• 272 syf.
    ·4 günde·Beğendi·10/10
    Merhaba arkadaşlar. Üzerinden kaç sene geçse de bendeki Harry Potter sevdası bitmeyecek. Ben de detaylı bir inceleme yapayım dedim Uzatmadan başlıyorum.

    Bu yazıyı blogumdan aldım isteyen buradan devam edebilir, isteyen renkli bir yazı ile bloguma bakabilir.
    https://kitaplarbenimhayatim.blogspot.com/...-tas-incelemesi.html


    Not : İncelemede Harry Potter serisinin 7 kitabından da spoiler olacak. Sonra uyarmadı demeyin... Sadece alıntılara bakmak isteyen olursa, alıntıları koyu renkle yazacağım. Hadi başlayalım :)



    Aşırı Full Seri Spoiler



    Dedalus Diggle: İlk defa bu kitapta görüyoruz. Yanlışım yoksa daha sonra Zümrüdüanka Yoldaşlığında da adı geçiyor. Ama ölüm yadigarlarında hepimiz hatırlarız. Dursleyleri korumakla görevli iki büyücüden biri.



    "Hagrid," dedi Dumbledore, rahatlamışa benziyordu. "Sonunda! O motosikleti nereden buldun?"

    "Ödünç aldım, Profesör Dumbledore, efendim. " dedi dev, konuşurken dikkatle motosikletten indi. "Genç Sirius Black ödünç verdi. Onu getirdim, efendim. " (sayfa 20)



    Defalarca söylenmiştir ama ben de söyleyeceğim. Sirius Black ismi ilk defa bu kitapta geçiyor. Evet burada bahsedilen motorsikleti ölüm yadigarlarında görüyoruz.



    >>11 yıldır kutlama yapılmıyor diyor Dumbledore. Demekki Voldemort 11 yıldır terör estirmiş. Ateş Kadehinde Harry 14 yaşında yani Voldemort kayıplara karışmasından 13 yıl sonra geri dönüyor. 11+13=24 yıldır Voldemort yakalanamamış. Bunun sebebini de Melez Prens'te öğreniyoruz :)



    "Sana kim yazar ki?" diye burun kıvırdı Vernon enişte, silkeleyerek tek eliyle açtı mektubu, okumaya başladı. Yüzü trafik ışıklarından daha hızlı bir biçimde kırmızıdan yeşile dönüverdi. O kadarla da kalmadı. Birkaç saniye içinde bayatlamış yulaf ezmesinin gri beyazı oldu. (sayfa 37)


    Harry Potter'ın en sevdiğim özelliklerinden biri de bu: Kitabın akıcı olması ve tam tadında mizah olması :) Bir diğer sevdiğim şey ise Harry Potter'da kendimi bulmam. Mesela ben de Harry gibi zayıfım, ince, uzunum. Teyzem ve eniştem olmasa da üvey annemle benzer koşullarda büyüdüm.

    Dudley evde sevilen biri olduğu için onun yaramazlıkları da hoş görülüyor. Ama Harry sevilmediği için en küçük hatası göze batıyordu. Güzel bir şey yaptığında ise gurur duyulmak bir kenara sanki hiç olmamış gibi veya zaten öyle olması gerekiyormuş gibi davranılıyordu. Harry Potter yalnızlık temasını çok iyi anlatıyor.


    Marge Hala: Azkaban Tutsağında balon gibi şişen Marge halamız :D bu kitapta ilk defa geçiyor. Dursleylere kartpostal gönderiyor, tuhaf deniz kabuklusu yemiş hasta olmuş salak şey :D


    Sayfa 49'da Durleyler vs Hagrid var uzun olduğu için almıyorum. Harry'nin Hagrid ile tanıştığı, Dursleylere gürlediği sahne mükemmeldi :D Harry daha önce hiçbir doğum gününde mutlu olmamıştı. Bu doğum günü ise büyücü olduğunu, Dursleylerden ayrılacağını öğrendiği gün oldu. Bence doğum günleri arasında en güzeli bu olmuştur.


    Pişmanlıkla, "Keşke kendimi tutaydım," dedi, "ama olacağı varmış. Domuza çevirmek istediydim onu, ama zaten domuzun tekiydi, bana fazla bir iş düşmedi. " (sayfa 58)

    Hagrid'den güzel açıklama. :D merak etme Hagrid, aramızda kalacak :))


    Bu kitapta Hagrid'in asası hakkında da bilgi alıyoruz. "meşe, kırk buçuk santim, oldukça esnek" Hagrid'in asası hakkında teori için şuraya alayım.


    https://fantastikcanavarlar.com/...siyesinin-sirri/amp/


    Yine de bi özet geçeyim bu alıntıdan.

