İstanbul'da henüz denizi görmemiş çok sayıda insan olduğunu biliyoruz. Hareket halindeki daha çok metal, dünyayı daha emniyetsiz bir yer haline getirir. Çocuklar, artık sokakları serbestçe soluyarak açık mekânlarda oynayamaz. Yürüme azaldıkça, insanlar şişmanlar. Dünyanın farklılıkları törpülenir. Dünya daha fazla anonim ve daha az şenlikli bir yer olur. Çok yakın mahallelerde olsalar da, hareketli zenginler ve hareketsiz fakirler farklı dünyalarda yaşamaya başlar.
Bir ara sanki bütün dünya hatıralardan çıkma derin bir sessizliğe büründü. İstanbuldan herkesten uzakta burada olmaktan, kendi hayatımı kendim kazanıyor olmaktan memnundum.
İstanbul'da hayat yok. Oradaki halk yaşamıyor, gaflet ve miskinlik içinde uyuşmuş, yalnız bitkisel hayat sürüyor.
İşin komik tarafı, eğer İstanbul halkı hayattan ve eğlenceden mahrum olduk larını bilseler, şikayet etseler, insan tahammül eder. Halbuki orada herkeste "yaşıyoruz ve eğleniyoruz" fikri mevcut ki işte beni ağlatacak kadar güldüren de budur!
İstanbul'da hayat yok. Diyebilirim ki burada halk yaşamıyor; gaflet ve miskinlik içinde uyuşmuş yalnız bir bitki gibi yaşıyor. İşin gülünç tarafı, eğer İstanbul halkı hayattan ve eğlenceden mahrum olduğunu bilse, şikayet etse, insan tahammül eder; halbuki burada herkeste yaşıyoruz ve eğleniyoruz fikri mevcut ki işte beni ağlatacak kadar güldüren de budur!