Kesinlikle MUHTEŞEM bir kitap var karşınızda. Bu kitabı övelim, yayalım, abartalım duyuralım ve lütfen herkes okusun. Konusu, kurgusu çok iyi yazarın konuyu işlemedeki ustalığı çok iyi... Baştan sona dolu dolu, duygu yüklü aynı zamanda kendi toplumunun sosyal sorunlarını da konu edinen bir eser...
Baş karakterimiz Yang Fei'nin ölümünden sonraki yedi günü okuyoruz ama kendi gözünden gördükleriyle. Kurgu açısından daha girişte beni çok tatmin etti. Her gün için ayrı bir bölüm yer alıyor. Yang Fei kendine çeki düzen verip cenaze evine yakılmaya gittikten sonra mezarı olmadığını hatırlar ve yürümeye başlar. Dünya'da başlayan gezintisi yedi günün sonunda mezarsız ölüler ülkesine varmasıyla tamamlanır. Gezintisinde önce ölümü seyreder, sonra hayatında olup bitmiş şeyleri izlemeye başlar, evliliğini, doğumunu, babası ile olan günlerini, komşularını... Kendi acılarıyla birlikte kendi hayatıyla bir şekilde yolu kesişmiş başka hayatların acılarını gösterir bize. Çin'in karanlık yüzünü bu olaylar üzerinden anlatır kısa ve net. Zorunlu kürtaj, ekonomik zorluklar, bürokrasi ,organ mafyası, sığınaklarda fare gibi yaşayıp ölen insanlar... Karakterlerin trajedileri okura ağır gelse de yazarın sakin ve yalın anlatımı duygusal yükü taşınabilir hâle getirir.
Kitaptaki en baskın olgu bir babanın evladına duyduğu sevgi ve merhamet... Aslında karakterler arasında genel olarak merhamet duygusu ve yaşamsal varoluş için yaptıkları işbirliği ön plana çıkıyor.
Spoiler.
Yang Fei aslında tren rayları üzerinde bulunmuş kayıp bir çocuktur ama onu bulan Yan Jinbiao evlat edinir ve ölene kadar hayatını ona adar. Aralarındaki ilişki, babanın oğluna verdiği gösterişsiz ama içten sevgi çok etkileyici. Komşuları da Yang Fei'yi evlatları gibi sevip korurlar. Hatta kitaptaki en etkileyici kısımlardan