Hayal gücü sınırlı olanlar 'ölümsüzlük otu alt tarafı bir masaldır,' der ve geçerler. Oysa dünya, binde bir de olsa yanılma payı bırakanlara aittir bana kalırsa.
Böyle bir geceyi bütün varlığımızla içemeyişimizin sebebi, kafamızı birçok saçma şeylerin doldurmuş olmasıdır.
On bin, yirmi bin sene evvelki insanlar gibi olabilsek, tabiatı onların gözüyle görsek, muhakkak ki şimdi burada böyle sükfınetle oturamazdık. Onlar güneşi, ayı, falanca büyük tepeyi veya filan bulutu ve yıldırımı babalarının hayrına mı Allah yaptılar? Onlar tabiatta saklı duran ruhu bizden iyi anlamışlardır. Halbuki bizim bunu yapmamıza imkan yok.
Minimini kafalarımızı ukalaca kitaplar, birbirinden çürük bilgiler, neticesi olmayan hesaplar ve Allah kahretsin, kar makarışık menfaat düşünceleri dolduruyor... Söyle, hangi ilim, hangi şiir, hangi aşk, hangi devlet bu manzaradan daha güzel, daha muhteşemdir? Buna rağmen burnumuzu kaldır madan bozuk kaldırımlarda yürüyüp gitmekte devam edi yoruz. Dünyadaki insanların acaba kaç binde biri şu anda başını aya çevirmiştir? Halbuki o her şeyi, herkesi görüyor ve gafletimizin üstüne o tatlı, o iyi tebessümünü serpiyor.
Mick Jagger 1965’te ilk kez “Hiç tatmin olamıyorum!” şarkısını söylediğinde, geleceği gördüğünü bilemezdik. Jagger’ın 2013’te biyografi yazarına söylediğine göre, yaklaşık dört bin kadınla birlikte olmuş (yetişkin hayatındaki her on gün için farklı bir partner).
Dikkat ederseniz Mick cümlenin devamına “...ve en sonunda dört binde tatmin oldum. Tamamdır!” diye devam etmedi. Muhtemelen devam edebildiği kadar eder de. Peki “tatmin”e erişmek için kaç partner gerekir? Eğer şimdiye kadar dört bin tane partneriniz olduysa, hayatınızı dopaminin kontrol ettiğini, en azından seks konusunda, söyleyebiliriz. Dopaminin ana emri şudur: Daha fazla. Sör Mick, tatmini yarım yüzyıl daha arasa bile yine de bulamaz. Onun tatmin fikri, tatmin olmak değil, arayıştır. Bu arayış da sonsuz tatminsizliği ortaya çıkartan molekül, yani dopamin tarafından güdülenir. Birini yatağa attıktan sonra aklına gelen ilk şey başka birini bulmaktır.
Bu anlamda hepimiz bir parça deliyizdir. Şu küçük farkla ki, "hastalar" bizden biraz daha delidirler. Burada bu küçük noktanın altını çizmek gerekir. Kusursuz insanlara gelince, doğrusu bunlar hemen hemen yok gibidir. On binde, belki de yüz binde bir rastlanır böylelerine, üstelik de oldukça zayıf örnekler olarak...
Sayfa 280 - İş Bankası Kültür Yayınları Hasan Ali Yücel Klasikleri, XXVI.Basım·Kitabı okudu