    Sırlar Odası'nda kırık bir asanın büyüyle onarılamadığını gördükten sonra Ölüm Yadigarları'nda Harry'nın kendi asasını onarmasıyla gördük ki kırık bir asayı onaracak kadar güçlü bir sihri bir tek Mürver Asa yapabiliyor. Bu da demektir ki Hagrid'in masum olduğuna inanan Dumbledore onun kırılan asasını onarmıştır. Hatta büyük ihtimalle asanın sağlam hali (ya da o an sandığı haliyle parçaları) Harry'nin düşündüğü gibi şemsiyenin içinde değil, şemsiye bizzat asanın Biçim Değiştirme öğretmeni olan Dumbledore tarafından hala sihir yapılabilecek şekilde biçimi değiştirilmiş halidir.

    Bu teoriye göre bu olanlar da Hagrid atıldıktan hemen sonra olmayacak ama. Tom Riddle 31 Aralık 1926 doğumlu; ve Hagrid atıldığında o son sınıftaydı. Buradan hesaplarsak Hagrid'in atıldığı yıl 1942-43, eğer bir yıl geç kaydettilerse 1944. Demek ki bir süre asasız gezmiş; zira 1945'te Dumbledore Grindelwald'tan mürver asayı devralacak.


    Harry yine ilk defa bu kitapta Olivander ile tanışıyor. Burada Harry'nin ve Voldemort'un aynı asalara sahip olduklarını yani otuz dört santim, porsuktan yapılma olduğunu öğreniyoruz. Daha sonra ateş kadehinde bu bilginin ne işe yaradığını göreceğiz. J.K. Rowling her şeyi planlamış yazmış, hayran kalmamak elde değil.


    Albus Dumbledore, Hogwarts Müdürü 

    Birçok kişi tarafından modern zamanların en büyük büyücüsü olarak kabul edilen Profesör Dumbledore, özellikle 1945'te kara büyücü Grindelwald'ı yenmesiyle, ejderha kanının on iki ayrı konuda kullanılışını bulmasıyla ve arkadaşı Nicolas Flamel ile simya konusunda yürüttüğü çalışmalarla ünlüdür. Profesör Dumbledore oda müziğinden ve on lobutlu bowlingden hoşlanmaktadır. (sayfa 95)


    Zırla! Tırla! İncik! Boncuk! (sayfa 112) :D


    Felsefe taşı, serinin ilk kitabı olduğu için giriş kitabı tabiki. Ama J.K. Rowling ilerleyen kitaplarda felsefe taşını unutmuyor. 1. Kitap olsa da tüm kitaplarla bağlantısı var. Ölüm yadigarları ile 12 farklı bağlantısı var. Onu da başka bir yazıda yazacağım takipte kalın :)


    Madam Malkin: Harry ve Malfoy ilk defa burada karşılaştılar. Melez Prens kitabında da aynı karşılaşma tekrar oluyor :))


    Bezir: bezirin ne kadar yararlı olduğunu Harry ilk iksir dersinde öğreniyor. Ama ne yazıkki unutuyor. 6. Sınıfta yani Melez Prenste tekrar öğreniyor ve bu bilgi Ron'un hayatını kurtarıyor. :))


    "Nereye gittiler, Peeves?" diyordu Filch. "Çabuk, söyle bana. "

    "Lütfen" diyeceksin. "

    "Benimle dalga geçme, Peeves, söylesene, nereye gittiler? "

    Peeves'in o sinir bozucu sesi, şarkı söyler gibi, çınladı:

    "Lütfen diyeceksin. Hiçbir şey öğrenemezsin."

    "Peki - lütfen."

    "HİÇBİR ŞEY!  Ha, haaa! Söyledim ya, lütfen diyeceksin, hiçbir şey öğrenemezsin diye. Lütfen dedin, hiçbir şey öğrenemeyeceksin! Ha ha ! Haaa!" (sayfa 145)


    "Yaptığınız işten memnunsunuz herhalde. Hepimiz ölebilirdik - daha kötüsü, kovulabilirdik. Şimdi izin verirseniz, ben yatmaya gidiyorum."

