8/10
·184 syf.··
2026 18. kitabı
·
6 saatte okudu
·
Okunma: 06 Nisan 2026 15:26
Adı üstünde rüzgârlı pazar denilen bir yeri anlatıyor bize Mustafa Kutlu alışılmış kalemiyle. Üstgeçitteki, merdivenlerdeki, kaldırımdaki satıcıları yani işportacıları tanıtıyor ya da hatırlatıyor. Genç kız ve sevgilisi, her şeye rağmen kocasını seven ve kollayan çiçekçi Cemile, dürümcü baba, Duran, gözleri görmeyen Nimet ve Cesur, doktor olduğu söylenen berduş adam… Hepsinin hem aynı hem ayrı bir hikayesi var. Yaşadıkları zorluklar, sevgiler, aşklar, ailelerindeki sorunlar hem farklı hem benzer. Ama bir dayanışma var ki hallerinde kelimelerle tarif edilemez. En önemli ortak noktaları olan yoksulluk ancak böyle hissettirilebilir. Hadi gelin rüzgârlı pazara gidelim, oradaki satıcıların hikayelerini dinleyelim, onları gözlemleyelim, artık işportacılara, sokak satıcılarına karşı daha duyarlı olalım ve görmezden gelmeyelim. Ve tabi ki Mustafa Kutlu’yu alkışlayalım. Kalemine sağlık güzel yürekli Kutlu!
Edebiyat
Rüzgârlı PazarMustafa Kutlu · Dergah Yayınları · 20254,376 okunma
Anı,Hatıra,Deneme artık ne derseniz....ben gutbette gittim...
7/10
·244 syf.··
2026 44. kitabı
·
27 saatte okudu
·
Okunma: 11 Nisan 2026 23:03
George Orwell 'in parasızlıgın sınırlarında yaşadıgı bir donemi sürükleyici bir şekilde anlattığı biyografik kitabı. berduş, evsiz psikolojisini merak edenler için eşi bulunmaz bir kaynak aynı zamanda. eser, okuyucunun ilgisini çeken çok fazla ayrıntıya sahip. bir nokta bana çok ilginç geldi. berduşlar, kendilerine yardım eden kişilere karşı, yoksulluklarına ve çaresizliklerine rağmen sonsuz bir minnet duygusu hissetmiyorlar. hatta çoğu zaman kendilerine yardım eli uzatan insanlara karşı nefret hissiyle doluyorlar. özellikle babacan bir edayla ve şefkatle kendilerine yaklaşan insanlardan kelimenin tam tabiriyle iğreniyorlar. çünkü niyetlerinin kendi karınlarını doyurmak olmadığını biliyorlar. paris'te restoranlarda çalışanlar arası hiyerarşiyi anlattığı bölümleri gülmekten yerlere yatırırken londra'da dilenmenin yasak olmasından dolayı evsiz-parasız insanların para bulmak için basvurdukları yolları anlattığı bölümleri ingiltere'nin sosyal yapısıyla ilgili düşündürür.
1000Kitap
Paris ve Londra'da Beş ParasızGeorge Orwell · Can Yayınları · 20248bin okunma
“Kötü bir anıyı unutmanın en iyi yolu güzel bir tanesiyle değişmektir.”
