"Bir göğsü delip geçmek çok kolay bir işti. İnsan daha çok direnç bekliyor. Kılıcım kemiğe değseydi direnç oluşurdu. Ama o sırada etin yumuşaklığıyla karşılaştı yalnızca. Yine de çok kolay delip geçti. Şimdi yazarken bu duyguyu elimde, beynimde hissediyorum."
Ortak Alanın Trajedisi. İktisatçı Garrett Hardin tarafından ortaya atılan 'Ortak Alanların Trajedisi' tezi, insanların ortak paylaşılan kaynakları (otlaklar, nehirler, ormanlar) kuralsız ve bencilce tüketerek kaçınılmaz olarak bir yıkıma sürükleyeceğini iddia eder. Bu tez, özel mülkiyetin ve çitle çevirmenin insanlığı kıtlıktan kurtaran yegane rasyonel kurtuluş yolu olduğunu savunmak için bir bayrak gibi sallanır. Oysa antropolojik kayıtlar, tarım öncesi avcı-toplayıcı toplulukların binyıllar boyunca tüm kaynakları ortaklaşa, hiçbir özel mülkiyet duvarı örmeden ve doğayı hiçbir yıkıma sürüklemeden muazzam bir denge içinde paylaştıklarını gösterir. Trajedi, ortak alanların varlığından değil; tam aksine, o alanların çitlerle çevrilerek özel mülk haline getirilmesinden ve insanların kuramsal birer bencil hayvana dönüştürülmesinden sonra başlamıştır.
Aklıma sevdiğim bir romandan bir cümle gelmişti. Kederin bizi başrole taşıdığı,ikimiz dışında her şeyi cılız bir manzaraya dönüştürdüğü o anda, cümleyi kendimce yeniden kurdum: Bizim büyük çaresizliğimiz Nihal'e âşık olmamız değil, sesimizin dışarıdaki çocuk seslerinin arasında olmayışıydı. Asıl çaresizlik buydu.