#Schopenhauer
Eğer bir insanın gözlerinden o Maya' (yanılsama)örtüsü, principium individu-ationis(bireyleşim ilkesi) kaldırılır da kendisi ve diğerlerinin şahsı arasında yaptığı o bencilce ayrımı bundan böyle yapmaz olursa... o zaman buradan, tüm varlıklarda kendi gerçek ve en-iç 'kendi'ni fark eden böyle birinin tüm yaşayanların çektiği sonsuz ızdıraplan da kendisinin olarak görmesi gerektigi kendiliğinden çıkar... Hiçbir ızdırap bundan böyle ona yabancı değildir... Nereye baksa, ızdırap çeken insanlığı, ızdırap çeken bir hayvanlar dünyasını ve geçip giden bir dünyayı görür.
Kafasının içinde bir ışık yanmıştı sanki. "Mutluluk başkaları için yaşamakta. Bu çok açık, mutlu olma ihtiyacı duyuyoruz çünkü yapımızda var bu. Öyleyse mutluluk istemekte mantığa aykırı bir
şey yok ama bu mutluluk ihtiyacını kendi bencilce isteklerini yerine getirerek yani ekmek elden su gölden bir hayat, zenginlik, ün, aşk peşinde koşarak geçirdin mi ardından koştuğun şeylerin bir tekini bile gerçekleştiremeyeceğin koşullarla dikiliverir hayat insanın karşısına. Dolayısıyla mutluluk istemek de mutlu olmaya ihtiyaç duymak da doğaya aykırı değil, doğaya aykırı olan durmamacasına ardından koştuğumuz bu bitmez tükenmez arzular."
Nefsi yok etme konusunda, başkalarının ve kendimizin ihtiyaçlarının farklı olabileceğini düşünmeden başka insanların fikirlerine kulak veririz. Erdem Tuzağına yakalanmış bir kişi olarak kendimize “Benim ihtiyaçlarım nelerdir? Bencilce sayılmasaydı ne yapabilirdim?” sorularını sormayız.
“Evet, ben de herkes gibi marazlarımı başkalarıyla paylaştığımı fark edince bencilce rahatlıyorum. Ne de olsa en kötü şeyler, bizden başka kimsenin başına gelmeyenler.”
Ortak Alanın Trajedisi. İktisatçı Garrett Hardin tarafından ortaya atılan 'Ortak Alanların Trajedisi' tezi, insanların ortak paylaşılan kaynakları (otlaklar, nehirler, ormanlar) kuralsız ve bencilce tüketerek kaçınılmaz olarak bir yıkıma sürükleyeceğini iddia eder. Bu tez, özel mülkiyetin ve çitle çevirmenin insanlığı kıtlıktan kurtaran yegane rasyonel kurtuluş yolu olduğunu savunmak için bir bayrak gibi sallanır. Oysa antropolojik kayıtlar, tarım öncesi avcı-toplayıcı toplulukların binyıllar boyunca tüm kaynakları ortaklaşa, hiçbir özel mülkiyet duvarı örmeden ve doğayı hiçbir yıkıma sürüklemeden muazzam bir denge içinde paylaştıklarını gösterir. Trajedi, ortak alanların varlığından değil; tam aksine, o alanların çitlerle çevrilerek özel mülk haline getirilmesinden ve insanların kuramsal birer bencil hayvana dönüştürülmesinden sonra başlamıştır.