Facia şudur: Geçmişte kölelik vardı, bugün de var. Fakat geçmiş kölelik bilinçli bir kölelikti; hem köle, köle olduğunu duyumsuyor, hem kimden ve nasıl köle yapıldığını biliyor, hem kendisini köleliğe götürmüş olan efendiyi tanıyor hem de kölelik düzeninin baskıcı kalıplarının esaretine sürüklenen yazgısını biliyordu. Kulunç ve böbreğinin üstüne yediği kırbacı da hissediyordu. Gelgelelim köleler -insanlar azat olmuşlar, özgürlüklerine kavuşmuşlardır; fakat bilinçsizce içten köleliğe sürüklenmişlerdir. Gerçi kölelerin başları kölelik bağından kurtulmuştur; fakat "başların içi" köleleşmiş ve köleleşmektedir. Bu bir trajedidir, felakettir. Bugün biz "seçme özgürlüğü" çağında yaşıyoruz, oy veriyoruz; "o" diyoruz, "hayır" diyoruz, "evet" diyoruz, "istiyoruz" veya "istemiyoruz" diyoruz.
Bütün bunlar bizim özgürlüğümüzün göstergesidir. Ancak hissettiğimiz şeyi bilinçli bir biçimde seçmemişiz; bilinçsizce bir başkası irademize telkinde bulunmuş ve ipotek koymuştur. O zaman köle özgürdü, ama şimdi "özgür köle"dir.
Salem Cadıları davaları, Sarah Good, Sarah Osborne ve “suçunu” itiraf eden Tituba’nın tutuklanmasıyla Mart 1692’de başladı.
On dokuz kadın asıldı ve Gilles Corey isminde bir adam (kayaların altında, ezilene dek sıkıştırılarak) idam cezasına çarptırıldı.
21 Şubat 1693’te, Bay Colony Kraliyet Valisi Sör William Phips, Londra’ya cadılık konusunda bir rapor gönderdi. Bu raporda, sömürge hapishanelerinde bulunan elli civarında kadının durumunu anlatıyor ve çektikleri azabı sona erdirmek için izin istiyordu. Mayıs 1693’te bu isteği kabul edildi ve suçlanan son kişiler genel aftan faydalanarak serbest bırakıldı.
Rahip Samuel Parris, rahiplik maaşı ve kendisine verilmeyen yakacak odun konularında kasaba sakinleriyle yaşadığı uzun anlaşmazlıktan sonra 1697 yılında Salem kasabasından ayrıldı. Karısı, bundan bir yıl önce Noyes ismindeki erkek çocuklarını dünyaya getirirken ölmüştü.
Kahramanımız Tituba, hapishanede “ağırlandığı” süre boyunca vurulduğu zincirlerin ve demirlerin ücreti karşılığında 1693 yılına doğru satıldı. Ama kime? Bu konuda yazan tarihçiler, bilinçli veya bilinçsiz olarak öyle ırkçıydı ki bu sorunun yanıtı hiçbirini ilgilendirmedi. Tituba’nın hikâyesine tutkuyla bağlı Amerikalı siyahi roman yazarı Anne Petry’e göre, onu bir dokumacı satın aldı ve Tituba Boston’da öldü.
Yaygın bir söylentiye göre bir köle tacirine satıldı ve Barbados’a döndü.
Bana gelince, ben ona kendi uygun bulduğum bir son hediye ettim.
Şunu da not etmek gerekir ki Salem kasabasının günümüzdeki adı Danvers’tir. Ama cadılık geçmişiyle asıl üne kavuşan yer, halkı ortak bir galeyana gelmemesine rağmen, dava oturumlarının büyük kısmına ev sahipliği yapmış olan Salem şehridir.
📚🔔 Tatil zili çaldı!
Bir yıl boyunca verilen emeklerin ardından şimdi dinlenme, keşfetme ve yeni maceralara atılma zamanı. 🌞
Bu yaz bol kahkahalı, bol anılı ve elbette bol kitaplı geçsin. Tüm öğrencilere keyifli tatiller diliyoruz! 💙📖
Başka hususlarda olduğu gibi bu hususta da şeylerin en baştan nasıl doğal olarak geliştiklerini gözlemlersek onları en iyi şekilde inceleyebiliriz.
