her birimiz kendimizin dogru olduguna inandik.bir birimizden hiçte farkimiz olmadi ayni timarhanede yasayan insanlara benzediyimizi şimdi açıkca göre biliyorum.Fakat o zamanlar bunu ben sadece belli belirsiz sorguluyordum ve butun deliler gibi bende kendim disinda her kesin deli oldugunu dusunuyordum.
Annemi toprağa verdikten birkaç gün sonra, büyükbabam yanıma geldi ve şöyle dedi: “Eh Leksey, sen bir madalya değilsin, boynumda sonsuza kadar asılı kalamazsın. Git, ekmeğini kazan… Ve bende ekmeğimi kazanmaya gittim…
Ne çok ayna var! Yalnız Hakk'la halk göstermiyor birbirini. Halkla halk da birbirinin aynası. Aynalar dolaşıyor Mutluluk Çağı'nda. İltifatla işleri yok, öğrenmek istiyorlar. Allah için, nedir eksiklikleri... Kroisos'un Solon'a sorduğu gibi değil, Hz. Ömer'in Selmân-ı Fârisî'ye sorduğu gibi soruyorlar birbirlerine: "Kardeşim, ne görüyorsun bende söyle!"
Genç kızlar bana haz vermiyor. Güzellikleri rüya gibi geçip gidiyor ve insana dün gibi geliyor sona erdiğinde. Sadakatleri - Evet, sadakatleri! Ya hepten sadakatten yoksunlar, ki buna artık kafa yormuyorum, ya da baştan aşağı sadakat kaplılar. Böylesini hele bir bulsaydım, istisna olduğunu, zamanla bana haz vermeyecek olduğunu düşünsem bile, haz alırdım; zira ya sürekli sadık kalacaktı, ki o zaman ben deneyci hevesimin kurbanı olacak, ona katlanmak zorunda kalacaktım, ya da bir an gelecekti ki o peşini bırakacaktı, ve o zaman bu eski hikaye bende kalmış olacaktı.