O Saffet Hanım'a tesadüf ettiğim gün gördüm ki onun siyah çarşafı, hanımefendilerinki gibi parlak veya mat ipekten olacağına, nevini bilmediğim kabaca, donuk bir kumaştandı. Saffet Hanım hep evinin işleri, kocasının rahatı ile meşgul olurmuş. Onlar karı koca sadakatinin kadın erkek en mükemmel numunesiymişler.Saffet Hanım, elbette, kocasının fikri üstünlüğünü tamamen takdir edebilecek bir seviyede değilmiş. Bazan Fahim Bey ona dünyayı sarsan büyük hamlelerden, toprakta saklarian servetlerden, altından vesair madenlerden ve suda gizlenen elektrikten vesair kuvvetlerden bahsedermiş de Saffet Hanım esneyip uyuklarmış. Bazan da Saffet Hanım kocasından yeni cins bir kahve, yeni bir fincan veya bir cezve beklermiş. Fahim Bey ise bunları almayı unuturmuş da kapıdan girerken getirdiği mühim haberi seslenirmiş, "Duydun mu, Hanım?" dermiş, "Radyum keşfolunmuş!"
Bazan karaciğerim için kaygılanıyordum, ama karaciğerim hiç dile gelip "Yeter artık. Beni öldürüyorsun. Ben de seni öldüreceğim." demedi. Eğer konuşan iç organlarımız olsaydı, doktorlara hiç ihtiyacımız olmazdı.
"Allah Resûlü de sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyur
muştur :
“Kalbime bazan gaflet gelir de, bundan dolayı günde yüz
defa Allah’tan af dilerim.”"
Bu dünyada insanların korktuğu tek şey öğrenmekti. Acıyı, susuzluğu, açlığı ve üzüntüyü öğrenmek onların uykularını kaçırıyor, bu yüzden daha rahat döşeklere, daha leziz yemeklere ve daha neşeli dostlara sığınıyorlardı. Dünyaya olan kayıtsızlıkları bazan o kerteye varıyordu ki, kendilerine altın ve gümüşten, zevk ve safadan, lezzet ve şehvetten bir âlem kurup, keder ve ızdırap fikirlerinin kafalarına girmesine izin vermiyorlardı.
Kuruyan bir deniz gibiyim bazan. Yıldızları sönmüş bir gök gibiyim. İncilerimi sokakta dağıttım. Kendimi öylesine verdim ki sana, kelimeler beni terkettiler.