Metafizik düşünce, dili vesile edinmektedir. Dil ise muhtelif ve birbirinden ayrı birimlerden teşekkül eden bir sistem olduğuna ve bu birimler sembolik işlevlere sahip ses kaynaklı göstergelerden ibaret bulunduğuna göre, dilden bu sembolik ve biçimsel karakterinden çıkarak bize dışsal ve varoluşsal özellikleriyle şeylerin kendisini aktarması beklenemez. Hiçbir zaman bir kelimenin, var olanlardan birini önümüze getirdiğini ve bir gölgenin sahibine aidiyeti gibi belirli bir mevcuda ait olduğunu görmeyiz.
Dilsel semboller aracılığıyla düşünmenin aktarabilecekleri, hariçteki şeylere dair tasavvurlarla sınırlıdır. Bu sembollerle dışarıdaki şeyler arasında her bir dilsel sembolün sadece bir tek dışsal varlığı göstermesi gibi bir yerini tutma ilişkisi yoktur. Mesela sandalye kelimesini söylemek kendisiyle beraber bizzat sandalyeyi içermez. Aksine sandalye kelimesi, belirli bir sandalyeyi dahi göstermez.
...........
KİTAPTA GEÇMEYEN YORUM:
Dil ile kurulan metafizik teoriler, varlığın bizzat kendisini değil, varlık hakkında ürettiğimiz sembolik kavramları anlatır. Bu yüzden teorik bilgi ile yaşanan/doğrudan tecrübe edilen varoluş aynı şey değildir.
Eylemlerle niteliklerin iyiliği veya kötülüğü gibi akıl da kâh iyi kâh kötü olur. Sahibi onunla gerçek bilgi yollarını tuttuğunda akıl iyidir; doğru bilgi yollarından saptığında ve sahibini zanlara, şüphelere ve fenalıklara düşürdüğündeyse kötüdür.
Sokrates diyor ki, bilinmeyeni bilmek mümkündür zira onu zaten hatırlıyorsunuz.
Size şu anda bilinmez görünen şeylerin bilgisine sahipsiniz aslında. Çünkü, daha önce orada bulundunuz. Ne var ki, orada bulunduğunuzda bir başkasıydınız. Bu durumda, her türlü bilgi, bilinmeyenin yer değiştirmesinden ibarettir. Farklı bir ifadeyle söylemek gerekirse, bilemediğiniz bir başkası değil, sadece ve sadece kendinizsiniz.
Burada, sizin üniversitenizde zeka, eğitim ve bilgi büyük idoller haline gelmiş. Ama şimdi biliyorum ki, hepinizin atladığı bir şey var:Sevgi ve şefkat eli değmeyen zeka ve eğitim beş para etmez."