Ellerinin bir zamanlarki yumuşaklığını ben hiç bilmedim, avuçlarının içi ben doğmadan çok önce su toplayıp nasır tutmuştu, sonraki otuz yıl boyunca da fabrikalarda ve manikür salonlarında iyice harap oldu. Ellerin korkunç ve onları bu hale getiren her şeyden nefret ediyorum. Onların bir hayalin enkazı ve faturası olmasından nefret ediyorum.
seni ben kallâvi sokağı’nda gördüm
sen beni görmedin görmedin
kapıları çaldım adını sordum
söylemediler öğrenemedim
seni ben kâllavi sokağı’nda gördüm
bir daha görmedim bilmedim
belma sebil adını yakıştırdım
aklıma geldikçe her sefer
gözlerinin mavisini bitirdim
saçlarının siyahına başladım
kallâvi sokağı’nda güvercinler
benim karanlık İstanbul’um
bir esnaf kahvesine oturdum
belma sebil ya geçti ya geçer
rüzgârını içime doldururum
kallâvi sokağı’nda güvercinler
bunca yıl sönmemiş umudum
nisan değilse mayıs
perşembe değilse pazar
ben belma sebil’i bulurum
Seni ben kallâvi sokağı'nda gördüm
sen beni görmedin görmedin
kapıları çaldım adını sordum
söylemediler öğrenemedim
seni ben kallâvi sokağı'nda gördüm
bir daha görmedim bilmedim…