Sen bende neleri öpüyorsun bir bilsen
Herkesin perde perde çekildiği bir akşam
Siyah bir su gibi yollara akan yalnızlığı öpüyorsun
Ağzında eriklerin aceleci tadı
Elleri bulut, gözleri ot bürümüş ekin tarlası
Bir çocuğun düşlerine inen tokadı öpüyorsun
Nasıl, siz henüz otuz altı yaşında, her şeyden bıkıp usanmış mısınız?
- Şüphesiz, o kadar usanmışım ki, şimdi yalnız bir şey arzu ediyorum: Dinlenmek...
Çünkü suç saklansa da, suçluluk kalır. Yastığın üzerinde uykusuzluk lekesi, kalpte kimliği meçhul ağnı, kursakta bekleyen taş gibi kalır. Bende de kaldı.
Ona baktığımda, aynı anda birden fazla şey seziyorum: O başka yetişkin kadınlardan daha kısa boylu, diğer annelerden daha genç ve sokağın ardındaki dünya onu korkutuyor. Ve o dünyadan ikimiz beraberce korktuğumuzda bana ihanet ediyor. Biz öylece cadının önünde dururken, annemin ellerinin bulaşık sabunu koktuğunu da algılıyorum. Bu kokudan nefret ediyorum, derin bir sessizlik içinde okuldan tekrar çıktığımızda, kalbim annemin bundan sonra ve hayatım boyunca daima bende uyandıracağı o kızgınlık, hüzün ve merhamet kargaşasıyla doluyor.