Dilek Kartal – Taşı Kim Atacak
kısa boylu bir kadınım ben
bundandır boyumdan büyük ne yazsam
ne yapsam; yaşımı kestirmeniz güç
başıma bakarsınız oysa, gülünçtür
belki durup narin nazenin
bir elif miktarı evet evet
ya da kalıp biraz pişmanlık biraz nostalgia
olmasaydı sonumuz böyle
**
çocuklar kalır bölünmelerden geriye
yetim çocuklar; ana dilleri öfke
**
besmeleni çek ve başla!
tumturaklı sözlere ihtiyacın yok buğzetmek için
**
biyoloji soğukkanlı:
insan doğar, büyür, yaşar ve ölür
sosyoloji: arada bir yerde de okula gider
ben: türk olduğunu öğrenir, doğru ve çalışkan
varlığını armağan etmeyi bir de
**
eğitim şart, okullar mühim tam böyle
dört bin isteyen bir dershaneyle
dershane isteyen bir düzen arasında
anneyim diyecektim
kapısı takılmamış sınıflar
sınıflar boyası yapılmamış
yakacak için ödenek var da
Bir ödev kağıdının üstünde, "Yirmi yıl sonra kendinizi nerede görüyorsunuz?" yazıyordu. Ödev kâğıdının köşesine düzgün bir şekilde çizilmiş mavi çiçeği görünce, gülmeden edemedim.
Kağıttaki sorunun altına Kepçük bir çizim yapmıştı. Askeri üniforma içinde çizmeye çalıştığı kişi kendisi olmalıydı. Boyunu oldukça uzun çizmişti. Yanında elini tutan gelinlikli bir kız vardı. Her şeyi renksizken bir tek gözleri mavi, saçları siyah olan bir kız...
Yamuk yumuk çizilmişti ikisi de. Çocuksu bir resimdi ama şu yaşımda gözlerimden akıttığı yaşlar ve hissettirdiği duygular asla çocukça değildi. "Murathan," diye mırıldanırken sesimi ben bile zor duymuştum.
"Kepçük'ün gözünden yirmi yıl sonraki Murathan ve Gökçen."
Artık gözyaşlarım baraj kapakları açılmış bir şekilde gözlerimden boşanırken bakışlarımı ona çevirdim. Öyle yoğun bir aşkla baktım ki yüzüne, kalbimdeki bu aşkın her bir detayını görsün istedim göz bebeklerimde.
"Bundan yirmi yıl önce kendimi görmek istediğim iki yer vardı," dedi şiir gibi sesi. "İlki asker olmaktı. İkincisi ise en yakın çocukluk arkadaşımı, bir de hayat arkadaşım yapmak. İlkini başardım. Sıra diğerinde."
Diğer eli aniden resmin üzerine doğru uzandı ama boş değildi. Avucunun içindeki zarif yüzük, karanlığın içinde dahi parlıyordu.
Ağlamak için açılan dudaklarım ve boğazımdaki hıçkırığım öylece kaldı.
"Gökçen," dedi. "Pamuk," diye devam etti. "Evlenelim mi?"
Şaşkın ve yaşlı bakışlarımın hedefi artık oydu. Daha fazla dik duramadım. Çömeldiğim yerde geri sendeleyip lap diye kıçüstü oturdum. Dizlerimin bağı kopmuş durumdaydı.
Bu ani düşüşümü eli belimde olduğu için yavaşlatmıştı ama, "Gökçen!" diyerek şen bir kahkaha atmayı da ihmal etmemişti.
Altında oyunlar oynadığım, neşeyle koştuğum, dallarına çıktığım ağacın şahitliğinde; yollarında koştuğum,
Şükür varsın. Oturup "nasılsın" diye açabilir insan. Sevinebilir, övünebilir, ağlayabilir insan. Ne tuzsuz şeydi şu dünya be. Geldin, buldun, şenlendirdin, insan ettin beni. Yemeyip-içmeyip, yatmayıp-uyumayıp, seni anlatmalı bu yürek.
Sahne-i Ömrümden Nefs-i Emmâreye Hitâbım!
Âlemin bağzârını ..... yim
Sünbül ü verd ü hârını ..... yim
Andelîb-i nizârını ..... yim
Hâsılı nevbahârını ..... yim
Bana yoktur lüzûmu gülşeninin
Şeb-i târîk ü rûz-ı rûşeninin
Ne gulâmının ne de zeninin
Hepsinin tâ mezârını ..... yim
Ağlamam ben, ben erkeğim erkek
Hayli güçtür bana cefâ etmek
Minnet etmem bu ömre de be felek
Atını al tımârını ..... yim
Güççedir bu fakiri aldatmak
Yüzdürüp sonra kündeden atmak
Gözünü aç da sen bana bir bak
Ben senin îtibârını ..... yim
Sâkî-i mâh-rûyuna ..... yim
Gülünün reng ü bûyuna ..... yim
Mutribin hây u hûyuna ..... yim
Sâgar-ı neşvedârını ..... yim
Yok safâsı hezâr-ı demgerinin
Gülistanda şükûfe-i terinin
Bezm-i sahbâ-yı rûh-perverinin
Bir an Cemal'in varlığını unutmuş gibiydiler. Cemalse ayakta durmuş, kafasında planlar çiziyor, ne yapması gerektiğine karar vermeye çalışıyordu.
-Biz de amma görgüsüzüz ha...
Cemal ayakta kaldı. Gel Cemal, otursana, dedi şişman polis.
-Ayıp ettin be Cemal, insan bir hoş geldiniz der, elini uzatır...
O kadar zaman seni misafir ettik. İyi kötü bir hukukumuz oluştu, diye ekledi zayıf olanı...
Cemal hiçbir şey söylemeden şişman polisin boşalttığı sandalyeye Aziz'in yanına isteksizce oturdu.
-Ne o bizi görünce hayalet görmüş gibi oldun! Sevinmedin mi?
-Ne var, niçin geldiniz?
-Dur hele biraz muhabbet edelim, hal-hatır soralım. Esas konuya girmek için fazla sabırsızlanma...
-Ee Cemal, günler nasıl geçiyor, sağlığın nasıl?
Soruyu soran uzun boylu polise Cemal öfkeyle baktı, hiçbir şey söyleme gereği duymadı. Onun bu delici bakışları karşısında polis gözlerini yere çevirmek zorunda kaldı.
Sonra arkadaşına dönerek:
-Bizim Cemal sabah sabah ters tarafından kalkmış galiba...
Buraya niçin geldik biliyor musun?
-Sana bizden kurtulamayacağını söylemiştik değil mi? Ama bugün şanslı günündesin yine de...
Sana tek bir soru soracağım, cevabını verirsen huzur içinde koğuşuna dönebilirsin. Ama cevap alamazsak seninle birlikte döneceğimiz yeri biliyorsun.
Cemal sert bir ifadeyle;
-Uzun etmeyin işte!