9/10
·248 syf.··
2026 29. kitabı
·
23 saatte okudu
·
Okunma: 01 Nisan 2026 22:33
James'in hayatı olağandışı derecede inkisar oluşu, yeryüzünden gülnihâl bir şekilde inen melaike sarman kedi Bob, hayatı muazzam şekilde değiştiren bir hikâye. Okuduğumda duygulanmamak elde değil hakikaten kendi kedim olan Venüs aklıma geldi. Aklıma geldikçe Tanrı kedilere ne kadar şekilde özene bezene, akılı, minnoş olduğunu bir kez anladım. Bir sigara yaktım kâh derunum kırıldı kâh helecan çarpmış aklım dışarı peyda oldu. Avustralya bölgesinde James'in sıradışı bir hikâyesine gözlem oluyoruz burada. Sokaklarda yatışlar bir berduş gibi, ceplerde metelik tok aç biilaç mütematiyen ilerlemesi her şey olanaksız duruma gelmesi. Çare nedir ki? Sokaklar... pis bir koket mahalessinde herkes müptela olmuş mahalle, siz de bir bakmışsınız müptelası olmuşunuzdur maddesine. Kanlar pıhtılaşmasında zakkum bahçesinde dolaşırken ansızın sere serpe uzanıp tahayyül ederken, Bob çıkagelir yanınıza "miyaaaav" der tatlı sesiyle. Davudi bir ses ile yankılanır kulaklarında, vurdumduyma şeklinde zerk edercesine enjekte edersin. Kedimi düşündüm birden, Venüsü'mü akan kanlar durmadı bende. Kedilere olan hassasiyetimi kimse bana önümde bir put gibi, armoni dokunuşlarıyla tabuları yıkan kalantor bir adama dönüşürüm. Tahir gibi tüyleri... mırlamaları, sürtünmeleri... hepsi sahiden ne kadar muazzam bir duygu değil mi? Yazarın son kısımlarında; "Hayvanlar insanlar kadar uzun yaşamıyor demesi..." beni kalbimden hançer saplanmıştı. Evet, ne yazık ki korkarım Venüs'ümün beni bırakıp gitmesi... alışamam ki yokluğuna. Gözyaşlarım kurur ağlamaktan. O benim her şeyim, ruhum, cancağızım, biriciğim, iki gözümün çiçeği... Sinema versiyonu da var izlemiştim, orada da duygulanmıştım, bu bir mucize olmalıydı... her halükârda öyleydi elbet. Daha çok muştulandım, daha çok debdebe diyarında bu kadar mükemmel bir
1000Kitap
Bob'un DünyasıJames Bowen · Yabancı Yayınevi · 2013366 okunma
Efsunlar /Tılsımlar
Puan vermedi
Hem çok farklı hem çok tanıdık bir roman ile geldim Dil bildiğim, sevdiğim bazı kitapları hatırlattı. Farklı kelimeleri, deyimleri ile oyunbaz, ele avuca sığmaz bir kitap Anadolu’nun mizahi, mistik, absürt olayları, söylenceleri, adetleri olay örgüsünün içine o kadar doğallıkla yerleştirilmiş ki yadırgamadan su gibi akıp gidiyor . . Ama dikkatle okunması gereken bir kitap. Kişilerin aile bağları, kim kimdir bazen karışabiliyor. Çünkü tempo yüksek, sanki bir solukta anlatmak istiyor yazar her şeyi. . Ege’nin ve Akdeniz’in köy ve kasalarında geçen hikaye , Abuzer ve annesinin Arabistan’dan köle olarak İstanbul’a gelmesiyle başlar. II.Meşrutiyet’le başlayıp 3 kuşağa yayılan hikaye 1950’ler ve 1990’lı yıllarda devam ediyor. Özellikle doksanlı yılların siyasi ya da aktüel olayları ince ayrıntılarla veriliyor, bizim kuşağın kâh gülümseyerek (Özal’ın kızının davulcuya kaçması ) kâh üzülerek (cezaevi operasyonları, ölüm oruçları…) hatırlayacağı olayların etkisiyle kendi kişisel hafızamın dehlizlerinde, tıpkı Yadigâr’ın kazdığı tünellerde dolanır gibi dolandım.Kendi definemi aradım adeta. . Abuzer‘in tılsımları maalesef ailesinin berduş hayatlar yaşamasına engel olamıyor. Oğlu Zühtü, torunları Bahtiyar ve Yadigâr, dünürü Tıngaz… Feleğin çemberinden geçseler de kitap atmosferi sayesinde okuru boğmuyor, hepsinin hayatı tüm zorluklara rağmen devam ediyor. Yaşam adeta bir karnaval bu romanda:) . Kitapta en çok Koca Dudu’nun Ümmü ‘nün cenazesini yıkayıp defne hazırladığı bölümden etkilendim. Ölüye karşı gösterilen şefkat ve nezaket nefesimi kesti adeta . Haydarpaşa Garı’nı anlattığı sayfalarda gözlerim doldu Kaybettiğimiz tüm maddi ve manevi güzellikler için ağladım. . Bir de ilk defa duydum kelime ve deyimlere bayıldım.Tığ-ı teber şah-ı merdan mesela , ölgülük , ayıngacı gibi
Edebiyat
HafriyatOsman Özarslan · İletişim Yayınnları · 202534 okunma
