Bir Şair Bir Kitap
Dilek Kartal – Taşı Kim Atacak kısa boylu bir kadınım ben bundandır boyumdan büyük ne yazsam ne yapsam; yaşımı kestirmeniz güç başıma bakarsınız oysa, gülünçtür belki durup narin nazenin bir elif miktarı evet evet ya da kalıp biraz pişmanlık biraz nostalgia olmasaydı sonumuz böyle ** çocuklar kalır bölünmelerden geriye yetim çocuklar; ana dilleri öfke ** besmeleni çek ve başla! tumturaklı sözlere ihtiyacın yok buğzetmek için ** biyoloji soğukkanlı: insan doğar, büyür, yaşar ve ölür sosyoloji: arada bir yerde de okula gider ben: türk olduğunu öğrenir, doğru ve çalışkan varlığını armağan etmeyi bir de ** eğitim şart, okullar mühim tam böyle dört bin isteyen bir dershaneyle dershane isteyen bir düzen arasında anneyim diyecektim kapısı takılmamış sınıflar sınıflar boyası yapılmamış yakacak için ödenek var da
İzdiham
"Vay be dedim, öldüğün anda bütün mahremiyetin bitiyor."
Sayfa 98·Kitabı okudu
Tatil planı hazırsa sıra okuma listenizde!
Bu yaz yanınızdan ayırmak istemeyeceğiniz kitapları sizin için bir araya getirdik. 💬 Siz olsanız bu listeden hangisiyle başlardınız?
Sen varsan şu yeryüzü daha yaşanır benim için
Bir ödev kağıdının üstünde, "Yirmi yıl sonra kendinizi nerede görüyorsunuz?" yazıyordu. Ödev kâğıdının köşesine düzgün bir şekilde çizilmiş mavi çiçeği görünce, gülmeden edemedim. Kağıttaki sorunun altına Kepçük bir çizim yapmıştı. Askeri üniforma içinde çizmeye çalıştığı kişi kendisi olmalıydı. Boyunu oldukça uzun çizmişti. Yanında elini tutan gelinlikli bir kız vardı. Her şeyi renksizken bir tek gözleri mavi, saçları siyah olan bir kız... Yamuk yumuk çizilmişti ikisi de. Çocuksu bir resimdi ama şu yaşımda gözlerimden akıttığı yaşlar ve hissettirdiği duygular asla çocukça değildi. "Murathan," diye mırıldanırken sesimi ben bile zor duymuştum. "Kepçük'ün gözünden yirmi yıl sonraki Murathan ve Gökçen." Artık gözyaşlarım baraj kapakları açılmış bir şekilde gözlerimden boşanırken bakışlarımı ona çevirdim. Öyle yoğun bir aşkla baktım ki yüzüne, kalbimdeki bu aşkın her bir detayını görsün istedim göz bebeklerimde. "Bundan yirmi yıl önce kendimi görmek istediğim iki yer vardı," dedi şiir gibi sesi. "İlki asker olmaktı. İkincisi ise en yakın çocukluk arkadaşımı, bir de hayat arkadaşım yapmak. İlkini başardım. Sıra diğerinde." Diğer eli aniden resmin üzerine doğru uzandı ama boş değildi. Avucunun içindeki zarif yüzük, karanlığın içinde dahi parlıyordu. Ağlamak için açılan dudaklarım ve boğazımdaki hıçkırığım öylece kaldı. "Gökçen," dedi. "Pamuk," diye devam etti. "Evlenelim mi?" Şaşkın ve yaşlı bakışlarımın hedefi artık oydu. Daha fazla dik duramadım. Çömeldiğim yerde geri sendeleyip lap diye kıçüstü oturdum. Dizlerimin bağı kopmuş durumdaydı. Bu ani düşüşümü eli belimde olduğu için yavaşlatmıştı ama, "Gökçen!" diyerek şen bir kahkaha atmayı da ihmal etmemişti. Altında oyunlar oynadığım, neşeyle koştuğum, dallarına çıktığım ağacın şahitliğinde; yollarında koştuğum,
Şükür varsın. Oturup "nasılsın" diye açabilir insan. Sevinebilir, övünebilir, ağlayabilir insan. Ne tuzsuz şeydi şu dünya be. Geldin, buldun, şenlendirdin, insan ettin beni. Yemeyip-içmeyip, yatmayıp-uyumayıp, seni anlatmalı bu yürek.
Edebiyat
Sahne-i Ömrümden Nefs-i Emmâreye Hitâbım! Âlemin bağzârını ..... yim Sünbül ü verd ü hârını ..... yim Andelîb-i nizârını ..... yim Hâsılı nevbahârını ..... yim Bana yoktur lüzûmu gülşeninin Şeb-i târîk ü rûz-ı rûşeninin Ne gulâmının ne de zeninin Hepsinin tâ mezârını ..... yim Ağlamam ben, ben erkeğim erkek Hayli güçtür bana cefâ etmek Minnet etmem bu ömre de be felek Atını al tımârını ..... yim Güççedir bu fakiri aldatmak Yüzdürüp sonra kündeden atmak Gözünü aç da sen bana bir bak Ben senin îtibârını ..... yim Sâkî-i mâh-rûyuna ..... yim Gülünün reng ü bûyuna ..... yim Mutribin hây u hûyuna ..... yim Sâgar-ı neşvedârını ..... yim Yok safâsı hezâr-ı demgerinin Gülistanda şükûfe-i terinin Bezm-i sahbâ-yı rûh-perverinin
Sayfa 434
Şiir
Bir an Cemal'in varlığını unutmuş gibiydiler. Cemalse ayakta durmuş, kafasında planlar çiziyor, ne yapması gerektiğine karar vermeye çalışıyordu. -Biz de amma görgüsüzüz ha... Cemal ayakta kaldı. Gel Cemal, otursana, dedi şişman polis. -Ayıp ettin be Cemal, insan bir hoş geldiniz der, elini uzatır... O kadar zaman seni misafir ettik. İyi kötü bir hukukumuz oluştu, diye ekledi zayıf olanı... Cemal hiçbir şey söylemeden şişman polisin boşalttığı sandalyeye Aziz'in yanına isteksizce oturdu. -Ne o bizi görünce hayalet görmüş gibi oldun! Sevinmedin mi? -Ne var, niçin geldiniz? -Dur hele biraz muhabbet edelim, hal-hatır soralım. Esas konuya girmek için fazla sabırsızlanma... -Ee Cemal, günler nasıl geçiyor, sağlığın nasıl? Soruyu soran uzun boylu polise Cemal öfkeyle baktı, hiçbir şey söyleme gereği duymadı. Onun bu delici bakışları karşısında polis gözlerini yere çevirmek zorunda kaldı. Sonra arkadaşına dönerek: -Bizim Cemal sabah sabah ters tarafından kalkmış galiba... Buraya niçin geldik biliyor musun? -Sana bizden kurtulamayacağını söylemiştik değil mi? Ama bugün şanslı günündesin yine de... Sana tek bir soru soracağım, cevabını verirsen huzur içinde koğuşuna dönebilirsin. Ama cevap alamazsak seninle birlikte döneceğimiz yeri biliyorsun. Cemal sert bir ifadeyle; -Uzun etmeyin işte!
Alıntı