla mütercim için çetin bir filolojik sınava dönüşmektedir. Abdülbâki Gölpınarlı çevirisi, metni Türkçe okura ilk kez sunan tarihsel bir kutup çalışma olmakla birlikte, dönemin egemen dil politikalarının getirdiği "Öztürkçeleştirme" ve rasyonalizasyon refleksi nedeniyle tasavvufi ıstılahların dikey metafizik anlam alanını yer yer düzleştirmiştir. Yeni çeviri paradigması ise Gölpınarlı’nın filolojik mirasını bir basamak olarak kullanıp metne teknik terminolojisini, manzum musikisini, metaforik canlılığını ve anlatısal tansiyonunu
Edebiyat
"İSLÂM'A SÖYLETMELİYİZ ÇAĞIN İDRÂKINI!"
(...) “Çağın İslâm idrâkı” demek yerine “İslâm’a göre çağın idrâkı” demek daha doğrudur. Zîrâ şu iki şey birbirinden farklıdır: Mehmet Âkif Ersoy şöyle der: -“Asrın idrâkına söyletmeliyiz İslâm’ı!” Üstad Necip Fazıl Kısakürek ise onu şöyle tashih eder: -“İslâm’a söyletmeliyiz çağın idrâkını!” Şu hâlde İslâma Muhatab Anlayış, Mısır Selefîliği çevresinde çıkan “tarihselcilik” şeklindeki temelsiz perspektiften bakılabilir bir şey değildir. İslâm’ın çağa bakış ve eleştiri ölçülerinin sistemli bir bütünüdür, demek belki daha doğrudur. İçinde yaşadığımız çağın İslâmî sorumluluğunun yerine getirilişinde bir “vasıta sistem”dir. İbda Mimarı Salih Mirzabeyoğlu’nun ifâdesiyle, “bütün üstüne örtülü parça”… İslâma Muhatab Anlayış‘ın üstüne örtülü olduğu bütün ise, açıkça bilmek gerekir ki, Sünnet ve Cemaat Ehli yolundan İslâm’a bakış sistematiğidir. Çünkü İslâm’ın en doğru, en dolaysız, özüne en uygun bir temsil liyâkatini, ancak Sünnet ve Cemaat Ehli büyükleri ortaya koymuşlardır. İslâm tarihi, Sünnet ve Cemaat Ehli tarihi olmuştur; bunun dışında kimsenin ne derinliğine (kültürel ve fikrî), ne genişliğine (sosyal ve siyasî) İslâm’a bir katkısı olmamıştır. Fakat burada bir istismarı düzeltmekte fayda var: Ben Sünnet ve Cemaat Ehli yolundan söz edince, burada bazı gevezeler çıkıp beni mezhebçilikle, Alevî düşmanlığıyla falan suçluyor. Bunun sebebi tabiî esasen benim onların mezhebçiliklerini ve düzen bağlılıklarını yüzlerine vurmamdır. Kendileri, toplumun bütününe hitab etmek yerine komünizm ayağına mezhebçilik yapıyorlar ve böylece düzenin suçlarını aklama görevi görüyorlar ya; bunu yemezsen, aynı şeyle seni suçluyorlar. Belki biraz ağır olacak ama, konuyu derinlemesine anlamak isteyenlere Orhan Pamuk‘un Kara Kitab’ını tavsiye ederim… __Ciddi olmak gerekirse; İslâma Muhatab
Akademya Yazıları
Vacid | el-Vacid İsminin Anlamı Vacid isminin lügat anlamı: Vücd ve cide mastarlarından türemiş olan el-Vacid ismi; bilmek, bulmak, istediğini elde etmek, çok sevmek, üzülmek, öfkelenmek, zengin ve malik olmak anlamlarına gelmektedir. Vacid ismi Kur’an’da Rabbimiz için kullanılmamıştır. Meşhur Esma-i Hüsna hadisinde zikredilmektedir. EL-VÂCİD: istediğini bulan; fakirlik ve zarurete düşme­yen daima zengin olan. Kadri ve şanı yüce, kerem ve cö­mertliği sonsuz olan… Bir ayette kulun, kendine yazık edip de bunaldığı za­man Allah’a yönelirse, onu ne kadar merhametli ve ne kadar cömert, tevbeyi kabul eden müşfik bir Rab olarak bulacağı anlatılıyor: “Biz her peygamberi sırf, Allah’ın izni ile itaat edil­mek üzere gönderdik. Eğer onlar kendilerine zulmet­tikleri zaman sana gelseler de Allah’tan günahlarının bağışlamasını dileseler ve Peygamber de onlara ba­ğışlama dileseydi, elbette Allah’ı tövbeleri çok kabul edici ve çok merhametli bulacaklardı.”(Nisa, 4:64) Vacid isminin ıstılah anlamı: Vacid; zengin olan ve hiçbir şeye muhtaç olmayandır. Vacid; kullarının taleplerini yerine getirmekte hiçbir zaman aciz kalmayandır. Vacid; istediğini istediği an huzurunda bulandır. Vacid; kendisinden kaçış ve kurtuluşun mümkün olmadığı yegane zattır. Vacid, kullarının bütün yaptıklarını görendir. Vacid; kullarını rızıklandırmaya, hidayet etmeye ve cezalandırmaya gücü yetendir. Vacid | el-Vacid Dualar ve Zikirler EL-VACİD isminin zikri (14) adettir. Zikir saati Zühre; günü Cuma’dır. Büyük Ebcetle hesap edilip (14×14=196) defa okunması daha uygun görülmüştür. Cuma sabah erken, gün doğarken ve ikindi sonrası ve akşamdan sonraki ikinci saat ile gece yarsı okunabilir.
Din İslam