1000Kitap Logosu
Resim
J. K. Rowling (Robert Galbraith)

J. K. Rowling (Robert Galbraith)

Yazar
BEĞEN
TAKİP ET
9.1
55,6bin Kişi
189bin
Okunma
5,3bin
Beğeni
89,4bin
Gösterim
Tam adı
Joanne Kathleen Rowling
Unvan
İngiliz Yazar
Doğum
Chipping Sodburry, İngiltere, 31 Temmuz 1965
Yaşamı
Harry Potter serisinin yazarı J.K. Rowling tarafından yazılan Cormoran Strike Serisi'nde yazar "Robert Galbraith" adında takma bir isim kullanmıştır. Joanne "Jo" Rowling veya bilinen adıyla J. K. Rowling (d. 31 Temmuz 1965, İngiltere), Harry Potter fantastik bilim kurgu serisinin yazarı olarak tanınmış İngiliz yazar. Kathleen, kendisine verilen bir ad olmamasına rağmen, büyük annesinin onuruna bu adı almıştır.  Rowling 31 Temmuz 1965'te Chipping Sodburry, İngiltere'de doğdu. Ailesiyle birlikte Bristol'e, daha sonra da Chepstow'a taşındı. Liseyi Wyedean Comprehensive'de okudu. Exeter Üniversitesi'nde, bir yıllık Fransa'da okuma da dahil olmak üzere, Fransızca ve klasik edebiyatlar okuduktan sonra Londra'ya yerleşerek araştırmacı ve çift dilli bir sekreter olarak Amnesty International'de çalışmaya başladı. İlk Eserini "tavşan" adlı kitapla 6 yaşındayken yayınlamıştır. Ama onun hayatını değiştiren eseri Harry Potter'dir. İsmini "J. K. Rowling" olarak kullanmasının sebebi, ilk kitabın yayımcısı Blommsbury'in korkusudur. Blommsbury; genç erkeklerin, kitabın yazarının kadın olduğunu öğrendiklerinde, kitabı okumamak istemesinler diye ismini erkek ismine benzetmek için "J. K. Rowling" şeklinde kullandı. Küçükken herkes onu "Jo" diye çağırırdı sadece birisi ona çok kızgınken "Joanne" derdi. Bu sırada, Rowling'in aklında büyücülük okulunda okuyan bir çocuğun hikâyesi vardı. Rowling, 4 saat rötarlı bir Manchester-Londra tren yolculuğu sırasında bu hikâye üzerinde yoğunlaştı ve yolculuk sonunda Harry Potter ve Felsefe Taşı kitabının temel hikâyesi ve karakterleri aklının bir köşesinde duruyordu. Rowling, öğle aralarında hikâyeyi kağıda dökmeye başladı. Rowling daha sonra Portekiz'e taşınarak burada İngilizce öğretmenliği yapmaya başladı. 16 Ekim 1992'de Portekizli televizyon gazetecisi Jorge Arantes'le evlendi ve 27 Temmuz 1993'te ilk çocuğu Jessica Rowling Arantes'i dünyaya getirdi. Çift 1995 yılında ayrıldı. Aralık 1994'te Rowling ve kızı, kız kardeşine daha yakın olmak için Edinburgh'a taşındı. Tek geçim kaynağı işsizlik maaşı olan Rowling, ilk kitabını burada şimdi bir Çin lokantası olan Nicolson's Café'de tamamladı. Rowling aynı zamanda Edinburgh Üniversitesi'nde bir yıllık bir yüksek lisans diploması için okudu ve 1996 yılında buradan mezun oldu... Rowling'in Harry Potter serisi tüm dünyada 400 milyon kopya satarak hem kitabı hem de yazarını büyük bir üne kavuşturdu. Eser, çocukların gözünden alabildiğine engin bir hayal dünyasına seslendiğinden son derece büyük bir ilgiyle okundu ve bir anda çok satan kitapların en başına yükseldi. Doğal olarak yazar Rowling' de kitaptan edindiği 1 milyar doları aşan servetiyle bir kitap yazarak dolar milyarderliğine çıkan ilk kişi oldu ve Rowling aynı zamanda İngiltere'nin en zengin kadını ünvanını elde etti. Rowling'in kitaplarından edindiği büyük başarısının yanında aile yaşantısı da her zaman istediği düzeyde. 26 Aralık 2001'de Rowling, Pertshire'daki evinde küçük bir törenle Neil Murray adında bir doktorla evlendi. Rowling, 23 Mart 2003'te David Gordon Rowling Murray adını verdiği ikinci çocuğunu dünyaya getirdi. Harry Potter ve Zümrüdüanka Yoldaşlığı kitabını kocası Niel'la çocukları Jessica ve David'e ithaf etti. 23 Ocak 2005'te Rowling, Mackenzie Jean Rowling Murray adını verdiği üçüncü çocuğunu dünyaya getirerek üç çocuk sahibi olma hayalini gerçekleştirdi. Rowling, Harry Potter serisinin altıncı kitabı Harry Potter ve Melez Prens adlı kitabı kızı Mackenzie'ye ithaf etti. 2012 Yılında ise 'The Casual Vacancy' adlı kitabını yazarak ilk defa yetişkinler için bir kitap yazmış oldu.  
