(...) Faaliyetler, “irâde-istek”in sonucudur; “istek-arzu”, faaliyetlerin sebebi.
(...) Ama dahası var: Bu saydığımız duygu, düşünce ve irâde faaliyeti veya onlara dâir sayılabilecek şekiller, neticede gelir, bir tek muhtevâ faaliyete dayanır: O da, irâde faaliyeti… Öyle ya, eğer ben bilmeye dâir bir faaliyette bulunuyorsam, bu benim bilme isteğimin sonucudur; yahut benim bilme isteğim, bilme faaliyetinde bulunmamın sebebidir. Eğer bende içeride çay olup olmadığını bilme isteği olmasaydı, ben içeride çay olup olmadığını düşünmeyecek, gidip bakmayacak, yahut alıp içmeyecektim. Hattâ birisinden “gayrıihtiyarî–istemeden” işitsem veya durup dururken ansızın hatırlasam bile, omuz silkecek, onu bir bilgi olarak karşıma almayacak, yâni bilmeye dâir bir faaliyette bulunmayacaktım. İnsan istemeye istemeye öğrense bile, öğrendiğini bir bilgi olarak karşısına aldığı her seferinde, bunun bir bilme isteğinden ileri geldiğini anlar. İşitmek veya ansızın hatırlamak ihtiyara bağlı birer faaliyet olmasa bile, işittiğini veya hatırladığını bilmek, muhakkak ihtiyarîdir, isteğe bağlıdır. Bunu daha güzel fenomenoloji ile anlayabiliriz: İhtiyarî olmayan faaliyetler, fenomenolojinin de kapsamı dışında, “tesadüf” ve “tabiîlik” kategorisindedir; şuura âid değildirler… Şuura dönük bir bakış, tenkidî bakış (refleksiyon) olmadan, bunlar faaliyet sayılamazlar. “Faaliyet” deyince, mutlaka bir yönelme, hedefleme, şuura alma ve kısacası “irâde” söz konusudur.