İbadetler insanlar arası ilişkilerde bir biçimde günlük ve dokunulmazlık ölçüsü yapılırsa ibadet adına her türlü hak ve ihlali ve insan tacizi başını alıp gider. Bu gidiş, önce din istismarını, daha sonra din adına baskı ve şiddeti, bir adım ileride de din adına terörü, kısacası engizisyonu getirir. İslam, tüm bu olumsuzlukların doğmasını önlemek üzere çok radikal tedbirler almıştır. Bunların belli başlıları şöyle sıralanabilir:
1. "Allah ile aldatılmayın!" emrinin verilmesi,
2. Din kıyafeti, din sınıfı, din adamı, resmi mabet, ibadette lider gibi kabul ve uygulamaların dinin bünyesinden çıkarılması,
3. Dinde baskı-zorlama ve manipülasyonun (ikrahın) yasaklanması,
4. Allah adına yönetme devrinin kapatılıp yönetimi halktan alınacak vekalet (biat) ve halkla danışma usulü (şura) ile yürütülmesinin ilkeleştirilmesi,
5. Hakların ancak sahipleri tarafından bağışlanabileceğinin ilkeleştirilmesi; böylece herhangi bir insanın hakkının Allah tarafından bir başka insana bağışlanmasının mümkün olmaktan çıkarılması.
Yezid, Medine valisi Velid b. Utbe’ye yazdığı mektupta “Hüseyin’i, Abdullah b. Ömer’i ve Abdullah b. Zübeyir’i biat için tutukla ve biat edinceye kadar şiddetli bir şekilde baskı altında tut. Bu konuda hiçbir ruhsat yoktur. Vesselam.”
Söz konusu müstağni tavra, kamuoyuna da mâl olan, ciddi itiraz İskenderpaşa dergâhı şeyhi ve ilahiyat profesörü M. Esad Coşan'dan gelmiştir. Erbakan'ı parti liderliğine dergâhın kendinden önceki şeyhi ve kayınpederi olan Mehmet Zahid Kotku'nun getirdiğini, dolayısıyla parti hareketinin tekkenin fonksiyonlarından biri olduğunu ifade eden Coşan, hakiki liderliğin esasen kimde ve hangi kurumda olması gerektiğini bu argümanlarla ilan edecektir. Üstelik Coşan İslami bir hareketin başında politikacıların değil "peygamber varisi âlimlerin" olması gerektiğini düşünmektedir. "Kayıtsız" tavrına karşı bir teklif olarak sunulan "âlimler meclisine" mukabil Erbakan'ın "şura kurup da başıma hocalar belasını mı alayım" dediğini ileri süren Coşan, Millî Görüş'ün kesinlikle bir "cihat karargahı", Erbakan'ın da bir "cihat emiri" olmadığını belirtecektir. Bu neticenin benzerine Coşan'dan yaklaşık on yıl önce Necip Fazıl tarafından Rapor'unda temas edilmiş; Erbakan'ın hilafet ve biat talebinden ayıplama ve kınama üslubunda bahisle, bu durumun en başta Kotku tarafından uygun görülmeyip reddedildiği bildirilmiştir.
Millî Görüş'ün "ben merkezci" İslamî hareket teorisi Nurculuk, Süleymancılık gibi büyük geleneksel akımlarca doğal olarak dikkate alınmamıştır.
Tanrı iyilik ve kötülükle ilgilenmiyor. Onun niyeti başka ve bizim bunu bilmemizi istemiyor. Tanrıyı anlamaya çalışmak ya ona koşulsuz teslimiyetle ya da ona yürekli bir isyanla mümkün. Belki ikisi de aynı şeydir! Bazen birine koşulsuz teslim olduğun için de ona isyan edersin ya da isyan ettiğin için ruhunun derinlerinde ona biat edersin.