İman yetmiş küsur şubedir. En kâmili “lâ ilahe illallah” demek en küçüğü de insanlara sıkıntı veren bir şeyi yoldan alıp kenara koymaktır.78 Bunların her biri imanın şubesidir ve insana imanı kazandırır. Bu yüzden Hz. Hüseyin (r.a.) “hayat, imanı kazanma ve kazanılan bu imanı koruma yeridir” buyurmuştur. İmanı korumak gerekiyorsa demek ki imanı kaybetmek de varmış! Karşılaştığımız imtihanlara rabbimizin istediği şekilde cevap verdikçe hem iman kazanırız hem de imanımızı korumuş oluruz, aksi takdirde imanımızı koruyamayız.
Evet, bu âleme imanı kazanmaya, iman olmaya gelmişiz. İman sevmektir, dolayısıyla bu âleme rabbimizi tanımaya, sevmeye, âşık olmaya, aşk olmaya gelmişiz. Manevi yolculuk da bu aşkı kazanmak, aynı şekilde aşkla kazanmaya devam etmektir; yani sonuç itibariyle aşk olmaktır.
Aşk, Allah’ın zati tecellisidir ve içinde Allah’ın bütün isimlerini barındırır.
Nasıl?
Birini seviyorsak ona rahmet ederiz, ikram ederiz, hatasını, kusurunu affeder, görmezden geliriz. Bir sıkıntısı olduğunda yardım ederiz ve onu sevdiğimiz için ondan razı oluruz. Aşk bu şekilde her defasında işin merkezindedir; çünkü zatından tecelli eder ve bizi rabbimizin güzelliğine, rahmete, El Esmâu’l Husnâ’nın nûruna gark eder.
Evet, her ne olursa olsun kendimizi, hayatı, bu âleme neden geldiğimizi mutlaka anlamamız lazım. Bunun için de önce marifetullahı kazanmamız; yani rabbimizi bilmemiz, tanımamız, bize neyi vahyettiğini okumamız, kendimize, varlığa, hayata bakarken her şeyi onun ismiyle okuyup anlamamız, kısacası kitabımızı okuyup rabbimizi dinlememiz lazım.