Şunu söylemeliyim ki ben bu kadar değildim; henüz bitmedim ama, eksildim. Yakında yalnızca suyum kala­cak, ve bu yüzden bana kızılacak. Allah, Allah, yahni bitmiş - kim yedi bunu? İşte o an, başa dönebilsem; yahniden önceki tarihime - birden bir keçi, bir sığır, bir domuz olarak, ayaklarım tabaktaki suyuma ve ekmek artıklarına batarken, yük­ seliversem ... tüm hayalim budur. Sanki oldum olası bir büyük odayı arşınlıyor; ara sı­ra elimi muma uzatıp yakıyor, ve haykırışımı hep son­raya saklıyorum. "Dur!" denilen yeri de, yaşamak üze­re erteleye erteleye tüketiyorum. Beklerken beklemedi­ ğimi düşünüp kahkahalar atıyor; bu arada elimi duvar­lara, cama, burnuma, kalemlere ... sürüyorum. Kapının çalındığını duyar gibi oluyor; ne açıyor ne de kapıyo­ rum. Bu hep tekrarlanıyor gibi görünse de, "tekrar" di­ye, "kalmak" diye bir şey yok. Sağım sanki solum gibi -solum, hiç yok. Gökyüzü her zamanki gibi, her zaman­ kinden farklı - bu da sıradan. Bazen bakıp, herkes gi­ bi "Ah!" diyorum; ama bunu hak edip etmediğimi bil­ miyorum. Ve bu daha varmamışçasına geçen zamanda, biraz sallanan yerde durmadan kala kalanım - ki bu bi­ linci ürkekçe tüketmek değil; daha ileri götürmek isti­ yorum oyunu. Durmadan ölüyorum yaşayabilmek için - belki de bütün psikanalizi tersine çevirmek gerek; yaşamın saç­ malığı rüyalannkinden kat kat fazla, ve zamanın hızı, tehlike getiriyor, başka değil. Bunca ses arasında duyu­ lan, bir tehlike sireninin sesi; şu, herkes için çalan ... Bir yerden gelip bir yere gitmemek, asıl asılsızlık bu. Ken­ dim hariç her şeye uzağım, ve çok kişiyi öldürdüm; ka­ fam, cinayetlerle dolu. Tüketmek gerek anlamları - ama üretmek ve tüket­ mek. .. Yok etmek -ama var edip sonra yok etmek. .. Gü­neşi suçluyorum - söndürmek gerek bu boş yangını. Bana en uzak yerlerdeyim çoğu
Alıntı
Uzun ama okunursa kıymetli, kazançlı güzel bir bölüm
Annem, kabri cennet olsun, beni bakkal Abdülhadi'ye gön-derdiği gibi Şıh Salih'e de göndermiş; sanki: "Oğlum, gör bak Allah'ın ne kulları var. Sen bir öğle nama-zına gittin diye, bir iş gördüm sanıyorsun, nazlanıyorsun, hava sıcak diyorsun... Bak Allah'ın ne kulları var: Biri zincire tutun-muş, oruçlu, ayakta durur, müşterisini karşılar, güleryüz gösterir, fakir fukaraya yiyecek dağıtır... Diğeri sekiz çocuğu ile seksen ya-şında, ilmine ve yaşına rağmen, ailesinin nafakası için, kimseye muhtaç olmamak için, Ramazan ayında, elli derece sıcakta, Sam'ın altında, oruçlu haliyle ateşin karşısında kadayıf döker... Git de gör ibret al..." demek istemişti. Medine'nin Evliyası Gizlidir Medine-i Münevvere'de bu gibi hållerle karşılaştıkça, daima, merhum amcamın sözünü hatırlarım. Şöyle demişti: "Ne hikmetse, Medine-i Münevvere'de, Cenab-ı Hak, evliyaullahı gizliyor. Kimse kimsenin ayıbını, kusurunu aramasın;hüsnüzanla yaşasın; her gördüğünü Hızır bilsin; her geceyi Ka-dir bilsin... Edeple yaşasın, rahatsız olmasın diye, Medine-i Mü-nevvere'deki tecelli bir sır hålindedir. Bir sır perdesi Medine-i Münevvere'nin manevi âlemini gizliyor. Her şey bir sır perdesi ile örtülü, her şey gizli, ben o kanaate erdim..." Fakir bunları düşünürken Şıh Salih, kadayıfı döktü, verdi. Şu sözü söyledi: "Yâ veledi! Yavrucuğum. Riya için söylemiyorum. Yüce peygamberimizin kadr ü kıymetini bil, diye söylüyorum. Verdi-ği müjdeden sen de hisse ve nasip al diye söylüyorum. Bilirsin, Efendimizin bir hadisi var: Men yasbiru alâ leʼvâihá ve şiddetihå küntü lehu şefian ev şehîden yevme'l-kıyâme... "Medine-i Münevvere'nin sıcağına soğuğuna, çeşitli çile ve imtihan ibtilálarına sabreden bir kimseye ben kıyamette şefaatçi olacağım. Allah ve Resulullah için hicret etmiş, Medine-i Münevvere'de oturmuş,
Sayfa 360
Her çiçeğin bir mevsimi, her kitabın bir zamanı vardır. Haziranın tadını yeni hikâyelerle çıkarın.