Puan vermedi
//KİTAP TAVSİYEM "GÖLGEDEN KALAN İZLER" //ALINTILAR #Çocukluk yıllarımda çektiğim çile babamdan miras mı kalmıştı acaba? #Dedemin ödeyemediği günahlarının bedelini Tanrı, babamdan tahsil edemedi de bana ödetmeye mi karar vermişti? #İsyanı ne Tanrı'ya, ne ailesineydi... #Yüreğinde hissettiği tarifi mümkün olmayan hüzün ve ruhunda yeri doldurulamaz bir boşlukla uyurgezer gibi dolanıp duruyordu... #Ulan felek, artık ben de varım bu alemde... #Kiminin yiyecek lokması yok, kiminin bir lokma yemeye vakti yok... #Bazen insan olmak yetmez, insana insan olduğunu hatırlatmak lazım... #Boş boş beklemekle sorun çözülmez... #Gece kimine göre kısa, kimine göre uzundu... #Şu ölümlü dünyada doğum nasıl bir şeydir ki ölümlü birinin dünyasına gelmesine herkes sevinir? #Yaşadığım coğrafyada var olabilmek için hava kadar, su kadar gerekli olan demokrasiye aşığım... #Her başlangıcın bir sonu vardır, adı ne olursa olsun bence _sonsuz_ kelimesi biraz abartılı gibi... //KİTAP HAKKINDA Merhaba kitapsever arkadaşlar Yaşama nasıl geldik, gerçek cihanda mıyız? Önceki hayat diye birşey var mı? Varsa biz önceki hayatımızda kimdik? Nasıl bir yaşantımız vardı? Nedir bu hayat telaşı. Niçin Kısır bir döngü içerisinde doğ, yaşa, öl, gömül şeklinde ilerliyoruz? Bir hemstırın çarkını çevirdiği gibi, niçin bu cihan çarkında dönüp duruyoruz? Hiç düşündünüz mü? Hadi düşündünüz, cevap bulabildiniz mi? Gerçek ne? Gerçeği ararken hangi yoldan gitmeliyiz? O yol bizi gerçeğe mi götürür yoksa gerçeği ararken, sadece gölgede kalan izleri mi takip ederiz? Ne yaman çelişki değil mi? Bu günkü kitabımızda adı Ozan olan, lakin ozanlık ile uzaktan yakından ilişkisi olmayan kahramanımızla kısa bir yola çıkacağız. Farklı hayatlar, farklı aileler, farklı travmalar ve aynı cihanda nasıl yaşıyoruz, bu karmaşaya nasıl ayak
Gölgeden Kalan İzlerMemet Çerkez · Theseus Yayınevi · 20259 okunma
Canavarı Bizler mi Yaşattık?
Puan vermedi·422 syf.·
2026 7. kitabı
Spoiler içerir Japonya'dan Almanya'ya tıp okumak adına gelen Kenzo Tenma, alanında uzmanlaşmış ve yeteneğiyle göz önünde bir doktor olmuştur. Herkesin zor dediği beyin ameliyatlarını marifetle çözmüş ve haliyle hastalarınca da sevilmiş, saygın bir konuma yerleşmiştir. Başarılıyla tamamladığı bir ameliyatın akabinde tebrikleri kabul ederken koridorun sonunda ağlayan bir Türk kadını ve çocuğunu görür. Üzülüp geçer ama sonraki gün aynı kadın onun yakasına yapışır ve şu sözleri eder; “O akşam hastaneye ilk gelen benim kocamdı. Eğer onun ameliyatını sen yapsaydın kurtulabilirdi. Onu bana geri ver!” Doktor Tenma her ne kadar hastaların sırasından bihaber olsa da bu sözlerle şok geçirir. Hem onun hiçbir suçu yoktur, çünkü o direktörün talimatını uygulamıştır. Fakat Tenma'nın o an farkında olmadığı ama ileride anlayacağı bir şey vardı; direktörün talimatları daima hastanenin prestiji, imajı olmuştur; yani maddi kazanç. Tenma düştüğü çıkmazdan kurtulmak adına nişanlısına gider. Nişanlısı Eva, hastane direktörünün kızıdır. Derdini anlatınca hiç beklemediği bir tepki de ondan alır; "Bazı hayatlar diğerlerinden daha değerlidir." Sonraki akşam hastaneye ikiz çocuklar getirilir. Erkek olan başından kurşun yemiştir. Kızsa şok içerisindedir. Acil ameliyata alınan erkek çocuk için Tenma müdahaleye hazırlanırken direktörden bir talimat gelir ve hastanenin sponsorlarından sayılabilecek vali ayarındaki bir makam sahibinin ameliyatına girmesini emreder. Oldu bittiye getirilen durum sonrasında kocası ölen kadının söyledikleri aklına gelir ve o anda tüm hayatını değiştirecek kararını verir. Diğer tüm doktorların şiddetli uyarılarına rağmen başladığı ameliyata kaldığı yerden devam eder. Çünkü tüm insanların hayatı bir diğerine eşittir ve hastaneye ilk gelen bu
Monster: The Perfect Edition, Vol. 1Naoki Urasawa · Viz Media · 2014586 okunma