    Ron, ağzı bir karış açık, Hermione'nin arkasından bakakaldı. 

    "İzin senin, " dedi. "Sanki zorla sürüklediydik onu"


    İlk kitapta Hermione'nin Harry ve Ron ile anlaşamaması çok ilginç. Sonradan çok iyi dost olduklarına bakarsan ilk izlenimlerin böyle olması bana her zaman ilginç gelmiştir :))


    Malfoy olmasaydı bunu alamazdım. (sayfa 149) :D


    Wingardium Leviosa (sayfa 158)


    Ama o andan sonra, Hermione Granger arkadaşları oldu. Bazı olaylar vardır, dostluklara yol açar, dört metre boyunda bir ifritin canına okumak da öyle bir olaydı işte. (sayfa 160)


    Vay be işte gerçek dostluk :)  Harry ve Ron'un cesareti, Harry'nin ifritin üstüne atlaması, Ron'un büyü yapması, Hermione'nin arkadaşları için yalan söylemesi...  Hepsi çok iyi. Daha iyi anlatılamazdı.


    Weasley kardeşler birkaç kar topuna büyü yapıp onları Quirrel'in sarığında hoplattıkları için cezalandırıldılar. (sayfa 173)


    Kitabı ilk okuduğumda tabiki anlamamıştım. İşte tekrar okumanın faydaları :)) Fred ve George Voldemort'a kar topu attılar, Fred ve George farkı :))


    "Seninkinin üstünde harf yok," dedi George. "Adını hiç unutmadığını düşünüyor herhalde. Ama biz de aptal değiliz ya -birimizin adı Gred, birimizin Forge." ( sayfa 180)


    Harry düşündü. Sonra ağır ağır, "Ne istediğimizi gösteriyor bize...  Görmek isteğimizi..." dedi. 

    Dumbledore,  "Hem evet, hem hayır, " dedi usulca. "Bu ayna yüreklerimizin derinliklerinde yatan tutkuları, istekleri gösterir bize. Aileni hiç bilmedin sen, onları görürsün. Kardeşleri tarafından ezilen Ronald Weasley, kendisini onlardan üstün görür. Ama bu ayna bizi bilgiye, doğruya götürmez. Gösterdiklerinin gerçek olmadığını bilmeyenler onun önünde eriyip gitmişlerdir ya da akıllarını kaçırmışlardır.

    "Ayna yarın yeni bir binaya götürülücek, Harry,  bir daha gidip bakma ona. Günün birinde karşına çıkarsa da, hazırlıklı ol. Düşler dünyasına dalıp gerçek dünyayı, yaşamayı unutmak doğru değildir, unutma bunu. Hadi, şimdi o eşsiz pelerini sırtına geçir, yatağına git. "

    ...

    "Ayna'ya bakınca siz ne görüyorsunuz? "

    "Ben mi? Elimde bir çift yün çorapla kendimi görüyorum. " (sayfa 190)

    Harry'nin Dumbledore'a sorduğu tek kişisel soru. Bunun cevabını ta ölüm yadigarlarında öğreniyoruz...

    Bu arada kelid aynası ve tüm seri hakkında yazılmış en güzel yazıyı da okumanızı tavsiye ederim. Buyrun


    https://fantastikcanavarlar.com/...ynasindan-bakin/amp/


    Ron ile Hermione satranç oynuyorlardı. Hermione sadece satrançta eziyordu, Harry'yle Ron da bunun ona iyi geldiği düşünüyorlardı. (sayfa 192)


    Çok iyi ya :))


    Harry okulun en sevilen, en beğenilen insanlarından biriydi, ansızın en nefret edilen kişi olup çıkıvermişti şimdi. (sayfa 216)


    Bu işler böyle. İnsanlar gerçeğin ne olduğunu bilip bilmeden hemen yargıya varırlar. Geriye sadece dostların kalır...

    Ama Harry bunu ilk burada ilk defa yaşasa da zamanla alışıyor bu durumlara. Seride bu gibi durumlarda birçok defa karşılaşıyoruz. Sırlar odasında, ateş kadehinde, zümrüdüanka yoldaşlığında en çok da ölüm yadigarlarında.


