Herman Hesse - Siddhartha
Puan vermedi·148 syf.··
2026 14. kitabı
Bana göre bir edebi eser değildi, hikaye de ilgi çekici değildi. Ağaçlar isimli eseri de bana aynı "boş muhabbet" hissini yaşatmıştı. Ancak cümleler, metaforlar ve vecize tadında pasajlara sahiptir. Vermek istediği mesaj da hiç benlik değil ama bununla beraber kendi alanında oldukça iyi olduğunu düşünüyorum. Yazar Nobel ödüllüdür ve başyapıtı bu eser kabul edilir. Sidharta bir Brahmanın oğludur ve din adamı olmak için yolculuğa çıkmaya karar verir. Sevdiği bir dostuyla yola çıkar ve bir süre sonra ondan da ayrılır. Daha sonra Kamala isimli bir kadına aşık olur ve onunla olabilmek için yerleşir ve zenginleşir. Yıllar sonra bunun da manen kâr etmediğini anlayıp yola devam eder, bu sırada Kamala hamiledir ve çocuğun adını Sidharta koyar. Vasudeva isimli ermiş bir kayıkçıyla bir ırmaktan insanları karşıya geçirme işi yapmaya başlar. Ama bu işi maneviyat arayışı doğrultusunda ve yine manevi bir hisle yapar. Bir süre sonra kendi de yola girmiş olan Kamala, oğluyla beraber Sidharta'yı bulur ancak yolda onu yılan sokmuştur ve ölür. Artık oğlu Sidharta'yla yaşayacaktır ancak oğlan dik başlı kural tanımaz ve sevgisiz bir çocuktur ve Sidharta'yı yormaktadır. Vasudeva ona çocuğu azad etmesini tavsiye etse de onu dinlemez. Ne kadar iyi davranırsa davransın çocuk sonunda sayıp sövüp kaçar. Vasudeva peşinden gitmemesini tavsiye etse de dinlemez ancak uzun bir süre onu aradıktan sonra geri döner. Sonunda yola ilk çıktığı Govinda isimli arkadaşıyla karşılaşır. Govinda karşılaştığı en ermiş insanın o olduğunu söyler, bunun üzerine Sidharta da ondan kendini alnından öpmesini söyler. Bu esnada Sidharta'yı onlarca farklı silüette görür ve bence güya sidharta Nirvana'ya ulaşır.
SiddharthaHermann Hesse · Can Yayınları · 202447bin okunma
10/10
·160 syf.·
2026 140. kitabı
Özlü Sözler Kadir Mısıroğlu 2015 yılında Sebil Yayınevi tarafından neşredilen "Özlü Sözler (Akıllı Adamlar İçin)", yakın tarihin ve muhafazakar düşünce dünyasının en nev-i şahsına münhasır figürlerinden biri olan Kadir Mısıroğlu’nun ömürlük birikimini, felsefi ve sosyolojik öğütlerini bir araya getiren kompakt bir külliyat niteliği taşıyor. Eser, Mısıroğlu’nun alışılagelmiş hacimli tarih araştırmalarından farklı olarak, dinamik yapısı ve estetik sunumuyla dikkat çeken, rafine bir vecize kitabı olarak karşımıza çıkıyor. 160 sayfalık bu hacim, okuyucuya son derece akıcı ve tempo kaybı yaşamayan bir okuma deneyimi sunuyor. Öyle ki, sayfalar arasında ilerlerken kendinizi bir kitabı okuyor gibi değil, Kadir Mısıroğlu’nun o meşhur, kendine has hitabetini ve coşkulu ses tonunu kürsüden yeniden dinliyormuş gibi hissediyorsunuz. Sözlü kültürün o canlı ve sarsıcı performansı yazıya büyük bir başarıyla aktarıldığından, eser yoğun muhtevasına rağmen yaklaşık 1 saat gibi kısa bir sürede, tek oturuşta keyifle okunabilecek bir ritme sahiptir. Kitabın asıl gücü ise sunduğu zengin ve keyifli kolajda gizli. Eser yalnızca Mısıroğlu’nun kendi keskin ifadeleriyle sınırlı kalmıyordu, Türk edebiyatının ve tefekkür dünyasının dev isimlerinin hikmetli vecizeleriyle beslenerek köklü bir geleneksel köprü kuruyor. Bu edebi çeşitlilik, yakın dönemin dijital estetiğiyle de taçlandırılmış durumda, sosyal medyada büyük yankı uyandıran, kitleleri peşinden sürükleyen grafik ve görsel tasarımların kitapta basılı birer materyal olarak yer alması, eseri statik bir metin olmaktan çıkarıp çağın ruhuyla entegre, görsel açıdan da son derece doyurucu bir yapıya kavuşturuyor. Bu eserin ve yazarının durduğu yeri anlamak için Türk irfanının zirve
Edebiyat
Özlü SözlerKadir Mısıroğlu · Sebil yayınevi · 2015283 okunma
Reklam
İki Kalp Değil, İki Ahlak: Evliliğin Unutulan Hakikati