274 syf.
·
3 günde
·
Beğendi
·
10/10 puan
Bugün 450 milyondan fazla satmış, sayısız ödül almış, 8 sinema uyarlamasıyla gişe rekorları kırmış bir serinin, Harry Potter Serisi’nin, ilk kitabından bahsedeceğim: Harry Potter ve Felsefe Taşı. Kitabı tek kelimelik cümlelerle anlatmak gerekirse şöyle olurdu: Muhteşem. Olağanüstü. Harika. Süpper. Amazing. Magical vs. Öncelikle Joanna Kathleen Rowling’den bahsetmek istiyorum. Harry Potter Serisi’nin ilk kitabını yazmadan önce boşanmış olması yanında bir de işsizliğe mahkûm olması onu derinden sarsmıştır. Oturduğu soğuk evinde kızı uyurken yazmaya başlamış bu seriyi. Ve ilk kitaptan sonra gelen o büyük başarı. Bu büyük başarının perde arkasında ne vardı peki? Kişi, mekân ve olay tasvirlerindeki yeteneği, kurgusundaki sağlamlıkla çocukları ve ilk gençlik çağlarındaki kişileri aşıp yetişkinlere de ulaşan anlatımı, en önemlisi tek başına kızına bakan bir anne olarak çocukların ne istediğini, onların hayal güçlerine neyin iyi geleceğini bilmesi bu başarının perde arkasında yatanları açıklayabilir. Altı yaşında kalemi eline almış yazmaya başlamış. Kendisi şöyle diyor bu konuyla ilgili: ″Hep yazmayı istedim, ama içimi kemiren bu tutkudan asla kimseye söz etmedim. Yaklaşık altı yaşında iken bir kitap yazdım. Bu basit hikâyeyi bitirdiğimde şu sözleri söylediğimi hatırlıyorum: ″Çok iyi, bu hikâye şimdi yayımlanabilir. Bu yaşta bile, sonuna kadar gitmeyi istiyordum.” Azim, kararlılık, yetenek, hayal gücü işte size Rowling. Serinin ilk kitabını okumadan önce tüm filmlerini izlemiştim. Filmleri izledikten sonra açıkçası kitaplarını okumaya gerek görmemiştim. Ne büyük, ne kötü düşüncesizlikmiş benimkisi. Felsefe Taşı’nı da okuduktan sonra anladım ki kitap ayrı bir serüven, filmi ayrı bir serüven. Hayır, yanıltmasın sizi bu sözüm. Olaylar, kişiler, mekânlar %99 aynı. Ama Felsefe Taşı’nı ya da seriyi okumakla izlemek büsbütün ayrı şeyler. İzlemenin verdiği heyecan, merak; okumanın damağınızda bıraktığı tat mükemmel. Kitaptaki anlatım çok çok hoşuma gitti. Yapılan tasvirler, yer yer araya katılmış mizahi öğeler, oluşturulan karakterlerin sağlamlığı bunda çok etkili oldu. Her şey karanlık bir gecede, saçı sakalı kemerine kadar uzanan, yaşlı, uzun, zayıf bir adamın kucağındaki yetim ve öksüz bebeği bir notla Privet Drive Dört Numara’ya bırakmasıyla başladı. Bırakılan bu bebek, Harry Potter, Kim-Olduğunu-Bilirsin-Sen’in gazabından kafasındaki şimşeğe benzeyen izle kurtulmuştu. Harry’nin kapıya bırakılmasının üstünden on yıl geçer. Harry Dursleyler’in evinde sefil bir hayat yaşamaktadır. Çünkü aile çok gıcık, çocukları yaramaz ve sinir bozucu. Aksine Harry de saf, farklı özellikleri olan bir çocuktur. Günün birinde Harry’e bir mektup gelir. Mektup büyücülük