    Firenze beni kurtardı, ama bunu yapmaması gerekirdi... Bane çılgına döndü... Gezegenlerin işine karışılmamalıymış... Gezegenler Voldemort'un beni öldürmesine engel olmamalıymış, Bane öyle düşünüyordu...  Sanırım bu da yıldızlarda yazılı. " (sayfa 230)


    O zaman anlamasak da ölüm yadigarlarında anlıyoruz. Aslında Bane doğru tahmin yapmış aslında. Sadece 6 yıl yanlış hesaplamış :))


    "Şeytan Kapanı, Şeytan Kapanı... Profesör Sprout ne demişti? Karanlıktan, nemden hoşlanır - "

    Boğulurcasına, "Ateş yak öyleyse! " diye bağırdı Ron. "SEN BÜYÜCÜ MÜSÜN, DEĞİL MİSİN? 

    "Sahi! " dedi Hermione, asasını çıkardı,  ... (sayfa 245)


    Bu alıntıyı unutmayın. Ölüm yadigarlarında Hermione cevabını veriyor :))


    Biliyor musun, pek de öyle harika bir şey değildi Taş. Dilediğin kadar para, dilediğin kadar yaşam! Birçok insanın hemen isteyeceği iki şey -asıl sorun, insanların kendileri için en kötü şeyleri isteme tutkuları. (sayfa 262)


    Dumbledore'dan özlü sözler olmazsa olmaz.  :) Felsefe taşı çocuk kitabı olarak geçse de çok önemli bir konuya el atıyor. Gerçek hayatta elbette felsefe taşı yok. Ama insanlar sanki hiç ölmeyecekmiş gibi yaşıyorlar. Paraya çok değer veriyorlar. Ama çok daha önemli şeyler var hayatta : Dostluk gibi. İşte Harry-Ron-Hermione'nin ölümsüz dostluğunu Felsefe Taşında görüyoruz.



    Annen seni kurtarmak için öldü. Voldemort'un anlamayacağı bir şey varsa, o da sevgidir. Annenin sana olan sevgisi kadar güçlü bir sevgi ne derin izler bırakır, bunu anlayamaz. Yara izine benzemez bu, gözle görülmez...  Böylesine yürekten sevilmek, seven insan gitse bile, bizi sonsuza kadar korur. Tenine işlemiştir bu. Quirell'in içi nefret, hırs, tutku doluydu, ruhunu Voldemort'la paylaşmıştı o; sana o yüzden dokunamadı. Güzelliklerle yaratılmış birine dokunmak onun gibilere acı verir.  (sayfa 263)


    İşte Harry Potter'ı sevmemin asıl nedeni bu. Tüm olan biteni çözecek olan şey bu: sevgi.


    "Türlü türlü cesaret vardır, " dedi. "Düşmanlarınıza karşı koymak yürek ister, ama dostlarımıza karşı koymak da yürek ister. " (sayfa 269)


    Yaşamdı bu, insanın her dileği gerçekleşmiyordu. (sayfa 271)

    Hayat işte, her istediğimiz olsa da güzel olmazdı tabi.



    Bu arada felsefe taşında Harry'nin aldığı hediyeler

    >>Görünmezlik pelerini

    >>Mrs Weasley'den tatlı ve Weasley kazağı

    >>McGonagall'dan Nimbus 2000 süpürge

    >>Hedwig

    >>Ailesinin fotoğraf albümü


    Daha da var da en güzellerini yazdım :) bunlar seride de önemli hem.


    Kitabın sonunda Harry, Dumbledore'a Voldemort'un küçükken onu neden öldürmek istediğini soruyor. Dumbledore cevap vermiyor, veremem diyor. O cevabın kehanet olduğunu ta 5. Kitapta öğreniyoruz...


    Genel yoruma geçiyorum artık. Baya yazdım ama toparlamak lazım :) Harry Potter ve Felsefe Taşı yazıldığında J.K. Rowling tam 12 yayınevinden red yemiş. 13. yayınevi kabul etmiş ve kitap o senenin en iyi çocuk kitabı seçilmiş. Başlangıç kitabı olduğu için aklımızda bolca sorular oluyor. Bu kitaptan ne öğrendik  (kurgu olarak)


    >>Hagrid'in dediği gibi her şey Voldemort ile başlıyor.

    >>Voldemort'un korktuğu tek kişi Dumbledore deniliyor.

    >>Voldemort nasıl olduysa Harry'yi öldüremiyor. Harry o yüzden ünlü. Ama yine o yüzden Dursleylerle kalmak zorunda.

