İnsanı en mutlu eden şey, ihtiyaçlarıyla varlıkları arasında bir denge bulunmasıdır. Bütün sorun, bu dengenin nasıl sağlanacağı. İnsan bunu belki varlıklarını yükseltip ihtiyaçlarının düzeyine çıkararak yapabilir. Ama bu budalalık olur. Bunu yapmak, arada bir sürü doğa dışı şeyler yapmayı gerektirir. Pazarlık etmek gibi, çalışmak gibi, çabalamak gibi. Öyleyse? Öyleyse akıllı bir adam dengeyi, ihtiyaçlarını azaltarak, yani onları varlıklarının düzeyine indirerek sağlar. Bunu yapmanın da en iyi yolu, bedava olan şeylerin değerini bilmektir.
Bizi bir kim sever? Bizi bir tek belediyeler sever. Valla, pek severler bizi. Oy atıyoruz ya onlara, bayılırlar bize. İhtiyarlara o bedava, bu bedava diye sayıp dururlar. Hani şey yapıyorlar ya, neydi adı? Etkinlik mi, neyse işte... Ben bir kere gittim.
Bir şey sandım da gittim. Kapımıza kadar gelip de çağırdılar. "Mutlaka gelin teyzecim" dedi gelen kız. E, ayağımıza kadar gelmiş, gitmemek olmaz, dedim. Gittim. Altmış beş yaş üstü için şiir yazma günüymüş. Boş kâğıt verdiler, şiir yazacakmışız. Oldu. Hiç işimiz yoktu. Tamam işimiz gücümüz yok ama okadar da aylak değiliz. Neyse yazdık bir şeyler. Ben mani yazdım. Mani mi türkü mü bilmem... Şiir gibi bir şey işte.
Laleler safa safa,
lale koydum mustafa,
akranların evlendi,
evde kaldın Mustafa.
Mekke'de bir Milin KFC restoranı önünde sıra bekleyen Müslümanlara haykıryordu:
"Sizler Müslümansınız,
Allah sizleri umre ile rızıkandırdı!
Allah sizleri rızıklandırarak Ramazan ayına ulaştırdı!
Biraz evvel namazda okuduğumuz kunut duamızda hep birlikte Gazze'li kardeşlerimize yardım etmesi için Allah'a yalvardık!
Şimdi ise gelip KFC'den alışveriş yapıyor, yemek sırasına giriyorsunuz!
Ve bu eli kanlı şirketin İsrail ordusuna bedava yemek verdiğini ve finansal olarak destek olduğunu biliyorsunuz!
Gazze'li kardeşlerimi midenize tercih ediyor ve yüzüstü bırakıyorsunuz.
Allah'tan korkun!"