10/10
·180 syf.·
2026 23. kitabı
“Evlilik Ahlakı” üzerine düşünürken, aslında sadece bir kitabı değil, hayatın en hassas imtihan alanlarından birini konuştuğumuzu fark ediyorum. Muhammed Emin Yıldırım bu eserinde, evliliği kuru bir sözleşme ya da sadece toplumsal bir kurum olarak değil; ahlak, sabır, merhamet ve kulluk bilinciyle yoğrulmuş bir yolculuk olarak ele alıyor. Kitapta en çok dikkatimi çeken şey, anlatımın ne abartılı bir duygusallığa kaçması ne de katı bir nasihat diline saplanıp kalması. Sanki bir büyüğün dizinin dibinde oturmuş da, hayatı ondan dinliyormuşum gibi bir sadelik var. Bu sadelik, aslında mesajın gücünü artırıyor. Çünkü evlilik gibi derin bir mesele, karmaşık cümlelerden ziyade, kalbe dokunan yalın hakikatlerle daha iyi anlaşılır. Eserde evliliğin merkezine “ahlak” yerleştirilmiş. Bu çok kıymetli. Zira günümüzde evlilikler çoğu zaman beklentiler üzerine kuruluyor; oysa bu kitap, beklentiden önce sorumluluğu, hak aramadan önce vazife bilmeyi öğütlüyor. “Ben ne alırım?” yerine “Ben ne veririm?” sorusunu sormaya yönlendiriyor insanı. Bu yaklaşım, aslında evliliği ayakta tutan en temel sütunlardan biri. Kitap boyunca verilen örnekler ve aktarılan sahneler, okuyucuyu yormadan düşündürüyor. Özellikle sahabe hayatından kesitler, evliliğin sadece dünyevi bir birliktelik olmadığını; aynı zamanda ahirete uzanan bir ortaklık olduğunu hatırlatıyor. Burada hissedilen tasavvufi dokunuşlar ise oldukça ölçülü. Ne tamamen soyut bir dünyaya çekiyor insanı ne de ruh boyutunu ihmal ediyor. Tam kıvamında bir denge kurulmuş. Bir başka dikkat çekici yön ise dildeki nezaket. Eleştiriler bile kırmadan, incitmeden yapılıyor. Bu da kitabın ruhuna uygun: Evlilikte dil nasıl olmalıysa, kitap da öyle konuşuyor. Sertlikten uzak ama gevşeklikten de nasibini almamış bir üslup var. Bu dengeyi kurmak kolay değil, fakat
Evlilik AhlakıMuhammed Emin Yıldırım · Siyer Yayınları · 20195,3bin okunma
Bir Lokmadan Hakikate: Üç Risalenin Yolculuğu
10/10
·128 syf.·
2026 22. kitabı
Bediüzzaman Said Nursî' nin “ Ramazan, İktisat, Şükür Risaleleri , ilk bakışta ahlaki ve dini öğütler ihtiva eden bir metin gibi algılansa da, dikkatle okunduğunda insanın ontolojik konumunu yeniden tanımlayan derinlikli bir düşünce sistemi sunduğu görülür. Bu eser, modern insanın dağılmış dikkatini toplayan, onu hem kendisiyle hem de varlıkla yüzleştiren bir “idrak terbiyesi”dir. Ramazan Risalesi’nde oruç, yalnızca bir ibadet pratiği olmaktan çıkar; insanın kendi nefsine karşı yürüttüğü epistemolojik bir sorgulamaya dönüşür. Bediüzzaman Said Nursî burada açlığı, biyolojik bir ihtiyaç eksikliği olarak değil, "Hakikati görünür kılan bir perde kaldırma eylem" olarak ele alır. Zira insan, tokken çoğu zaman varlığın hakikatini unutmaya meyyaldir. Açlık ise bu gafleti parçalar. Onun şu veciz ifadesi bu hakikati çarpıcı biçimde ortaya koyar: "Oruç, nefsi firavunluktan kurtarır." Bu cümle, aslında modern insanın en temel krizine işaret eder: kendini merkeze koyma yanılsaması. Oruç, bu yanılsamayı kırarak insanı yeniden “kul” olma bilincine taşır. İktisat Risalesi ise, çağımızın tüketim çılgınlığına karşı son derece rafine bir bilinç önerir. Burada iktisat, sadece az harcamak ya da tasarruf etmek değildir; bilakis 'nimetin metafizik değerini kavramaktır.' Bediüzzaman Said Nursî nin şu sözü, bu yaklaşımın özünü teşkil eder: "İktisat eden, nimetin bereketini görür." Bu ifade, modern ekonominin verimlilik kavramını aşan bir derinlik taşır. Çünkü burada bereket, niceliksel artıştan ziyade anlamın çoğalmasıdır. Bir lokmanın insana huzur vermesi, bir nimetin kalpte minnet uyandırması… İşte iktisat, tam da bu içsel zenginliğin kapısını aralar. Şükür Risalesi ise bu üçlü yapının en derin katmanını oluşturur. Şükür, burada bir sonuç değil; başlı başına bir bilinç halidir. Bediüzzaman Said Nursî ye göre şükür, nimeti sadece almak değil, onu doğru okumaktır. Bu bağlamda