    >> 11 yaşına gelince Harry büyücü olduğunu öğreniyor. Hogwarts'ta kendine yeni bir yuva buluyor. İlginç dersler, yorucu-eğlenceli Quidditch antremanları, maçları, arkadaşlar, güzel dostluklar derken Harry güzel vakitler geçiriyor.

    >>Harry, Ron ve Hermione bir süre sonra felsefe taşını öğreniyorlar. Snape'in çalmayı düşündüğünü sanıyorlar ama kafasında Voldemort olan Quirrell çıkıyor.

    >>Voldemort ile tekrar karşılaşan Harry'nin şansı yaver gidiyor. Felsefe taşı da yok ediliyor.

    >> Bu kitaptaki en önemli soru Voldemort, Harry henüz 1 yaşında iken neden Harry'ye saldırdı? Neden Harry'yi öldüremedi? Bunların cevabını 5. Kitapta öğreniyoruz...
  • 360 syf.
    ·6 günde·Beğendi·9/10
    Öncelikle şunu demeliyim ki, kim kitap hakkında ne derse desin, ne söylerse söylesin, ister kötü desin, ister olmamış desin kesinlikle okumanızı tavsiye ederim.

    Yukarıda bahsettiğim gibi ilk başta gelen kötü yorumlardan dolayı bu kitabı okumayı sürekli erteledim ve elimdeki kitaplar bitince yeni kitabımın elime ulaşmasını beklerken boş durmayayım diyerek okumaya başladım ve ne ara bittiğini anlayamadım bile.

    Kitap hakkında bir şeyler söylemek gerekirse; uzun bir sürenin ardından büyücülük dünyasına tekrardan yolculuk yapmak çok hoşuma gitti açıkçası. Bunun dışında ilk bölümleri okurken Harry, Ron ve Hermione'nin artık o peşlerini bırakmayan maceraların olmayıp, kendilerinin büyük birer ebeveyn olmalarını görmek çok garip geldi açıkçası. Ve tiyatro metni şeklinde olmasına da alışamadım ilk başlarda. Kurgusal olarak ilk kitaplar kadar bir beklentim yoktu açıkçası ama okudukça yanıldığımı fark ettim. Bu kitabın sanki büyüklere seslenirmişcesine bir hali vardı sanki. Fikrimi söylemem gerekirse bence 2 veya 3 kitaplık bir seri halinde bile olabilirdi çünkü bazı yerler eski kitaplarla karşılaştırınca çok hızlı geçmiş gibi geldi ve buna rağmen gerçekten keyif alarak okudum. Bu kitabı okurken aklıma çoğu kez Profesör Dumbledore'un şu sözü geldi "En güçlü büyülerimiz sözlerimizdir... Hem inciten hem de iyileştiren sözlerimiz." kitap sanki bu sözlerin üzerine kurgulanmış gibi hissettirdi bana.

    Yukarıda bek kurallı bir yazı yazdığımı söyleyemem, umarım okumayı planlayan insanlar için ertelememeleri gerektiğini anlatan bir yazı olmuştur. İyi günler..
  • - Ben de Scorpius Malfoy'um. Annemle babam Astoria ve Draco Malfoy. Bizim ailelerimizin -- arası pek iyi değildi.

    - Arası iyi değildi hafif kalır. Senin annenle baban Ölüm Yiyen! (Rose)
  • Ben bir Granger-Weasley'im, sen bir Potter'sın -- herkes bizle arkadaş olmak isteyecek, istediğimizi seçebiliriz.
  • 360 syf.
    ·Puan vermedi
    Harry Potter'ın benim için önemini kelimelerle ifade edemem sanırım. Bana kitap okumayı daha çok sevdiren, fantastik edebiyatla tanıştıran, bazen en iyi arkadaşım olmuş, ne zaman bu dünyadan kaçmak istesem sayfalarına sığındığım bir seri. O dünyada geçen bir hikaye okumak çok güzel olsa da bu kitap olmamış. Serinin kendi içindeki tutarlılığını mahveden olaylar, karakterlerdeki saçma sapan değişimler bu dünyaya yakışmıyor.