DÖRT SOYLU GERÇEK
Dört soylu gerçek, Budist öğretinin temel anlayışını oluşturur: Birinci soylu gerçek (Dukkha); yaşamda ıstırap vardır "Doğum dukkhadır, yaşlanmak dukkhadır, ölüm dukkha- dır, üzüntü, feryat, acı, çaresizlik dukkhadır, hoşlanılma yana/ sevilmeyene yakın olmak dukkhadır, hoşlanılana/ sevilene uzak olmak dukkhadır, istediğini alamamak dukkhadır . " Buda Yaşam acılarla doludur. Bu ilk soylu gerçek Dukklıa keli- mesiyle tanımlanır, aslında kelime anlamı acıdan daha farklıdır. Buda'ya göre insanların yaşamiarına bütünsel bir gözle bakıldığında, sürekli bir kaygı halini görmek mümkündür, Dukkha'yla bu kaygı, tatminsizlik hali kastedilir. İnsanın kendisine yönelik duyduğu kuvvetli arzular kay- gıya yol açar. Bu arzular yerine getirilse, tüm istekler gerçek- leşse bile bunlar ebediyen elde tutulamayacakhr. Sadece bek- lenti hali değil, onları kaybetme olasılığı da bir kaygı vesilesi- dir. İstekierin elde edilernemesi de aynı şeki ld e bir kaygı 70 BUDA'NIN ÖGRETiSi durumu yaratır. Bu sefer de, doyumsuzluk nedeniyle ya da engelleyici arzular nedeniyle acı çekilir. Diğer bir deyişle, in- sanın doğasında olan çok temel kaygı hali tüm deneyimlerinin ayrılmaz bir parçasıdır. Buda, bu problemin çözümünün, istekleri, tutkuları ger- çekleştirmek üzere dünyayı değiştirmeye çalışmakta yatma- dığını söyler. Çözüm, dış dünyayı buna zorlamak değil de, insanın kendinde bir içsel dönüşüm sağlamasındadır. Buradaki gerçek; dünyanın durumunun çözümün değil de
1000Kitap
Neyin sultanlığı? Sorumsuzluğun.
