Kitaptan işaretlediğim yerler
“Onuncu Kural: Ne yöne gidersen git -Doğu, Batı, Kuzey ya da Güney- çıktığın her yolculuğu içine doğru bir seyahat olarak düşün! Kendi içine yolculuk eden kişi, sonunda arzı dolaşır.” “Hakk’ın karşına çıkardığı değişimlere direnmek yerine, teslim ol. Bırak Hayat sana rağmen değil, seninle beraber aksın. “Düzenim bozulur, hayatımın altı üstüne gelir” diye endişe etme. Nereden biliyorsun hayatının altının üstünden daha iyi olmayacağını?” “Şeytanı kendinde ara; dışında, başkalarında değil. Ve unutma ki nefsini bilen Rabbini bilir. Başkalarıyla değil, sadece kendiyle uğraşan insan, sonunda mükafat olarak Yaradan’ı tanır.” “Mazi bir girdaptır. Farkettirmeden içine çeker. Halbuki sana lazım olan bir tek şu andır. Şu anın hakikatini yaşamaktır aslolan.” “Kader yolun tamamını değil, sadece yol ayrımlarını verir. Güzergah bellidir ama tüm dönemeç ve sapaklar yolcuya aittir. Öyleyse ne hayatının hakimisin, ne de hayat karşısında çaresizsin.” “Sufi der ki başkaları hakkında hüküm verip yargıda bulunacağıma, ben kendi içime bakayım. Sofu der ki başkalarının her kusurunu bulup çıkarayım. Ama unutmayın, çoğu zaman başkalarında hata bulanlar kendileri hatadadır. Teferruata ineyim derken bütünü kaybederler. Ağaçlara bakmaktan ormanı göremezler” “Otuz Üçüncü Kural: Bu dünyada herkes bir şey olmaya çalışırken sen HİÇ ol. Menzilin yokluk olsun. İnsanın çömlekten farkı olmamalı. Nasıl ki çömleği tutan dışındaki biçim değil, içindeki boşluk ise, insanı ayakta tutan da benlik zannı değil, hiçlik bilincidir.” “Ama eninde sonunda çember döner, devir tamamlanır, ayna sırlanır. Her kışın baharı, her baharın bir sonu vardır. Ve şu vecize hala geçerlidir: Aşkın olduğu yerde, er ya da geç ayrılık vardır.” “Otuz Yedinci Kural: Tanrı kılı kırk yararak titizlikle çalışan bir saat ustasıdır. O
Türkleri ilk olarak Türk diye niteleyen yeni bir milliyetçilik kavramı doğmaktaydı. Bu zamana kadar Türk adı Türkler arasında bile ancak Anadolu köylüsünün en aşağı tabakası için kullanılabilecek küçültücü bir sözdür. Yıllar sonra Mustafa Kemal'in bir vecize olarak ortaya attığı bir yurtseverlik sözlüğünde bile bilinçli bir kinaye vardı; Ne mutlu Türk'üm diyene!
Ne Kadar Kitap Kurdusun?
0-30p: Kontrollü okuyucu 📖 40-70p: Hafif bağımlı 👀 80p+: Geçmiş olsun, kitaplar seni ele geçirmiş 😅
Sana bir şey söyleyeceğim ama sakın aklından çıkarma. Yaşam lunaparklardaki sürat trenleri gibidir,' dedi Leonid bir vecize söyler gibi. "Cok hızlı inersin, uzun süre aşağıda kalırsı ve zorlukla yukarı çıkarsın.'
