Bence boş vermek, ömrü boyunca hiçbir şeyi boş vermeyen insanların artık dayanamayıp yaptıkları bir isyan şekli.
Bence evliliğin fiziksel omurgası sadakat, duygusal omurgası da nezakettir. Bu ikisinin beraber var olduğu hikâye epey lezzetlidir.
Sayfa 166 - Kronik Kitap·Kitabı okudu
Reklam
İppolit Kirilloviç konuşmasına sinirli bir ürperti içinde, alnıyla şakaklarından ter boşanarak, nöbet geçirir gibi bir halde başladı. Bunları sonradan kendisi söylüyordu. Bu konuşmayı tam bir chef d'oeuvre,⁴² hayatının chef d'oeuvre'ü, kuğunun son şarkısı sayıyordu. Gerçekten, dokuz ay sonra veremden giden İppolit Kirilloviç ölümünü önceden kestirebilseydi, son şarkısını söyleyen kuğuyla yaptığı benzetmede ne kadar haklı olduğunu anlardı. Konuşmasına bütün kalbini, olanca zekâsını döktü. Medeni duygulara ve "belalı" konulara da kişiliğine göre yabancı olmadığını göstermişti fukara... Konuşması bütün gücünü içten oluşundan alıyordu. İppolit Kirilloviç sanığın suçluluğuna yürekten inanmıştı. Görevi gereği değil, işlenen suç için "öç alma" isteğiyle, "topluluğu korumak" amacıyla suçlamıştı onu. Hatta İppolit Kirilloviç'e düşmanca duygular besleyen bayanlar çevresinde bile konuşmasının uyandırdığı olağanüstü etki inkâr edilemedi. Okumaya çatallı, zaman zaman kopuveren bir sesle başladı, ama az sonra sesi kuvvetlendi, bütün salonu doldurdu. Bitirdiği zaman neredeyse bayılacak haldeydi. — Sayın jüri üyeleri, diye başladı Savcı. Rusya çapında ilgi uyandıran bu davanın bu kadar üstünde durulacak, dehşete düşülecek nesi vardı, düşünmek gerekir; özellikle, böyle olaylara artık iyice alışmış olan bizim toplumumuz için! Esasen işin en korkunç tarafı bu derece meşum olayların bile bizim için dehşetini kaybetmiş olması. Falanca filancanın işlediği suçun değil, fakat bütün bunları kanıksamış olmamızın korkusunu duymak zorundayız. Böyle davranışlara, hiç de parlak olmayan bir yarına götüren bugünün bu çeşit olaylarına karşı kayıtsızlığımızın, onları hafiften almamızın sebeplerini nerede aramalı? Sinizmimizde mi, henüz pek genç toplumumuzda mı? Temellerine kadar sarsılmış ahlâk
Sayfa 923·Kitabı okudu
-Bal, bal... demekle ağız tatlı olur mu dayıcığım? İrâde ve doğruluk lafzı da, en doğru en irâdeli geçinenlerde bile çok defa zevki ve lezzeti varlığımıza sirâyet etmemiş bir kelime hâlindedir. Doğru adam, yalnız iş hayâtında para çalmayan, başkalarının zararında kendi menfaatini aramayan kimse midir? Bence doğruluk, kendi vücûdu memleketinin gizli, âşikâr ihtiraslarına hâkim olarak, hırsı, tamâhı, kibri ve gurûru silebilmektir. Bunları yapabilen, zâten hayatın dış yüzünde de doğrudur. Hatta ihtiraslarını ezecek irâdeye sâhip oluş da doğruluğun îcâbıdır. Bence kökten ayrı düşmüş kupkuru fakat dosdoğru bir dal olmaktansa, biraz eğri, fakat yaş ve semere verici bir dal olmak evlâdır.
Sayfa 13·Kitabı okuyor
II Ana Baba Edebiyatı
Aradan yirmi yıl geçtikten sonra birini gerçekten hatırlayabilir miyiz? Şimdi ansızın çakan bir şimşekten, hayal meyal bir yüzün kaçınılmaz şekilde olgunlaşmış hatlarından yola çıkarak mı hatırlıyoruz? Akşamüstünü bunun üzerine düşünerek, bunu saptamaya çalışarak geçirdim. Bence karşılaşmamaları çok güzel. Bugüne kadar yalın biçimde birbirinden epey farklı hayatlarına devam etmeleri, hayatlarının birbirine ufak ufak yakınlaşması: birleşmeyen iki paralel çizgi. Ama bu romanı başka birisi daha yazmalı. Okumayı çok isterdim. Çünkü benim yazmayı istediğim romanda karşılaşıyorlar. Karşılaşmaları benim için gerekli.
Sayfa 44 - Notos Kitap Yayınevi, 2011·Kitabı okuyor
“Doğru kararın ne olduğunu bilmiyorum, Gün Işığı. Bence sadece cesur olup birbirimizle konuşmaya devam etmeliyiz. Bence anı yaşamalıyız. Elimizdeki zamanın tadını çıkarmalıyız. Sonra ne olacağını görürüz. Tabi ki zamanlama kusursuz değil ama ne zaman kusursuz bir zaman ki? Tek vadedebileceğim, seninle geçireceğim her saniyenin tadını çıkarmak için elimden geleni yapacak olmam. İster bir ay olsun, ister bir yıl, ne olursa olsun.”
Sayfa 245 - wyatt·Kitabı okudu
Alıntı
Reklam
Reklam