Sen hayatında her şeyi yapmış bir kadınsın. Fakat hiç birine alışamamışsın, hiç birinde ihtisas kazanamamışsın: Evlendin, fakat tam manasıyla zevce olmadın; sevdin, fakat yekpare bir aşkın olmadı, birçok hadiseler en büyük ihtirasın billurunu kırdı; seyahat ettin, fakat sende bir seyyah melekesi teşekkül etmedi; birçok hafiflikler yaptın, barlarda, balolarda, tiyatroların kulis aralarında yaşadın, fakat bir kokot pişkinliği elde edemedin; tercemeler yaptın, fakat bir satır yazı neşretmedin; çocuklara bayılıyorsun, fakat ana olmadın; her emelin, her gayenin büyüklüğünü ve güzelliğini anlıyorsun, fakat hiç bir emelin ve gayen yok; bir çocuk saflığıyla en basit yalanlara inanabilirsin, fakat hiç bir şeye iman etmiyorsun.
Sayfa 128·Kitabı okudu
Doğaldır ki, İran ve Afganistan gibi komşu müslüman devletler seyirci kaldığı sürece, Hindistan'daki müslüman toplulukların silâhlı eylemleri dağınık ve yerel nitelikte kalmaya ve ezilmeye mahkûmdur. Fakat bu, Hindistan'da panislâmist duygunun zayıflığını göstermez. Hindistan'ın müslüman aydınları ve hatta başta Gandi ve Nehru olmak üzere milliyetçi Hindu liderler, Türkiye'nin kaderiyle yakından ilgilenmişlerdir. Bir müslüman Hintli, bu tutumu şöyle dile getirmektedir: «Bir zamanlar, birçok müslüman devletler ve krallıklar vardı. Bunlardan birisi ortadan kaldırıldığı zaman fazlaca bir üzüntüye kapılmıyorduk... Türkiye, İslâm devletlerinin en sonuncusu ve en güçlüsüdür. Yahudiler gibi vatansız insanlar olacağımızdan korkuyoruz.»
Her çiçeğin bir mevsimi, her kitabın bir zamanı vardır. Haziranın tadını yeni hikâyelerle çıkarın.
Ben de hayaller içindeydim. Hayatın parlak bir komedi, senin de bu komedideki birçok zarif kişiden biri olacağını sanıyordum. Hayatın iğrenç, nefret edilesi bir trajedi, seninse felaketin uğursuz nedeni olduğunu gördüm; benim kadar seni de yanıltan ve yoldan çıkaran neşe ve haz maskesinden sıyrılmış, amaçlarını ve iradeni kötülükle yoğunlaştırmıştın.
Okuyanlar istifade ederler vesselam
Namazın, kalbin amellerinden olan iç şartları A. Namazda huşû ve kalp hazırlığının şart oluşu Buna dair birçok delil bulunmakta olup biri de yüce Allah'ın "Beni anmak için namaz kıl buyruğudur. Bu âyetteki açık buyruk (huşûun) farz olduğunu göstermektedir. Gaflet hali anma (zikir) hâline aykırıdır. (Bedeni namazda olduğu hâlde kalbinde ve zihninde yaptığının farkında olmama durumu, Allah'ı hatırlayıp anma ve yaptığı ibadetin bilincinde olma durumuyla çelişir.) Bir kimse kıldığı namazın tamamında gaflet hâlinde olmuşsa onun Allah'ı anmak için namaz kıldığı nasıl söylenebilir! Yüce Allah'ın "Gafillerden olma*sözü de bir yasaklamadır ve bu ifade açıkça "gafleti haram kılma" anlamını içerir. Yine "(Sarhoşken) ne dediğinizin farkında oluncaya kadar (namaza yaklaşmayın)*78 anlamındaki âyet de sarhoşlukla ilgili bu yasaklamanın gerekçesini göstermek-tedir. Bu yasaklama, birtakım vesveseler yüzünden aklı fikri korku → ve kaygılarla, dünya işleriyle dolu olan gafil kimse için de geçerlidir. Peygamber'in (s.a.s.) "Namaz özellikle ağırbaşlılık, tevazudur... sözü de konunun delillerindendir. Bir başka delil ise Hz. Peygamber'in "Bir kimsenin namazı kendisini kötülük ve çirkinliklerden alıkoymuyorsa bu namaz o kişinin (Allah'a) uzak kalmasından başka bir işe yaramayacaktır" anlamındaki sözleridir. Nitekim gaflet hâlinde olanın namazı kendisini kötülük ve çirkinliklerden alıkoymaz. Benzer bir hadis de şöyledir: "Nice namaz kılanlar var ki, onların nasipleri, sadece çektikleri yorgunluk ve sıkıntı olacaktır." Burada da Resûlullah gaflette olandan başkasını kastetmiş değildir.
Sayfa 230
Vilfredo Pareto
Öznel ve nesnel fenomen arasındaki kopukluk birçok yanılsama yaratır. Bu yüzden bu insanlar, tıpkı bazı insanların İncil’deki bilimsel hatalara işaret ederek Hristiyanlıkla mücadele etmenin mümkün olduğuna inanmaları gibi, Marx’ın teorileriyle mücadele ederek sosyalizmle etkili bir şekilde savaşabileceklerini sanıyorlardı. Bugün bu hataların farkında olmayan az sayıda eğitimli insan vardır. Buna rağmen şu ana kadar Hristiyanlığa ne kadar zarar gelmiştir? Hiç. Hristiyanlık her zamankinden daha çok büyümektedir. Marx’ın değer teorisi geçerli değildir; en eğitimli Marksistlerin bazılarının değişik ve incelikle hazırlanmış yorumlarından sonra şimdi Marx’ın asla bir değer teorisi kurmaya niyeti olmadığını, bunu istemediğini söyleme noktasına vardıklarını gördük. Bütün bunlar sosyalist inancı ya çok az incitir ya da hiç incitmez. Sosyalistleri yaratan Marx’ın kitabı değildir, Marx’ın kitabını ünlü yapan sosyalistlerdir. XVIII. yüzyılın sonuna doğru kuşkuculuğu yaratan Voltaire’in çalışmaları değildi, Voltaire’in yazılarını ünlendiren kuşkuculuktur. Burada anlatılmak istenen şey, sadece fenomenin esas görünüşünü tanımlamanın da bu forma eklenmesi gerektiği için önemli olduğudur. Fransa’nın yüksek sınıflarının duygularını ifade eden Voltaire ve Ansiklopedistler, bu duyguları yeni bir enerjiyle donattı. Benzer gözlem Marx’la ilgili olarak da yapılabilir.
Sosyoloji
POV: “Ama bana öyle yapmaz” ekibine ithafen :)
Başkalarının duygularına önem vermekten aciz bir insandı ve tek bildiği onlardan faydalanmaktı. Leon aptal değildi. IQ seviyesi birçok açıdan ortalamanın üstündeydi. Usta bir manipülatördu, tehlikeliydi. Arketipik bir “kötü tohum” doğanın genetik bir ucubesi…
Alıntı