Girişimcilere kredi sağlayacak bankaların oluşturulması, sanayicilere sağlanan muafiyetler ile birlikte ülkede yerli malının kullanımını arttırmak için de kanuni bazı düzenlemelere gidilmiştir. 9 Aralık 1925'te yerli kumaştan elbise giyilmesine dair kanun kabul edilmiştir. Kanunun birinci maddesine göre genel bütçeden ve belediyelerden bedeli ödenen kumaş, elbise ve ayakkabı, serpuş ve yatak araç gereci ile memur ve hizmetliye tekdüze elbise ve kundura giydiren bütün şirketlerin iştira edeceği veya ettireceği bu nevi levazımın yerli mamulatından tedarik edileceği belirtilmiştir. Bu kanun Meclisten geçerken görüşmeler sırasında söz alan Aksaray Milletvekili Besim Bey, memleketin tarihten beri birçok kez düşmanlığa maruz kaldığını söylemiştir. Bu yüzden asırlardır Türk'ün yorulmuş, ezilmiş, sefil ve yoksul kalmış olduğu yorumunda bulunmuştur. Düşmanların milletin harimi ismetine kadar tecavüz ettiğini fakat bir mucize ile buna engel olunduğunu ifade etmiştir. Fakat o düşmanların, Türk Milletini silahla yenemeyeceğini anlayınca iktisaden mahvetmek için ellerinden geleni yaptıklarını vurgulamıştır. İstiklali siyasinin, istiklali iktisadi oluşturulmadan tam manasıyla gerçekleşmeyeceğini savunmuştur. Memlekette turşunun bile Avrupa'dan geldiğini, yiyeceği, içeceği, giyeceği her şeyi Avrupa'dan gelirse bunun neticesinin iyi olmayacağı görüşünü kürsüden paylaşmıştır. Kanunun Mecliste kabul edilmesiyle birlikte emekli Yüzbaşı Naim Bey'in öncülüğüyle İzmir'de 1926 yılının başında Yerli Mamulâtı Müstehlikler Cemiyeti oluşturulmuştur. Cemiyet İzmir'deki okullarda dikiş ve biçki yurtlarında konferanslar vermiştir. Bundan başka ders kitaplarına yerli malının önemi hususunda makale, vecize konulması isteğini dile getirmiştir. Aynı maksatlarla İstanbul'da 1929 yılında Yerli Mallarını
Mavi Gök Yayınları·Kitabı okudu
Tarih
“Okur o biyografilerde hoşuna giden ya da kendisini eğlendiren kimi anekdotu burada bulamayacaktır, en başta o ilk, küçük Mozart’ın Schönbrunn’ da Marie-Antoinette’e evlenme teklifi yaptığı hikâyesinden başlayıp ta sonuncusuna, Kraliçe’nin idamdan önce yanlışlıkla celladın ayağına basıp da nezaketle “Pardon Mösyö” dediği (gerçek olamayacak kadar aşırı bir espriyle uydurulmuş) söylentiye kadar birçokları. Bundan başka birçok mektubun da eksikliği hissedilecektir, her şeyden önce, cher cœur238 Prenses Lamballe’e yazılmış o içe işleyen mektupların Marie-Antoinette tarafından yazılmış değil, düpedüz Baron Feuillet de Conches tarafından uydurulmuş oldukları için, ayrıca yine sözlü olarak aktarılmış, duygulu ve zekice bir alay vecize de yalnızca, bana fazla zekice, fazla duygulu göründükleri için ve Marie-Antoinette’in daha çok vasat sayılan karakterine uygun görünmedikleri için kitaba girmedi.”
Edebiyat
Antikite birçok sessizlik örneğiyle doludur. Süleyman Özdeyişler Kitabı'nda, "Ağzını kapayan kendini duyurur" der. Odysseus Erebus'a kapatılmış olan Aias'a, onları karşı karşıya getiren ve Aias'ı da intihara sürükleyen, Akhilleus'un silahlarıyla ilgili çatışmayı hatırlattığında Aias ona trajik bir sessizlikle karşılık verir. Aynı mekanda bulunan Dido da Aeneas'ı, dehşetengiz bir sessizlikle yanıtlar. Sessizlik Stoacılar tarafından da göklere çıkarılmıştır. Aristoteles sessizliğin mükafatını daima beraberinde getirdiğini düşünmüştür. Seneca onu bilge kişilere özgü bir erdem olarak nitele­miştir. Publilius Syrus sessizlik üzerine pek çok vecize kaleme almıştır: "Susmalısınız ya da sözleriniz sessizliğinizden daha değerli olmalı." Dionysius Cato'ya göreyse "susmanın hiçbir tehlikesi yoktur, konuş­manınsa olabilir."
Sayfa 84·Kitabı okudu