Çocukların yapıp-etmelerini yöneten direkt bir değer duygusu vardır; yani onların yapıp-etmeleri refleksiyonlu değildir; refleksiyon yetişkinlerin bir işidir. Bizim hayatta beğenerek “çocuk gibi” dediğimiz şey, çocuğun bu direkt olan değer duygusudur; bu direkt olan yapıp-etmesidir.
Çocuklar her şeyi açık, olduğu gibi, yani nasılsa, nasıl idiyse öyle söylerler, öyle anlatırlar. Çocuklar büyüklerin söylemek ve işitmek istemedikleri şeyleri bile açık açık, herkesin önünde söylerler. Çocuklarda bir “yabancılık” duygusu yoktur; bundan dolayı onlar evin “iç sferini” anlatmakta hiçbir sakınca görmezler; çok kez büyükleri gülünç bir duruma düşürürler. Çocukların kendilerinin henüz bir “iç sferi” yoktur; “iç sfer” zamanla yavaş yavaş olmaya başlar.
Psikolojide “bozulmuş” çocuklardan söz edilir. Aslında “bozulmuş” çocuk yoktur; ancak psikopatolojik durumlar vardır. Fakat böyle bir durumda olan çocuklara “bozulmuş” değil, hasta çocuklar denir. Bozulmuş olan çocuklar değil, onun çevresindeki büyüklerin davranış şekilleri, tavır ve hareketleridir. Çocukların bozulmuş olan davranış şekilleri, çevrelerindeki büyüklerin taklit edilmesinin bir sonucudur. Bundan dolayı ana-babanın, yakın çevrenin davranışlarının, yapıp-etmelerinin çocuk üzerinde çok büyük bir etkisi vardır. Bu yüzden iyi, düzenli bir eğitimde çocukların çevresine, örneğin oyun arkadaşlarına çok dikkat edilir.
Her gelişme basamağında çocuğa, hatta yetişkin insana başka birisi, hem iyi hem de kötü anlamda örnek olur. Örneğin bir çetenin başı, bir tiyatro sanatçısı, bir öğretmen, bir iş yerinin, bir büronun, bir sosyal kurumun ve benzerleri gibi alanların yöneticisi örnek olabilir. Fakat burada örnek olan, onların konuşmaları, öğütleri değil, tersine onların davranışları, tavır ve hareketleri, yapıp-etmeleridir. Bu da