Ramazan, İktisat, Şükür RisaleleriBediüzzaman Said Nursî · Söz Basım Yayın · 20141,322 okunma
10/10
·216 syf.··
2025 38. kitabı
·
17 saatte okudu
·
Okunma: 25 Kasım 2025 09:00
Kesinlikle MUHTEŞEM bir kitap var karşınızda. Bu kitabı övelim, yayalım, abartalım duyuralım ve lütfen herkes okusun. Konusu, kurgusu çok iyi yazarın konuyu işlemedeki ustalığı çok iyi... Baştan sona dolu dolu, duygu yüklü aynı zamanda kendi toplumunun sosyal sorunlarını da konu edinen bir eser... Baş karakterimiz Yang Fei'nin ölümünden sonraki yedi günü okuyoruz ama kendi gözünden gördükleriyle. Kurgu açısından daha girişte beni çok tatmin etti. Her gün için ayrı bir bölüm yer alıyor. Yang Fei kendine çeki düzen verip cenaze evine yakılmaya gittikten sonra mezarı olmadığını hatırlar ve yürümeye başlar. Dünya'da başlayan gezintisi yedi günün sonunda mezarsız ölüler ülkesine varmasıyla tamamlanır. Gezintisinde önce ölümü seyreder, sonra hayatında olup bitmiş şeyleri izlemeye başlar, evliliğini, doğumunu, babası ile olan günlerini, komşularını... Kendi acılarıyla birlikte kendi hayatıyla bir şekilde yolu kesişmiş başka hayatların acılarını gösterir bize. Çin'in karanlık yüzünü bu olaylar üzerinden anlatır kısa ve net. Zorunlu kürtaj, ekonomik zorluklar, bürokrasi ,organ mafyası, sığınaklarda fare gibi yaşayıp ölen insanlar... Karakterlerin trajedileri okura ağır gelse de yazarın sakin ve yalın anlatımı duygusal yükü taşınabilir hâle getirir. Kitaptaki en baskın olgu bir babanın evladına duyduğu sevgi ve merhamet... Aslında karakterler arasında genel olarak merhamet duygusu ve yaşamsal varoluş için yaptıkları işbirliği ön plana çıkıyor. Spoiler. Yang Fei aslında tren rayları üzerinde bulunmuş kayıp bir çocuktur ama onu bulan Yan Jinbiao evlat edinir ve ölene kadar hayatını ona adar. Aralarındaki ilişki, babanın oğluna verdiği gösterişsiz ama içten sevgi çok etkileyici. Komşuları da Yang Fei'yi evlatları gibi sevip korurlar. Hatta kitaptaki en etkileyici kısımlardan
Yedinci GünYu Hua · Jaguar Kitap Yayınları · 20251,929 okunma
HAK SÖYLEYEN AYETLER
10/10
·366 syf.··
Beğendi
·
2025 27. kitabı
·
113 günde okudu
·
Okunma: 21 Ekim 2025 05:11
Merhaba kıymetli okur arkadaşım, Asâ-yı Mûsâ eseri de İman ve Küfür Muvazeneleri gibi Risâle-i Nûr Külliyatı’ndan alıntılarla oluşturulmuş. Genellikle külliyatı okumaya yeni başlayanlara önerilir. Okuduğum yayınevi Envar Neşriyat’dı ve yaklaşık 270 sayfaydı. Kitabın incelemesini, kitabın sonunda yer verdikleri merhum Ali Ulvî Kurucu’dan okumanızı tavsiye ederim. Gayet içten bir üslupla ve etkilendiğini belli ederek etkileyici şekilde kaleme almış. Okumadan önceki ben ile okuduktan sonraki ben arasında pozitif bir fark var. Kitap vesilesiyle bana kazandırdıkları için çağının büyük mütefekkiri, müspet filozofu, derin edibi, gönüller mimarı, İslâm neferi, Kur’an dellâlı, mümtaz şahsiyeti ve manevî üstadı Bediüzzaman Said Nursî ‘ye kalben, fikren ve hissen teşekkür eder, Cenâb-ı Erhamürrahimin’den rahmet ve mağfiret niyaz ederim. Allah ebeden razı olsun. İncelememi kitaptan alıntıladığım birkaç vecize ile sonlandırmak istiyorum. “Böyle yüz bin dil ile, yüz bin bürhan gösteririz, işittiririz insan olan insana. Kör olası dinsiz gözü, görmez oldu yüzümüzü, hem işitmez sözümüzü, Hak söyleyen ayetleriz biz. Sikkemiz bir, turramız bir, Râb’bimize musahharız, müsebbihiz abîdâne, Zikrederiz, Kehkeşanın halka-i kübrâsına mensup birer meczuplarız biz.”
Din
Asâ-yı MûsâBediüzzaman Said Nursî · Söz Neşriyat · 20146,8bin okunma
Reklam
Reklam