Öyleyse ilkin birbirlerinden bağımsız var olamayacak kişiler çift olarak bir araya gelmelidir:
Üremek için "dişi" ve "erkek": Bu birleşim bilinçli bir tercihten değil, diğer bitki ve hayvanlarda olduğu gibi, ardında kendi gibi bir varlık bırakma doğal güdüsünden kaynaklanır.
Hayatta kalabilmek için "yöneten" ve "yönetilen": Düşünce yoluyla öngörü kabiliyetine sahip olan doğa gereği yöneten ve efendi olandır; bunları bedeniyle yerine getirme kabiliyetine sahip olan ise doğa gereği yönetilen ve köle olandır.
Bu nedenle aynı şey hem efendinin hem de kölenin faydasınadır.
Ko acıman sezme olsun: Dostun acınmak istiyor mu, önce onu bilmen için. Onun sende sevdiği belki keskin göz ve sonrasızlık bakışıdır.
Ko dostuna duyduğun acıma sert bir kabuk altında saklansın; sen bu kabuk üzerinde bir diş kırmalısın. Böyle incelir ve tatlanır o.
Duru hava ve yalnızlık ve ekmek ve ilaç mısın dostuna sen? Nice kimseler kendi zincirlerini çözemezler de dostlarının kurtarıcısı olurlar.
Köle misin? Öyleyse dost olamazsın. Zorba mısın? Öyleyse dostun olamaz.
Pek uzun bir süre köleyle zorba gizlenmiştir kadında. Bu yüzden kadın, daha dostluğa yeterli değildir: O yalnız sevgiyi bilir.
Kadının sevgisinde, sevmediği her şeye karşı haksızlık ve körlük vardır. Kadının bilinçli sevgisinde bile, ışığın yanı sıra hep baskın ve şimşek ve gece vardır daha.
Kadın daha dostluğa yeterli değildir: Kadınlar daha kedi ve kuşturlar. Ya da olsa olsa inek.
Kadın daha dostluğa yeterli değildir. Ama deyin bana ey erkekler, hanginiz dostluğa yeterlisiniz?
Ah sizin yoksulluğunuz ey erkekler, hele sizin gönül oburluğunuz! Sizin dostunuza verdiğiniz kadarını, ben düşmanıma dahi veririm, hem bununla züğürtleşmem.
Arkadaşlık var: Ko dostluk olsun!
Öyle sanıyorum ki, yalnız insanların kendilerine köle ettikleri hayvanlar tüm yaşamlarını çalışmakla geçirirler, ama bilinçli olsalardı kesinlikle onlarda intihar ederlerdi.
Aziz Pavlus'un da söylediği üzere (Romalılar 10, 18), İsa'nın Kelamı dünyanın en ücra yerlerinde yaşayan insanlara kadar yayılmıştır ve bu inancı beyan etmeyenler sadece onu bilinçli olarak reddetmiş olanlardır, dolayısıyla da cezalandırılıp köle yapılabilirler. Ancak, okyanusun ötesindeki o ülkelerde yaşayanlar o denli büyük bir denizin ötesinde bulunduklarına göre havarilerin onlara ulaşmış olması imkânsızdı: Bu durumda onlara ne gözle bakmak gerekirdi? İstilacılar açısından bu soruya verilebilecek en uygun cevap, Adem'in soyundan gelmediklerine, ruh sahibi olmadıklarına, hayvanlar gibi olduklarına, dolayısıyla öldürülmelerinin veya köle yapılmalarının mümkün olduğuna karar vermekti; bu ulusların yok edilmesi, bağışıklıklarının olmamasından dolayı yayılan salgın hastalıklardan dolayı kolaylaşırken, Avrupalılar da katliamlardan ziyade onları insanlık dışı bir şekilde sömürerek ve hayat tarzlarını tamamıyla değiştirerek ölümlerine yol açar.
Sayfa 31 - Kültürel Ortam: Keşifler ve Buluşlar·Kitabı okudu