konusunda rakipsiz olan Hogwarts Cadılık ve Büyücülük Okulu’ndan gelmiştir. Mr Dursley mektubu Harry’e vermemek için elinden geleni yapar ta ki Hagrid adındaki saçı sakalına karışmış, iki üç insan büyülüğündeki dev adam gelene kadar. Harry mektubu bizzat o zaman okur ve Hagrid ile beraber Hogwarts’a gitmeyi kabul eder. Sonra başlasın harika bir macera. Kitapta çok güzel bir dostluğu da şahit oluyoruz. Harry-Hermione-Ron'un daha karşılaştıkları ilk andan itibaren bu dostluğun sinyallerini alıyorsunuz. Dostluğun gerçekte ne olduğunu kitapta 11 yaşındaki çocuklardan öğreniyorsunuz. Albus Dumbledore kitaptaki doğru, yönlendiren, görmüş geçirmiş akıl konumunda. Hagrid başlı başına özgün bir karakter zaten. Profesör McGonagall, Severus Snape, Neville. Daha nice niceleri. Her karakter ayrı bir boyut. Her şeye kulp takan insanlar vardır ya işte o insanlar bu kitaba ve serinin diğer kitaplarına da bir kulp hatta birkaç kulp takmışlar: Çocuk kitabı, basit anlatımlı, gerçeğe çok uzak. Tamam, çocuklar için yazılmış ama gerek anlattığı şeylerle gerek de uyandırdığı duygularla kesinlikle her yaştan kişiye hitap ediyor. Gerçek ve büyülü öğelerin birbirine harmanlandığı bir havada ilerliyor kitap. Bu harmanlamanın altında insanoğlunun süregeldiği vakitten beri çatışma içinde olan iyi ve kötünün mücadelesi anlatılıyor.( İyi ve kötü çatışması demişken yine bu türde olan Yüzüklerin Efendisi’ne de yakın zamanda başlamayı düşünüyorum.) Annesiz babasız büyümüş bir çocuğun yaşadığı zorluklar, hep eksikliğini hissettiği sevgi de anlatılıyor Harry üzerinden. Hem düşündüren, hem güldüren, hem de nefes nefese bırakan üslubu söylenecek fazla bir söz bırakmıyor insana. Fantastik ya da bilimkurgu kitapları sevmeyip de Küçük Prens tarzı kitapları yere göğe sığdıramayan insanların o türü okuyanları hep bir ikinci sınıf okur olarak görmeleri bana hep ironik gelmiştir. Yanlış anlaşılmasın burada Küçük Prens’e laf falan etmiyoruz. Orda da fantastik öğeler yok mu? Tamamıyla edebi bir eser mi? Orda güzel tespitler yapan Küçük Prens varsa burada da Albus Dede var. İşte yapılan yanlış ayırdımın ucunu bazıları burada çok fazla kaçırıyor. Nasıl hayal gücü olmayan insanların kanatları yoksa büsbütün düşler dünyasına dalıp gerçek dünyayı, yaşamayı unutmanın doğru olmadığını da biliyoruz. Burada sadece biraz hayal gücü istiyoruz. Birazcık. “İnternet çağında, Pokemonların ve buna benzer diğer çizgi kahramanların söz konusu olduğu dönemde çocukların tercihlerini alt üst eden bu eser onları kendine çekmeyi başarmıştır.” İşte böyle bir etki yaratmış Harry Potter ve Felsefe Taşı. Alın okuyun, açın filmini izleyin gönül rahatlığıyla. Okumayı düşünenler daha fazla geciktirmesinler. Keyifli okumalar.
Okuyacaklarıma Ekle
975 syf.
