Muhtemelen dişilerin çoğu hangi erkeklerin en iyi olduğunda hemfikir olacaklardır çünkü tüm dişilerin elindeki bilgi aynıdır. Dolayısıyla bu az sayıdaki şanslı erkek çiftleşmelerin çoğundan sorumlu olacaktır. Bunu yapmaya güçleri fazlasıyla yetecektir çünkü her dişiye vermeleri gereken tek şey bir miktar ucuz spermdir. Büyük olasılıkla deniz fillerinde ve cennetkuşlarında gerçekleşmiş olan budur. Dişiler, her erkeğin sahip olmayı arzu ettiği bencilce sömürme idealinin yalnızca birkaç erkeğin yanına kar kalmasına izin vermektedirler fakat yalnızca en iyi erkeklerin bu lükse sahip olduğundan da emin olmaktadırlar.
Kendi genleriyle birleştireceği iyi genleri seçmeye çalışan bir dişinin bakış açısından bakarsak, dişinin aradığı nedir? İstediği şeylerden biri, hayatta kalma yeteneğine dair kanıttır. Açıkça görülüyor ki kendisine kur yapan potansiyel her eş en azından yetişkin olana kadar hayatta kalma becerisini göstermiştir fakat bundan daha da fazla hayatta kalabileceğini kati bir şekilde göstermiş değildir. Dişi için yaşlı erkekleri seçmek oldukça iyi bir politika olabilir. Kusurları ne olursa olsun yaşlılar en azından hayatta kalabildiklerini ispatlamışlardır ve dişinin kendi genlerini uzun ömürlülük genleriyle birleştiriyor olması olasıdır. Ne var ki kendisine çok sayıda torun bahşetmeyeceklerse dişinin kendi çocuklarının uzun ömürlü olmalarını sağlamasının bir anlamı yoktur. Uzun ömürlülük cinsel güce dair bir kanıt değildir. Hatta uzun süredir hayatta olan bir erkek tam da üremek için risk almaması yüzünden hayatta kalmış olabilir. Yaşlı bir erkeği seçen bir dişi, iyi genlere dair bir başka kanıtı sergileyen genç bir erkeği seçen rakip bir dişiye kıyasla daha çok torun sahibi olmak zorunda değildir.
Peki diğer kanıtlar nedir? Pek çok olasılık vardır. Belki yiyecek
📚🔔 Tatil zili çaldı!
Bir yıl boyunca verilen emeklerin ardından şimdi dinlenme, keşfetme ve yeni maceralara atılma zamanı. 🌞
Bu yaz bol kahkahalı, bol anılı ve elbette bol kitaplı geçsin. Tüm öğrencilere keyifli tatiller diliyoruz! 💙📖
Bir site psikopatik eğilimleri olan çocuklarda
görülen ortak özellikleri sıralamıştı. Listeye göz gezdirdikçe
endişelerim artıyordu.
Kabahat işledikten sonra suçluluk duymamak. Nico iki çocuğu da yumrukladıktan sonra doğru düzgün özür dikmemişti.
Hatta yaptıklarından hiçbir pişmanlık duymamıştı.
Sürekli yalan söylemek. Eskiden evde bir şey kırınca bize
hemen söylerdi. Ama biz ona sorana kadar vazo hakkında tek kelime etmemişti. Dahası içimden bir ses bize anlatmadığı başka
şeylerin de olduğunu söylüyordu.
Hayvanlara işkence yapmak. O peygamberdevesine ne olmuştu? Hayvanı çok sevdiğini söyleyip dururken birdenbire
klozete atıp üstüne sifonu çekmişti.
Bencilce ve agresifdavranışlar sergilemek. Birinci kaleye zamanında ulaşamadın diye çocuğun tekinin karnına yumruk
atmaktan daha agresif ne olabilirdi?
Okur notu: Nico oğlum yapma çocuğum kendine gel
"cehennemi yaşamış olmanın, içinde hem aydınlığı hem de karanlığı barındırmanın, kendini tutkuyla ve belki biraz bencilce, bilinçli bir şekilde sevmenin normal olduğunu hatırlamalıydı. bütün bunlar normaldi."
#Schopenhauer
Eğer bir insanın gözlerinden o Maya' (yanılsama)örtüsü, principium individu-ationis(bireyleşim ilkesi) kaldırılır da kendisi ve diğerlerinin şahsı arasında yaptığı o bencilce ayrımı bundan böyle yapmaz olursa... o zaman buradan, tüm varlıklarda kendi gerçek ve en-iç 'kendi'ni fark eden böyle birinin tüm yaşayanların çektiği sonsuz ızdıraplan da kendisinin olarak görmesi gerektigi kendiliğinden çıkar... Hiçbir ızdırap bundan böyle ona yabancı değildir... Nereye baksa, ızdırap çeken insanlığı, ızdırap çeken bir hayvanlar dünyasını ve geçip giden bir dünyayı görür.
Kafasının içinde bir ışık yanmıştı sanki. "Mutluluk başkaları için yaşamakta. Bu çok açık, mutlu olma ihtiyacı duyuyoruz çünkü yapımızda var bu. Öyleyse mutluluk istemekte mantığa aykırı bir
şey yok ama bu mutluluk ihtiyacını kendi bencilce isteklerini yerine getirerek yani ekmek elden su gölden bir hayat, zenginlik, ün, aşk peşinde koşarak geçirdin mi ardından koştuğun şeylerin bir tekini bile gerçekleştiremeyeceğin koşullarla dikiliverir hayat insanın karşısına. Dolayısıyla mutluluk istemek de mutlu olmaya ihtiyaç duymak da doğaya aykırı değil, doğaya aykırı olan durmamacasına ardından koştuğumuz bu bitmez tükenmez arzular."