• “hep başka bir aşk
    başka sevgili
    keşke biz o iki kırlangıç olsaydık
    ömür boyu yolculuk etseydik
    bir bahardan diğer bahara”
  • Ne vakte dek gitmek gerek
    Diyardan diyara
    Yapamam, arayamam
    Daima aşkı ve sevgiliyi
    Keşke biz iki kırlangıç olsaydık
    Ömür boyu bir bahardan diğer bahara uçan
    Ah! Bugün artık geç
  • O saray ki üretmeden tüketendi
    Ülkeleri çığlık çığlık
    Bir ganimet uğruna kılıçtan geçirendi
    Dili yoktu diller içinde-bu yüzden
    Korkulu bir zorun yasası yalnızca
    Halaysızlığı ve şiirsizliği bu yüzden
    Bahardan kışa yağma savaşları
    Kıştan bahara yağma sofraları
    Sevgisizliği bu yüzden
    Adnan Yücel
    Sayfa 47 - Yurt Kitap-Yayın
  • Mehmed Uzun'un ölüm yıldönümünde, 11 Ekim’de,11. yıl anmasında, saat 11’de biz sadece 11 kişiydik Nar Çiçekleri’nin başucunda bu da böyle bilinsin...

    Şeyhmus Diken



    Mehmed Uzun 1996 yılında yayınlanan ve Yaşar Kemal’e ithaf ettiği “Nar Çiçekleri” kitabının aynı adlı ilk denemesinde şöyle der:

    “Çocukluğum, çiçek açmış nar ağaçları ve onların büyüleyici renkleri arasında geçti. Doğduğum ve büyüdüğüm geniş aşiret evinin bahçesinde dört nar ağacı vardı... Onlar mevsimlerin değişik giysilerinin habercisiydiler.”

    Bilenler bilir. Nar ağaçları kışın adeta döşeğinde ölümü bekleyen hasta gibidir. Üzülürsünüz, onları o halde görünce. “Aman tanrım onca güzel çiçekler açan, o meyveleri veren ağaç bu hale mi düşer.” Tam da bu minval üzere avluları kasvet insanı da hüzün kaplar!..

    Sonra, baharla birlikte nar ağaçları önce silme yeşile bürünür. Ardından muhteşem rengiyle, onca sabır ve sebat ile beklenen zamanın hürmetine, kan kırmızısı çiçekler açar. Bir süre sonra kırmızı çiçeklerin arasında suyun ve ışığın bereketiyle büyüyen nar tomurcukları meyvenin habercisi olur.

    Narın; yeşili, kırmızı çiçeği, tomurcuğu ve en sonunda dallarında kabuklarını zorlarcasına çatlayacak olan iri narlarının, bir bahardan bir başka bahara olan hikayesi altı ay sürer.

    Mehmed Uzun; 1950’li yılların sonunda çocukken dedesi ile Siverek’te başlayan, Diyarbakır’da Gavur Mahallesi'nde dayılarının ve Ermeni arkadaşı Mıgo’nun evinde birde Dicle nehri kıyısındaki nar bahçeleri ile süren, finalde de nerdeyse dünyanın bir ucu olan Kanada’da, Diyarbekir’de yitirdiği Apê Vardo’yu bularak onunla nihayetlenen nar ağacı hikayesini hayli hüzünle anlatır.

    Elbette ki durduk yerde yazmadım bu girizgahı. Mehmed Uzun 2007 yılının 11 Ekim günü öğlene doğru saat 11 sıralarında vefat etti. Onulmaz hastalığa yakalandığını anlayınca öldüğünde Siverek mezarlığına amcaoğlu Ferit Uzun ile arkadaşı Necmettin Büyükkaya’nın yanına defnedilmeyi vasiyet etmişti.

    İyilik hallerinin görünür olduğu hoş bir anında ölümden söz açılınca, Dağkapı meydanına bakan hastane odasında sohbet ederken kendisine, “ömrün uzun olur umarım soyadın gibi, ama bir gün öte yakaya göçersen Diyarbekir toprağı seni kucaklamalı” demiştim. O da eşinin onayını alarak “tamam” demişti. “Yalnız” deyip eklemişti, “Fırat kıyısından Qetîn’den nar ağacı başucumda mutlaka olmalı” diyerek nar ağacının hayatında bıraktığı güçlü izleri, son söz olan vasiyetiyle dile getirmiş oldu.