    SPOİLER

    Öncelikle seçilen konu çok sakat. 3. kitapta zaman döndürme olayını bu şekilde işlememişlerdi. Orada geçmiş zaten olmuş biz bunu değiştiremeyiz şeklinde bir yaklaşım vardı. Bu yüzden Harry Siriusla gölün kıyısındayken gelecekteki kendini görmüştü. Bu kitaba göre olsa Harry ve Sirius'un orada ölmesi gerekirdi. Sen bu zaman döndürme olayını bu şekilde hem geçmişi değiştiren hem de istediğin zamana gidilebilen bir şey haline getirirsen insanların aklına milyon tane soru gelir. Mesela Voldemort gibi güçlü bir büyücünün ya da onun kadar güçlü ölüm yiyenlerin hiç mi aklına gelmedi geçmişe dönüp lily sevgi büyüsü yapmadan Harry'i öldürmek. İsteseler pekala bulabilecekleri bu aleti niye kullanmamışlar ya da Dumbledore geçmişe gidip Tom Riddle'ı neden öldürmemiş. Kendi de dahil bir sürü masumun hayatını kurtarmamış. Zaman döndürücünün bu hali kesinlikle saçmalık.

    Kitabın iki baş rolünden biri olan Albus Severus Potter'dan ne kadar nefret ettiysem Scorpius Malfoy' u o kadar sevdim. Kitapta Albus'un bu ergenlikleri, babasına olan davranışları mantıklı bir temele oturtulamamış. Tamam bir Potter olarak Slytherin' e seçilmek onda hayal kırıklığı yaratıyor, babasının ünü altında eziliyor ama Harry Slytherin'e seçilen oğluna kötü bir şey demiyor ki. Babasına olan bu gereksiz kinini açıkçası anlayamadım. Hele Harry kendisi için çok değerli olan battaniyeyi oğluna hediye ederken, Albus'un babasının çocukluğuyla ve çektiği acılarla dalga geçmesi karakterden iğrendirdi. Doğru düzgün hiç bir evlat babasının yetimliğiyle ve onu büyüten ailenin onu horlamasıyla dalga geçmez. Scorpius Malfoy'u çok sevdim. Çektiği o kadar acıya rağmen bu kadar olgun olması, iyi kalpli olması çok güzel. Albusla olan arkadaşlığını da bayağı sevdim tabi Albus ünlü bir adamın oğlu olmanın verdiği büyük acının altında o kadar eziliyor ki (!) zavallı Scorpius'un acılarını pek görmüyor. Scorpius'un Albus'un bu bencilliğini yüzüne vurduğu sahneyi de çok sevdim.

    Albus ve Scorpius'un kurtaracak o kadar kişi varken Cedric'i seçmesine de ayrı bir güldüm. Eline böyle bir alet geçmiş Sirius'u kurtar, Remus'u kurtar, Fred'i kurtar, niye Cedric. Zamanı ilk geri döndüklerinden sonra bugün olanlar da çok komik. Yahu Hermione Ronla evlenemedi diye niye kişilik değiştirsin de Snape gibi gıcık bir öğretmen olsun. ( Yanlış anlaşılmasın Snape en sevdiğim karakterlerdendir.) Ron'un ise hiç ilgi göstermediği Padma ile evlenmiş olması aşırı saçma.

    İkinci kez zamanı döndürdüklerinde olanlar ise daha saçma. Cedric biraz kibirli olmasına rağmen çok iyi kalpli ve masum bir karakter. Onun ölümünü çok üzücü yapan şey de buydu zaten. Yani turnuvada balon gibi şişti diye ölüm yiyen falan olmaz. Hadi oldu gidip de Neville'i öldürmez. Neville öldü diye yılan ölmemiş bu yüzden Harry ölmüş tamam burada bir sıkıntı yok. Ama Neville ile Snape'in ölümünün bir alakası yok. Neville hortkuluğu öldürmeden önce ölmüştü zaten. Onun Neville öldü diye hayatta kalması mantıksız kere mantıksız. Herkes Snape'i çok seviyor diye kitaba koyalım demişler.

    Delphi'nin Voldemort ile Bellatrix'in kızı olmasına da artık yuh dedim. Yahu bu Voldemort insani özelliklerini kaybetmiş diye anlatılıyor kitapta. Özellikle de geri döndükten sonra tamamen yılansı bir şekilde. İçinde zerre kadar insani duygu taşımayan Voldemort'un kimseyle böyle bir ilişki kurabileceğine inanmıyorum. Hadi kurdu diyelim Voldemort çocuk falan istemez ve muhtemelen o çocuğu daha annesinin karnında öldürürdü. Delphi Hogwarts savaşından hemen önce doğmuş, yani 7. kitapta ama ne hikmetse 7. kitapta milyon kere gördüğümüz Bellatrix'in karnını kimse fark etmemiş. Daha da tuhafı Bellatrix Malfoylarla yaşadığı halde Bellatrix'in hamile olduğunu Malfoylar bile bilmiyor. Harry'nin yara izinin acıması da aşırı saçma. Bu çocuğun yara izinin acımasının sebebi bir hortkuluk olmasıydı. Voldemort ve içindeki hortkuluk ölmüşken yara izinin acıması mümkün değil.

