Gazze'yi yerle bir edenler, oradaki ruhu da öldüreceklerini sandılar. Oysa Gazze'nin tarihte 27 defa tamamen yok edildiği-ni ve kullerinden yeniden doğduğunu bilmiyorlar. Bilmiyorlar, şehirlerin molozlardan ve betonlardan ibaret olmadığını. Tıpkı insanlar gibi... Onların da bir ruhunun olduğunu ve beden ölse bile ruhun canlı kaldığını bilmiyorlar. Bombaların inancı imha etmediğini ne bilsin ruhsuzlar. Çamurdan ibaret sanıyorlar toprakları ve kurur sanıyorlar yaprakları. Çamuru için savunuyoruz sanıyorlar bu yurtları. Zeytin ağaçlarını kesmekle bitireceklerini var sayıyorlar, dalları kesince kökün de öldüğüne inanıyorlar. Oysa bilmiyorlar ki Filistin'de zeytinlerimiz olduğu sürece köklerimiz ve ruhumuz olacak ve Filistin'in, Kudüs'ün sokak-larında adeta korktukları bir hayalet gibi dolaşacak. Çünkü biz ölmeyen bir ümmetiz. Biz Muhammed'in ümmetiyiz. Bizi Hayber'den biliyorlar. Bir dönemlik tökezlememiz bazılarına bizi unuttursa da aslında çoğu farkında. Geri geleceğiz. Zaten gitmiş de değiliz. Günün birinde bir kıyamet olur, başlarına koparız.
Sayfa 44 - İnsan / Abdülkadir Şen·Kitabı okudu
Reklam
Onların Yarımı, Bizim Yükümüz Değil
Anne babalarımızın yarım bıraktığı şeyi bir gün bize vereceklerine dair beklentimizden vazgeçmeliyiz...
Psikoloji
Sadece zedelenmiş bir kibrin feryadı değildi; erkeğin kendine inanma gücünün bir şekilde ihlal edilmesine karşı bir isyandı. Kadınlar yüzyıllardır erkek bedenini doğal boyutunun 2 katı göstermek gibi harikulade bir güce ve sihre sahip ayna görevi görmüşlerdir... Napolyon'un da Mussoli'nin de kadınların yetersizliğini bu derece ısrarla vurgulamasının sebebi budur; zira kadınlar yetersiz olmazsa onlar da kendilerini dev aynasında göremezler. Bu, erkeklerin kadınlara duyduğu ihtiyacı kısmen açıklıyor. Çünkü kadın gerçeği söylemeye başlarsa dev aynasındaki beden küçülür, hayatla uyumunu yitirir.
Sayfa 44
İntihar üzerine
Hume, “İntihar Üzerine” başlıklı yazısında da, din kitaplarında sözü geçen, intiharın günah olduğu, Tanrı’nın verdiği canı Tanrı’dan başkasının alamayacağı, Tanrı’nın yarattığı düzene müdahale edilemeyeceği düşüncesini sorgulamakta ve eleştirmektedir. Hume, bir insanın yaşamının hem kendisine hem de topluma büyük bir yük getirmesi, acılarının umutlarını ve sabrını aşması, daha fazla devam edemeyecek kadar acı çekmesi ve sefil koşullarda olması durumunda, kendi yaşamına son verebileceğini, bunun aslında günah ve kötü değil, aksine cesurca ve örnek bir davranış olduğunu vurgulamaktadır. Hume, intihar etmenin Tanrı’nın yarattığı düzene ve Tanrı’ya karşı isyan etmek olduğu düşüncesinin boş ve batıl bir inanç olduğunu söylemektedir. İnsanın özgür iradesiyle aldığı kararların günah sayılamayacağını, bu durumda binalar inşa etmenin, toprağı işlemenin veya denizde yelken açmanın da günah sayılması gerektiğini, Nil ve Tuna nehirlerinin akışını değiştirmek ile bileklerimizi keserek, damarlarımızdaki kanın akışını değiştirmek arasında bir fark olmadığını, nehirlerin akışını değiştirmek nasıl günah ve suç değilse, intihar etmenin de suç olmadığını belirtmektedir. Hume, intihar eden hiç kimsenin, yaşamının, devam ettirmeye değecek bir yaşam olduğunu düşündüğüne inanmadığını, bir kişi intihar ediyorsa, zaten yaşamının yaşamaya değer bir yönü kalmadığını düşündüğünü, acılarına daha fazla dayanamadığı için intihar ettiğini, yaşamın büyük bir yük haline gelmesi durumunda, intihar etmenin kişinin hem kendisine hem de topluma yararlı olacağını söylemektedir.
Yürüyen bir beden kıvrımsızdır, yay gibi gergindir; güneşe maruz çiçek gibi, çıplak gövdesi, gergin bacakları, ince kollarıyla maruzdur engin boşluğa...
Reklam
Reklam