    Biliyorsunuz! Mehmed Uzun’un vefatından sonra cenazesi yaklaşık 40 bin kişilik katılımla kaldırıldı. Çok görkemli cenaze töreni düzenlendi. Şehrin kadim Mardinkapı Mezarlığına defnedildi. Vasiyetinde olduğu gibi biri başucunda üçü hemen yanı başında dört kök nar fidanı dikildi ve yeşerdi.

    Ben, onun eski vasiyetini değiştirtmesi için çaba sarf ederken, “Diyarbekir olmalı. Sadece aileni düşünme! Sen önemli ve büyük kapılar açmış bir yazarsın. Gelenin, gidenin, selam vermek isteyenin çok olur. Zira duygu kalemle varlık bulmuşsa sahibi halktır, Mehmed Uzun Diyarbekirlidir. Bunun için de en uygunu Diyarbekir” demiştim.

    Mehmed, 11 yıldır Dicle Nehri ve Hewsel Bahçeleri’yle, Ben û Sen ve Kırklar Dağı’na nazır Şeyh Muhammed Düzlüğünde yatıyor. Nar Çiçekleri Denemesinin yaprağı Mardinkapı’daki mezar anıtına düşmüş gibi, 11 yıldır başucunda seyir halindedir, nar ağacının serüveni!

    Çocukluğunda olduğu gibi her yıl 11 Ekim’de, saat 11’de bekliyor, dostlarının merhabasını ve muhabbetini!..

    Bu yıl öyle olmadı. Her sene 11 Ekim günü saat 11 civarında toplanarak yaptığımız anma, bu yıl çok hüzünlüydü! Günler öncesinden sosyal medyada boy gösteren önceki yılların anmalarından video ve fotoğraflar paylaşanların, üstelik kentte olanlarının hiçbiri yoktu.

    İkisi kız kardeşi olan aile fertleri dahil toplam 11 kişiydik. 11 Ekim günü, 11. anma yılında, saat 11’de sadece 11 kişi Mehmed Uzun’u anmıştık.

    Başucundaki nar çiçekleri gibi üzüntü duyduğum manidar tablonun dramını sizinle paylaşırken aslında o nar fidanlarını ustanın yüreğimize diktiğini bilmenizi isterim.

    Mehmed, Nar Çiçekleri’nde anlatır. Diyarbekir Gavur mahalleli Apê Vardo Kanada’nın Montréal şehrine yerleştikten sonra Diyarbekir’den nar fidesi getirtip diker, tutmaz. Bitlisli William Sarıyan’ın amcası Melik, Amerika’nın Sierra Nevada çölünde nar ağaçları diker hepsi kurur. İki kelimelik hüzündür, “ama olmadı” işte.

    11 Ekim’de,11. yıl anmasında, saat 11’de biz sadece 11 kişiydik Nar Çiçekleri’nin başucunda bu da böyle bilinsin...

    Sapho 2 bin 700 yıl önceden seslenerek der ki şiirinde;

    “Kızaran nara benzersin, dalın tepesinde;

     En yüksek dalında unutulmuş, bir ağacın.

     Hayır, unutulmuş değil, yetişilememiş.”

    O Sapho’nun unutulmuşu değil, ulaşılamamış zirvedeki narıdır. Ruhu bir kez daha şad olsun... (ŞD/ÇT)
  • keşke biz o iki kırlangıç olsaydık
    ömür boyu yolculuk etseydik
    bir bahardan diğer bahara..
    Furuğ Ferruhzad
    kanguru yayınları/2009
  • O saray ki üretmeden tüketendi
    Ülkeleri çığlık çığlık
    Bir ganimet uğruna kılıçtan geçirendi
    Dili yoktu diller içinde-bu yüzden
    Sesi yoktu sesler içinde-bu yüzden
    Korkulu bir zorun yasası yalnızca
    Halaysızlığı ve şiirsizliği bu yüzden
    Bahardan kışa yağma savaşları
    Kıştan bahara yağma sofraları
    Sevgisizliği bu yüzden
    Adnan Yücel
    Sayfa 47 - Yurt Kitap Yayın
  • Keşke biz o iki kırlangıç olsaydık Ömür boyu yolculuk etseydik Bir bahardan diğer bahara.
    Furuğ Ferruhzad