    Beni rahatsız eden bir diğer şey ise karakterlerdeki değişimdi. Ron geri plana itilmiş. Ailenin komik, göbekli, işlevsiz dayısına döndürülmüş. Harry asla Mcgonagall'a Minerva diye hitap etmez, onu tehdit etmez. Harry'nin bu kadına öyle büyük bir saygısı ve sevgisi vardır ki ilk affedilmez lanetini bu kadına tüküren iki ölüm yiyen üzerinde tutturmuştur. Bu derece saygı duyduğu kadının eline çapulcu haritasını tutuşturup kadının başka bir işi yokmuş gibi oğlunun peşine takıyor. Bunu yapmazsa bakanlığın gücünü onun üstünde kullanmakla tehdit ediyor ve koskoca okul müdiresi sanki hademe Filch gibi işi gücü bırakıp elinde harita, iki ergenin peşinde dolaşıyor. Hermione asla sihir bakanı olmam, faydalı bir şeyler yapacağım demesine rağmen sihir bakanı olmuş. Daha yazardım ama çok bile yazdım sanırım :D.

    Tabi o dünyaya dair bir şeyler okumak, tekrar orada hissetmek çok güzeldi. Çok çok sevdiğim detaylar ve diyaloglar da oldu. Harry'nin ailesinin ölümünü izlemesi, Petunia'nın harry'nin battaniyesini saklaması, Albus Scorpius arkadaşlığı gibi.

    SPOİLER

    Yine de keyifle okudum. Bu kadar eleştirmemin sebebi de serinin ben de çok çok ayrı bir yeri olması zaten. Rowling'e de diyorum ki bırak bu işleri de bir çapulcu serisi yaz. Bak ne güzel oluyor :)
  • 360 syf.
    ·5 günde·4/10
    Madem bu kitaba "8. kitap! Hikayenin devamı!" diyorlar, ben de öyle yorumlayayım o zaman. Keşke serinin 8. kitabı adı altında bir kitap çıkmamış olsaydı ve keşke ben de bu kitaba denk gelip okumamış olsaydım. Alırken kitabı yazanın Rowling olmadığını bildiğim için çok büyük bir beklentim yoktu ama buna rağmen mi bu kadar yazılamaz bir hikaye?.. Karakterler desen, ne Harry, Harry gibi repliklere/hareketlere sahip, ne Hermione, ne Ron, ne de diğerleri. Bizi resmen bambaşka karakterlerle karşılaştırdılar. Olay örgüsü desen, sadece Albus üzerine kurulu. Harry'nin hiç mi başka çocuğu yok? Bu çocuk hiç mi yüzüne bile bakmıyor kardeşlerinin? Kötü ilişkiyi geçtim bir iletişimleri bile mi yok? Cedric ile ilgili kısım da yine mantıklı gelmemiş olsa da çok sallamadım açıkçası ama Voldemort ve Bellatrix?! Lütfen ama yani bu kadar da saçmalanmaz ki ama!

    Kitabın tiyatro metni şeklinde yazılmış olması bende hayal kırıklığı yaratmamıştı fakat okudukça Harry Potter dünyasını anlatmak için gerçekten uygun bir teknik olmadığını fark ettim. Belki de hikaye bu yüzden bir türlü derinleşemedi. Karakterlerin duygu durumlarını, yaptıklarını, her şeyi konuşmalarından anlamaya mahkum bırakıldık ve bu kadar çok konuşma oldukça replikler yavanlaşmaya başladı.

    Ha bu kadar eleştiri ardından bir de iyi yorum yapayım dersem, tek hoşuma giden kısım Snape ile olan karşılaşma bölümüydü. Ama yani bu kadar geçmişe dönüş macerası ardından bu sahneyi yazmasalardı iyi söverdim doğrusu. Bu kadar olmamış bir hikaye içinde bir de zaman paradoksu konusuna girişmişler ya, o da ayrı bir konu...