60'ları bilemem, ama 70'lerde çocuk olmanın en güzel tarafı, özgürlük duygusuydu. Gerçi bunun anlamını bilmiyorduk, çünkü bütün arsalar, bahçeler,sokaklar, parklar, deniz kenarları bizimdi. İstediğimiz zaman gider,oynar,gelirdik.
..
Serin bahçeli evlerin yerini apartmanlar aldıktan, sokak arabaların egemenliğine terk edildikten sonra, büyüyünce anladık.
Meğer şanslıymışız, çünkü özgürmüşüz
"Seni daha yeni tanıyorum aslanım, hepimiz öyle. Ben insanlara güvenmeyi seçerim, Sena ise güvenmemeyi... O sana güvendiyse kendi içinde bunun savaşını vermiştir, emin ol. Sen... Niyetin nedir, ne beklersin ben bilemem ama sen şunu bil ki Sena benim için, bizim için kardeşten farksızdır. Onu üzme demiyorum sana çünkü bazen sevdiğimiz insanları üzmek bizim elimizde olmuyor. Ama onu kandırma, ona yalan söyleme ve her şeyden önemlisi onu kalbinde yaşatmayacaksan hayatına girme," dediğinde tokat yemiş gibi irkildi genç adam.
"Sena göründüğünden çok farklıdır aslında. İnsanlar onu kimi zaman duygusuz zannederler ama o bir çocuğun tek damla gözyaşı için şu koca mahalleyi ateşe vermekten çekinmez. Sena sen ona nasıl gidersen misliyle gelir sana. O çok zor güvenir insanlara, o yüzden de çok az insanı alır kalbine. Seni o kalbe aldıysa layık ol, Ozan. Olmayacaksan da daha fazla üzmeden çekip git hayatından..."
Anamı çokça ağlarken bilirim ben.Babam giderken de ağlar,gelmeyince de ağlar.Belki bundan bana bütün çocukların anaları ağlar gibi gelir.Anaların ağlamadığı kasabalar,şehirler var mı,yok mu,bilemem.Babaları işçi sınıfı için çalışmayan çocukların anaları ağlamaz herhalde.Öyleyse çoğunun anası ağlamıyor.Fakat suskun yüzlerinde gözleri anamın gözlerine benzeyen kadınlar görüyorum.Çok kadınlar görüyorum,herhalde hep ağlıyorlar günleri,ömürleri boyunca .
Babaları bilemem ama annelerin bilinçdışında sakladıkları, hayatlarında bir etkisi olmadığını, travmasının çoktan geçmiş gitmiş, tedavi olduğuna kesinkes inandıkları ve unuttuklarını sandıkları şeyler bir şekilde kızlarına devroluyor.