Bakan, gören, bilfiil itinâ gösteren, koruyup kollayan ilahî sev-gi, şefkattir. Anne, ilahî sevgi demek olan şefkati, rahminde olduğu kadar, mürebbiyeliğinde dahî tecellî ettirir. Öyleyse, anne, ilahî tecelligâhtır, dolayısıyla da kutsaldır. Bu bakımdan o, erkekten üstün ve ona oranla çok daha fazla yükümlüdür: Maddeten ve ma-nen hâmiledir. 16 Kadın, hayatın devamından, neslin yetişmesinden sorumludur. Erkekse, kadının bu ağır ödevi yerine getirmesi için gerekli şartlar ile imkânları hazırlayıp onu savunmakla yükümlü-dür. Bu anlamda sağlıklı bir toplum, daha önce de belirtildiği üzre, karı-koca ilişkisi şeklinde deyimlendirdiğimiz, kadın-erkek ödevler denklemine dayanır. Bahsolunan denklemde bilkuvve yahut bilfiil anne ve zevce olan kadın, şefkat, iffet, rıkkat ile güzellik kutbunu teşkil ederken; baba ve koca durumundaki erkek de, mücadele azmi, iffet, namus ile dayanıklılık yakasında yer tutar. İkisinin, kaçınılmaz paydasıysa, fedakârlık, güvenilirlik ile sâdıklıktır. Zâten, ahlâkın dörd esasından güven ile sâdıklık, cinsiyet karşıtlığına dayanan kadın-erkek ilişkisinden sudür ederken, diğeri Allah korkusudur. esas olan sevgiye gelince; bu, hem ilahi kaynaklıdır hem Dördüncü de kadın-erkek cinsiyet karşıtlığı ilişkisinin verisidir. Bütün bu bil dirdiklerimizin sonucu olarak, sağlıklı toplum, ilahi sevgi ile kor-kuya, kadın-erkek birlikteliğine ve hot görülerek tahrib olunmamış doğayla uyum içinde yaşamağa dayanır. Kısacası, sağlıklı toplum. adil nizama esaslanmıştır. Adil nizamsa herkesin üstüne düşen yükümlülüklerin bilincinde bulunmasını gerektirir. Bu nizamın aksa-dığı hallerde, en büyük kötülük demek olan sömürü başgösterir. Si mürünün, suiistimâlin ilk örnekleriniyse ailede, öncelikle, karı-koca ilişkilerinde, özellikle de erkeğin, kadınına karşı
Sayfa 106·Kitabı okudu
Ahlak tari hi boy unca , birkaç ahlak anlayışı birbiri yle çarpış￾mıştı r, deni lebilir: Akılcı, de neyci ve so sy al ge rçekçi (sosyolojist) ahlak anlayışları ... Akılcılar , faziletle bilgiyi aynileştirdiler. Sokrates, "iy i nin bi lgisi , onun uy gula nmas ını da bi rli kte getirir" ve "kötülük bi l gisizl i ktir, hiç k imse bi le bile kötülük e tmez " diyo rd u . Bu a nlayış , i lk, orta ve yeni çağ boyu nca i lke o l arak sav u nuldu . Bilgi ve a kıl , ahlak içi n yeterl i sayıldı. Topçu'ya göre bunlar, ahlaki ide ­ al, yani gaye ile ahlaki olguların bi l gisini bir biri ne karıştırdılar. Hal buki bi l gi, ahl aki h are ke tte n arta kal an şeydi r, onu n bir so nucu￾dur. İşte bur ada deneyc i ahlak karşımız a çıkıyor ve d iyo r ki, iy inin bil inmes i ye tmez, onu n tatb iki esastır; fazilet fikri ne sa hip olmak değ il , onu yaşamak gere k. Bu ise ö nceden b ir de ne yi şart ko şar. Is tırap çekme miş ola n başkasının ıstı rab ına ko şamaz. Ya ni iy inin egze rsi zi onun bi l gisinden öncedir. O h alde ahlaki hareket , kendi bilg isini de ta yi n ede r.
Sayfa 23·Kitabı okuyor
Zekâtı ciddiye almamız gerekir. Bu işin hicrî yıl dönümüne riayet ederek; net bir sekilde varlık dökümü ile hesabını tutmalı, verilmesi gereken yerler de güzelce araştırılarak verilmelidir. "Nasıl olsa kırkta biri bulmuştur." "Fazla bile vermişizdir!" zanneden birçok mal sahibi; gerçek bir sayım ve hesap yaptıklarında, ödemeleri gerekenden geride kaldıklarını müşâhede etmiştir. Bu sebeple zekât ciddî bir iştir. Tarih, miktar ve hesap noktasında erbabından bil. gi alarak; Rabbimiz'e karşı farz borcumuzu ve fakirlere karşı da zekât borcumuzu titizlikle edâ etmemiz icap eder.
Sayfa 148 - Yüzakı Yayıncılık, İstanbul-2017·Kitabı okudu