Iskalanmayacak Mükemmel Biyografi
10/10
·848 syf.·
2026 35. kitabı
Eğer Ludwig Wittgenstein ile ilgileniyorsanız bu kitabı ıskalamamalısınız. Ray Monk öyle detaylı, anlaşılabilir, akıcı bir çalışma yapmış ki…bir çok “sürükleyici” dediğimiz roman bu biyografinin yanında sönük kalır. Kitap bittiğinde ise -bitirmek…kolay değil gibi gözükebilir, sizi yanıltmasın- adanmak, ideal sahibi olmak, kendini bilmek ve bulmak, aşk, akademinin karanlık tarafları, dostluk, savaş ve şu an hatırıma gelmeyen daha fazla kavramın içinde, onları adeta yaşarmışçasına deneyimleyebileceğinizi bir düşünün…bu herhangi bir biyografi değil. Kaldı ki; Ludwig Wittgenstein son derece sıra dışı; matematikçi, mühendis, teorisyen, aşık, tasarımcı, öğretmen, hademe, asker, çiftçi ve bildiğimiz felsefe profesörü. Bu rollerin hepsine, hayatının farklı dönemlerinde gerçekleştirdiği giriş çıkışları öğrenmek sizi hem şaşırtacak hem de kendi hayatımızı sorgulamanıza neden olacak. Kaldi ki, ne haliniz varsa görün…aksi olmayacak diye biten incelemelerim…haliniz ne ise size bağlı…şeklinde bitmeli diye düşünüyorum artık… Wittgenstein bundan sonra!
Felsefe
WittgensteinRay Monk · Kabalcı Yayınevi · 200534 okunma
Puan vermedi·112 syf.··
2026 15. kitabı
·
5 saatte okudu
·
Okunma: 27 Haziran 2026 01:01
Bir çırpıda biten lakin etkisi kolay geçmeyen bir kitaptı. Kitap yazarın kendi başından geçen bir olay sonucu yaşadığı süreçteki aydınlanmayı gayet dolambaçsız samimi anlatıyor.Kitabın en çok vermek istediği mesajlardan biri kölelik. Kim hiçbir problemin,korkunun hatanın ya da hazzın kölesi olmamıştır ya da değildir ki? Kitap tek kelimeyle bana Claustrum( Beynin orkestra şefi ve ya açma kapama düğmesi) u hatırlattı. Beyinde bulunduğu bölge olarak ta çok yoğun lakin içe kıvrılmış kelime anlamı gizlenmiş olan gri bir maddedir. Kitap ta kendisini okuturken okuyucuyu içinde gizlemiş olduklarıyla yüzleşen adeta dizlerini kendine çekmiş kaygı korku panik ve güvensizlik içinde geçmişini gözlerinin önünden geçiren tekrar ana rahmine dönmek(kendini güvende hissetme ihtiyacı) için cenin pozisyonuna girmiş birine dönüştürüyor. Belki de bir defa okumakla yetinemeyeceğiniz bir kitap...
