Fakat, heyhat! Bela insanları en çok ümide sarıldıkları anlarda vurmaktan hoşlanır.
Sayfa 50·Kitabı okudu
Alıntı
Haberler? Kime , Neye göre???
Yaşadığımız zamanlar, tam manasıyla, bulanık ve karışıktır. Geçmiş zamanlarda insanları saran tehlikeler, başka cinsten olmakla beraber, elbette daha az değildi. Ancak insanların rahatını koruyan bir hal vardı ki o da malumat almak zorluğuydu. Biz her gün gazeteler yüzünden hem doğruluğu, hem cins-i meşkûk birçok şeyler duyup öğreniyoruz. Herkes bildiğini sandığı ve düşündüğünü iddia ettiği şeyleri yazmak serbestisine sahiptir. Dünya şuursuzluğu ve kabalığı her gün duyulmak arzusunda ısrar ediyor. Dünya haberleri kanlı bir sel gibi durmadan akıyor. Her gün, sabah akşam birer saatimizi alan gazeteler, dikkat edilse, bir izdivaç veya doğum hadisesi gibi, o da yarın yine felaket havadisleri sütununa geçecek vakalar hazırlaması tabii olan, bir iki iyi habere mukabil her gün nice kaza ve bela haberleri verir.
Sayfa 43·Kitabı okuyor
📚🔔 Tatil zili çaldı! Bir yıl boyunca verilen emeklerin ardından şimdi dinlenme, keşfetme ve yeni maceralara atılma zamanı. 🌞 Bu yaz bol kahkahalı, bol anılı ve elbette bol kitaplı geçsin. Tüm öğrencilere keyifli tatiller diliyoruz! 💙📖
Budalalar
Bütün budalaların başına gelen en büyük bela fikirlerle ilgilenmemeleridir ve can sıkıntısından kurtulmak için sürekli olarak gerçekliklere ihtiyaç duymalarıdır. Fakat gerçeklikler ya tahmin edicilikten uzak ya da tehlikelerle doludur; üstelik ilginç olmaktan çıktıklarında yorucu hale gelirler. Fakat düşünce dünyası sınırsız, zararsız ve sakindir.
Sayfa 59 - Say Yayınları·Kitabı okudu
Alıntı
❝ Bela gelmeden evvel dua etmek gerekir.. Bela geldikten sonra, razı olmalıdır. ❞
Sayfa 275 - Huzur yayınları·Kitabı okuyor
Torino Atı bize, bir sabah çorak bir toprağı terk etmek üzere az miktarda eşyasını toplayan baba ve kızı gösterir. Ama ardında kaybolduklarını gördüğümüz aynı ufuk çizgisi üzerinde, bu kez onları ters yönde yol alırken ve sabah yüklenmiş eşyaları boşaltmak üzere eve geri dönerken görürüz. İkisi arasındaki fark tam olarak şudur: Hiçbir açıklamanın geçerliliği yoktur artık; anlayışsız bir bürokrasi , vaat edilmiş mutluluğun yolunu tıkayan despot bir baba yoktur artık. Bireyleri gitmeye iten ve anlan eve geri getiren aym rüzgârlı ufuk vardır sadece. Toplumsal olandan kozmik olana geçiş, diyor sinemacı. Ama bu kozmik, saf tefekkür dünyası değildir. Bu yalnızca sinemanın sunabileceği, saf duyumu körelten her şeyden sıynlmış, mutlak olarak gerçekçi , mutlak olarak maddi bir dünyadır.
Bu eserler genellikle iki büyük döneme ayrılır: Bir yanda öfkeli genç yönetmenin sosyalist Macaristan'ın toplumsal sorunlarıyla boğuşan filmleri vardır, bürokratik rutini sarsmaya ve geçmişten gelen tutumları (muhafazakârlık, egoizm, erkek egemenliği, farklı olanın reddi) sorgulamaya istekli olan. Öte yanda, Sovyet sisteminin çöküşüyle ve büyüyü bozan kapitalist dönemle eşzamanlı, devlet sansürünün yerini piyasa sansürüne bıraktığı olgunluk dönemi filmleri vardır: Siyasetin manipülasyona, sosyal vaadin düzenbazlığa ve kolektifin bir çapulcu takımına indirgendiği, gitgide karanlıklaşan filmler. Ayrıca mizansen tarzı da bir dönemden ötekine, bir evrenden diğerine tamamen değişiyor gibidir. Genç sinemacının öfkesi, sıkışık bir alanda bir bedenden diğerine atlayan ve tüm ifadelerini dikkatle inceleyebilmek için yüzlerin dibine kadar yanaşan bir el kamerasının ani hareketlerinde açığa çıkıyordu. Olgunlaşmış sinemacının kötümserliği ise, yalnızlıklarına hapsolmuş bireylerin etrafında alanın boş derinliğini inceleyen uzun plan-sekanslarla ifade edilir.