Tanrı, bize özgür bir irade vermiştir ve bu özgür iradeye kötü fiiller işleme kabiliyetimiz de dahildir. Bu, bir insanın işlediği kötülüğü veya eziyeti, yani şahsi kötülüğü izah eder. Tanrı bize niye özgür bir irade verdi ki? diye bir soru da sorulabilir. Hayattaki imtihanımızın anlamlı olabilmesi için, özgür irade şarttır. Bir imtihan, eğer öğrenciler her soruya doğru ceva-bı vermeye mecbur bırakılıyorsa [yanlış cevap verme imkanı tanınmıyorsa) anlamsızdır. Benzer şekilde, hayat imtihanında da insanlar dilediklerini yapmak için yeterli özgürlüğe sahip olmalıdırlar. Eğer Tanrı bizim kötülük yapmamıza müsaade etmeseydi, İyilik ve kötülük anlamını yitirirdi. Şu örneği dikkate alınız: bi-risi başınıza bir silah dayayıp, sadaka vermenizi istiyor. Parayı veriyorsunuz, fakat bu yaptığınızın ahlâkî bir değeri var mıdır? Yoktur, ancak özgür bir kişi yaparsa ahlâkî açıdan değerli olur.
Sayfa 269·Kitabı okudu
Bomba bi’ soru ;
Eğer hepimiz birbirimizden farklıysak, nasıl oluyor da hepimiz sonuçta aynı şeyin peşindeyiz?
Her çiçeğin bir mevsimi, her kitabın bir zamanı vardır. Haziranın tadını yeni hikâyelerle çıkarın.
Ya da asıl soru şu olmalı belki de... Kötü olmak bir seçim midir?
Kötülük neydi? Sınırları var mıydı? Nerede başlar, nerede bi-terdi mesela? Her insanın içinde gerçekten de bir cani, bir katil gizli miydi? Her insan bir gün mutlaka kötü olmayı seçer miydi? Bile isteye bir başkasının canını yakmak, ona zarar vermek her zaman bir mecburiyet mi yoksa insanın kendi seçimi midir? -Leyla Emirsoy
Sayfa 217·Kitabı okudu
Alıntı
Ne yaparsam yapayım olmuyooooor!.. Sonu hep soru işaretiyle bitiyor... Son... Harflere... Kaldım... Dilimin jeneratörü de yok ki!.. Ey..vah.. Bit..ti..Bi..ti..yor.. Ben..ar..tık..su..su..yo..rum.. Bun..dan..son..ra..söz..ka..le..min.. .................................
Edebiyat
"Ebû Cehil"-leş-me !!!! Ca hil leş me!
1. Psikolojide "Eraeyte'l-lezî Yükezzibü bi'd-Din" Sırrı "Dini yalanlayanı gördün mü?" Bu ayet, Mâûn Suresi'nin bir soruyla başlamasını sağlar. Fakat bu soru, insanlara "cevap arama" güdüsü vermez; nitekim bu soruyla Allah, kulunu kendi iç dünyasının karanlık dehlizleriyle yüzleştirecektir. Bu noktada ayetteki "dîn" kelimesinin etimolojik bağlamını incelemeden önce, "gördün mü?" kalıbının aynı Fil Suresi'nde olduğu gibi-burada da tekrar karşımıza çıktığını hatır-latmak isterim. Zira bu kalıbı her gördüğümüzde, Rabbimizin bu sahneyi zihnimizde canlandırmamızı istediğini, böylelikle olayı duyanlardan değil, içsel bir zihin perdesiyle görüp yaşayanlardan oluşumuzu inşa ettiğini bilmekte fayda olacaktır. Nitekim bizler "gördün mü?" çağrısıyla, olayı birilerinden işiten üçüncü, dördüncü şahıslar değilizdir artık; bizzat olayın yaşandığı an orada olup olayı görenlerizdir. Bu, bizi olayın faillerinden biri yapar. Bu idrakin Kur'an okumalarında oldukça önemli olduğunu düşünmekteyim. Zira Kur'an ayetlerini kâfirlere, müşriklere, Yahudilere, münafıklara gelmiş gibi düşünmek ya da olayın ilk muhatabı üzerinden (mesela bu olay özelinde ilk muhatap Ebû Cehil'dir) ayet-i kerimeleri değerlendirmek; bizlerin, olayı “yaşayan" ve dolayısıyla "olaydan ders çıkaran” olmaktan alıkoyacak, bunun yerine "geçmişin bir hikâyesini okuyan" ve ancak bir hikâyeye verilebilecek dikkat ve özeni ayetlere yönelten kişiler olmamızı kaçınılmaz kılacaktır. Oysa Ebû Cehil'in yaptığı bir hatayı okurken, içimizde "Ebû Cehil"lik yapan parçaları görebilmek, bizi "Ebû Cehil"-leş-mekten kurtaracak yegâne anlama ulaşmamızı sağlar.
Sayfa 108·Kitabı okuyor
Buna mı tav oldun? Buna mı tav oldun! Evet, buna mı tav oldun, güzel söyledin. Ahitleşmedik mi? "Elestü bi-rabbikum, ben sizin Rabbiniz değil miyim?" dediğimde "Bela, evet," demedin mi? Sen bana söz vermedin mi? Ben bir şeye muhtaç olduğumdan mı sana emirler, yasaklar koydum? Haşa! Ama sen benim hatırımı gözetmedin. Kulunun tövbe etmesi hâlinde Allah seviniyor. Hem de nasıl seviniyor. Neye? Senin tövbe etmene. Niye peki? Bu, sana olan sevgisinin şiddetini, gayretini ve seni kıskandığını gösteriyor. Bu hususta bir örnek daha arz edeceğim. Sahabilerden Muâz b. Cebel bir soru soruyor Resulullah Efendimiz'e (s.a.v.): "Ya Resulullah, hanımımı suç hâlinde görsem, cezalandırmak için bir şey yapamaz mıyım? İnisiyatif alamaz mıyım? İhkak-ı hakta bulunamaz mıyım?" Efendimiz (s.a.v.), "Hayır!" buyuruyor. "Dayanamam ya Resulullah," diyor, "dayanamam." Resulullah Efendimiz (s.a.v.) buyuruyor ki, "Kavminizin reisinin gayretini gördünüz, o çok gayret sahibidir, yani kıskanır. Ben ondan daha gayretliyim, Allah benden gayretlidir." Buradan anla ki sen hududa tecavüz edersen, Allah indindeki durumun ne olur? Yani Allah'ın fuhşu men etmesi, Allah tarafından fuhşun yasaklaması, kuluna olan gayretindendir. Kıskanıyor bizi.