1000Kitap
KöleAnand Dilvar · A7 Kitap · 2016117 okunma
📚🔔 Tatil zili çaldı! Bir yıl boyunca verilen emeklerin ardından şimdi dinlenme, keşfetme ve yeni maceralara atılma zamanı. 🌞 Bu yaz bol kahkahalı, bol anılı ve elbette bol kitaplı geçsin. Tüm öğrencilere keyifli tatiller diliyoruz! 💙📖
9/10
·584 syf.··
Beğendi
·
2026 25. kitabı
Diğer @aysegulcicekoglu kitaplarından çok çok farklı bir hikayesi vardı okurken kendimi alamadığım acaba ne oldu diye merakla sayfalarını okuyup bitirdiğim,bazen ağlatan aynı zamanda merak uyandıran günümüz koşullarında da yaşanan #kadınaşiddet i anlatan, yanlız bırakılan kadınlarımızı kızlarımızı çocuklarımızın maruz kaldıkları psikolojik ve fiziksel şiddeti anlatan ve anlattıkça sevgisiz büyüyen bireylerin nekadar tehlikeli olabileceğini gözler önüne seren derin bir aile hikayesi. Bu kadar acıya rağmen yıkılmış darmadağınık bir aile ve bu ailenin ayakta kalabilmesi için hayatlarına giren #SEVGi dolu küçük bir kız. Mutlu sonla biten aşk hikeyesi. @aysegulcicekoglu #okudumbitti #kitap #okumayıseviyorum #benimhayatım @muptela_yayinlari #aysegulcicekogluromanları #kitapkurdu #kitapyurdu Ayşegül Çiçekoğlu
Alıntı
Benim HayatımAyşegül Çiçekoğlu · Müptela Yayınları · 2017250 okunma
8/10
·312 syf.··
2026 17. kitabı
·
9 günde okudu
·
Okunma: 20 Mayıs 2026 00:00
Taş-Kağıt-Makas - Alice Feeney İlk Yayın Tarihi 2023 - 312 sayfa #okudumbitti #kitapyorumu #kitapkolik Kısaca konusundan bahsedecek olursak; Amelia ve Adam Wright çiftinin evlilikleri birbirlerinden sakladıkları sırlarla ve söylenen yalanlarla, uzun zamandır çıkmaz bir sokağa girmiştir. Kısa bir tatil için gittikleri tarihi şapelde esrarengiz olayların başlamasıyla tesadüfen kazandıkları bu gezinin asıl amacının ne olduğunu bilmediklerini fark ederler ve olaylar gelişir. Duyulan fısıltılar, kesilen elektrikler, duvardaki tablolar, karanlık mahzen, cadı hikayeleri... Çiftimiz her evlilik yıldönümünde birbirine geleneksel hediyeler (kâğıt, bakır, teneke) verirken kadın, kocasına asla okutmayacağı mektuplar yazar. Bu mektuplar evliliklerinin tüm çatlaklarını ve sırlarını saklayan gizli bir günlük gibidir. Adam kendi kitabını yazarken aynı zamanda kitapları uyarlayarak senaryo yazan bir yazar, Amelia ise bir barınakta çalışan ve işini seven bir kadın. İlk defa yüz körlüğü diye bir hastalık (Adam Wright'ın sahip olduğu) ile karşılaştım bu kitapta. Yazarın nasıl bir psikoloji ve düşünce yapısına sahip olduğunu düşünmeden edemiyorsunuz kitabı okurken. Kitap oldukça akıcı ancak çoğu yerde yazılanlar üzerine durup düşünülmesi gereken bir kitap. Evlilikte ve ilişkilerde yalan, paylaşılmayan ve paylaşılanlar gibi. Evliliğini kurtarmaya çalışan Adam ve Amelie çifti kara kışın ortasında kuş uçmaz kervan geçmez bir şapelde bedava tatile çıkmasıyla başlayan kitapta, hikayeler birbirini kovalıyor. klişe bir başlangıç olsa da hikayenin ilerleyişi ve ummadık yerlerde yapılan ters köşeler güzeldi. İskoçya’nın o kasvetli havasını her sayfada hissettiren, ters köşelerle dolu, beklenmedik bir finalle biten, etkileyici bir roman okudum diyebilirim. Küçük bir ipucu: Bu kitapta hiçbir
Taş Kâğıt MakasAlice Feeney · Yabancı Yayınları · 20238,7bin okunma
Piyon Olmayı Reddeden Bir Ruhun Hikayesi
Puan vermedi
Stefan Zweig, "Dürtü" adlı eserinde, savaşın gölgesinde ezilen bireyin iç dünyasını ve toplumsal histerinin insan iradesi üzerindeki yıkıcı etkisini her zamanki psikolojik ustalığıyla masaya yatırıyor. I. Dünya Savaşı'nın militarist baskısından kaçıp İsviçre'ye sığınan ressam Ferdinand’ın, gelen bir seferberlik emriyle tepe taklak olan huzuru, aslında hepimizin içinde uyuyan o tehlikeli dürtüyü tetikliyor: Otoriteye körü körüne itaat etme güdüsü. Zweig, karakterin gitmek istemediği halde kendisini konsolosluğa çeken o görünmez kelepçeleri öyle muazzam tasvir ediyor ki, okurken devlet aygıtının ve toplum baskısının bireyi nasıl bir piyona dönüştürebileceğini iliklerinize kadar hissediyorsunuz. ​Kitabın asıl kırılma noktası ve felsefi derinliği ise Ferdinand ile eşi Paula arasındaki o muazzam zihinsel çatışmada gizli. Paula, yaşamın, aşkın ve her şeyden öte bireysel özgürlüğün sesini temsil ederken; Ferdinand, çocukluğundan beri ruhuna işlenmiş olan "vatan görevi" ve "düzenin kuralları" arasında sıkışıp kalıyor. Zweig bu iki karakter üzerinden aslında çok temel bir soruyu tartışmaya açıyor: İnsanın asıl mecburiyeti, başkalarının çıkarları uğruna kurgulanmış ölüm makinelerine hizmet etmek midir, yoksa kendi varlığına, insanlığına ve sevdiklerine sadık kalmak mıdır? Bu yönüyle eser, sadece bir savaş karşıtlığı anlatısı değil, aynı zamanda bireyin kendi iradesini geri kazanma mücadelesidir. ​Eserin sarsıcı ve bir o kadar da umut verici sonu, körü körüne teslimiyete karşı atılmış en büyük çığlıktır. Ferdinand’ın bürokrasinin o ruhsuz, insanı sadece bir sayıdan ibaret gören çarkları arasından sıyrılıp kağıtları fırlatarak özgürlüğe koşması, her türlü totaliter baskıya karşı insan onurunun zaferini simgeliyor. Zweig, trajik hayat hikayesinin aksine bu kitapta bizlere güçlü
DürtüStefan Zweig · Martı Yayınları · 201975,1bin okunma
10/10
·240 syf.··
Beğendi
·
2026 161. kitabı
·
9 günde okudu
·
Okunma: 11 Haziran 2026 00:00
"KONUŞULMADI ÇÜNKÜ SÖYLENECEK HİÇBİR ŞEY YENİ DEĞİLDİ" "İçimde eskiyen bir şeylerin olması sığınaklarımın birer birer yıkıldığını hissettiriyor ve yabancılaşıyor kalbim günden güne çoğu şeye." Hayatımızda olup bitenler elbette yorucu. İş kayıpları, biten ilişkiler, hayal kırıklıkları... Ama asıl ağır olan, bunların ardında bıraktığı tortu. O anlatılamayanlar. O sindirilemeyenler. O "keşke"ler ve "belki"ler. Kopacak gibi durmak, kopmaktan daha yorucudur. Günümüz insanının en büyük sırrını ifşa ediyor aslında. Yani bazen bırakmak, devam etmekten daha cesurcadır. Kendi gerçeğimizle yüzleşmek, sahte bir huzur içinde sürüklenmekten daha iyidir. En büyük kırılmalar alkışın içinde olur. Ne kadar doğru bir tespit. Başarılı görünen insanların sahne arkasında yaşadıkları çöküşler, ödül törenlerinde gülümserken içi parçalanan sanatçılar, terfi alan ama ruhunu kaybeden çalışanlar, mutlu evlilik fotoğrafları paylaşan ama sabahları aynaya bakamayan insanlar ve daha niceleri. Kalabalık, en iyi saklanma yeridir bir nevi. Her şeyin normal göründüğü anlarda, aslında her şey bitmiştir. Dışarıdan bakıldığında "devam ediyor" görüntüsü aldatır çoğu zaman. İnsan en çok, kimse bakmazken değişir. Kimsenin görmediği yerlerde kopan şeylerden dolayı. Bu kopuşlar sessizdir, çığlıksızdır. Sadece gözlerimizin içinde bir ışığın sönmesiyle belli olur. Sürüklenmek ile yaşamak arasındaki fark? Sürüklenen insan, akıntıya kapılmıştır. Rüzgar nereye eserse oraya gider. Toplum ne derse onu yapar. Beklentileri karşılamak için yaşar, kendi isteklerini değil. Yaşayan insan ise rotasını kendi çizer, durur, sorgular, seçer. Kitapta; ders veren bir ses yok. Sadece şunu söyleyen bir bakış var. Yap ya da yapma, uygulayıp uygulamamak bize kalmış. Devam ediyoruz diye iyi sanılıyor ama çoktan bırakmış oluyoruz bir
Edebiyat
Konuşulmadı Çünkü Söylenecek Hiçbir Şey Yeni DeğildiSezgin Kocabaş · Destek Yayınları · 20264 okunma