·
17 günde
·
6/10 puan
Harry Potter filmlerini kitapları okumadan önce izledim. Bu sebeple okumadığımı bilen ve seriyi çok seven arkadaşlarım bana sürekli olarak kitapların seriden çok daha iyi olduğunu ve kesinlikle en iyisinin de Zümrüdüanka Yoldaşlığı olduğunu söylediler. Hatta birçok incelemede de bu kitabın filmden çok daha iyi olduğunu aynı zamanda filmin en kötü uyarlama olduğunu söylüyorlar. Ben buna katılmıyorum. İncelemem film ve kitap arasındaki karşılaştırma şeklinde olacak. Ben bu kitabın serinin en uzun kitabı olmasının sebebinin kesinlikle dördüncü kitabın uyarlamasının yönetmeni olan Mike Newell'in o zaman verdiği bütün röportajlarda (o zamana kadar çıkmış en uzun kitap olduğundan) kitabın çok uzun olduğunu bu sebeple tamamını okumamış olduğunu onlarca kez söylemiş olmasının bir etken olduğunu düşünüyorum. Kabul edelim ki Rowling buna takılıp buna uzun mu diyorsun al sana uzun kitap diyebilecek biri. Kitabın giriş bölümü inanılmaz uzun ve sıkıcı. Kitabın ilk önemli olayı olan ruh emicilerle karşılaşları bile sayfalar sonrasında gerçekleşiyor. Bu kitabın odaklandığı şey Harry'nin ne kadar dışlanmış ve yalnız hissetmesi olduğundan dolayı kitapta olduğu gibi gizlice haberleri dinleyen yerine sıcak kurak bir parkta tek başına salıncakta oturan Harry ile başlamak bu hissiyatı çok daha iyi bir şekilde veriyor. Bu olaydan sonra Harry'nin Zümrüdüanka Yoldaşlığı karargahına gidişi sonrasında okula dönüşü neredeyse kitabın çeyreğine kadar devam ediyor bu da kitabını sıkıcılaştırmak ve gereksiz detaydan başka bir şeye yaramamış maalesef. Hele ki kitapta Molly ve Sirius'un annesinin portresinin aynı anda bağırdıkları bir sayfada hayatımda ilk kez bir kitabı okurken gürültü hissettim. Karakterlerin yansıtılış şeklini de bu kitapta hiç beğenmedim. Sirius bu kitap boyunca depresif, kıskanç bir ergen gibi davranıyor. Filmler bu konuda daha başarılı bir iş çıkarmış. Kitapta Harry'nin Sirius ile konuştuğu her an gerilirken filmde ise neden ailesinin vaftiz baba olarak Sirius'u seçtiğini daha iyi anlayabiliyorum. Harry kitapta Sirius'a Arthur Weasley'nin saldırıya uğradığını gördüğü rüyasındaki hislerini ve korkusunu anlatırken Sirius ona resmen "çok takıyorsun kafana" "sen de delirdin iyice" gibi şeyler söylerken filmdeki Sirius onu rahatlatıyor. Ona kötü bir insan olmadığını sadece başına kötü şeyler gelmiş iyi bir insan olduğunu söylüyor. Kitap boyunca Sirius rezil bir herif olduğu için öldüğü sahnede üzülmedim bile hatta rahatladım da diyebilirim. Filmde ise öldüğü sahne çok daha dokunaklı çünkü film boyunca Harry ne zaman onun yanına gitse daha mutlu rahatlamış bir biçimde geri dönüyordu. Bu yüzden neden Harry'nin onunla yaşamak için bu kadar heyecanlı olduğunu daha iyi anlayabiliyordum. Kitapta filmden çok daha kötü yansıtıldığını düşündüğüm bir diğer karakter ise Luna. Şunu kesinlikle söyleyebilirim ki eğer filmler olmasaydı Luna'ya karşı sempati bile beslemezdim. Kitapta Luna ile Harry trende aynı vagonda oturdukları sırada tanışıyorlar tanışmalarının özel ya da ilginç bir yanı yok. Filmde ise Testerallerin çektiği arabalarda tanışıyorlar. Bu tanışma ikisinin ilişkisini de ilgi çekici kılıyor çünkü bu canlıları görenler sadece ikisi. Kitapta testraller Hagrid'in dersi sırasında Hagrid tarafından tanıtılıyor. Filmde Luna'nın tanıtması iksinin ilişkisi arasında da bir metafor görevi görüyor. Testraller de tıpkı Luna ve Harry gibi dışlanmış ve korkulan canlılar ama içlerinde ise sevimli ve iyiler. Luna için son olarak ise Harry kitaplarda ona karşı sevgi duymak yerine sadece acıyor. Ona üzülüyor. Filmdeki Harry ise onun arkadaşı. Harry her kendini kötü hissettiğinde Luna ona onu iyi hissettirecek doğru şeyi söylüyor. (Aklıma daha bir sürü detay geliyor lakin belki sonra eklerim şimdi sona atlayacağım) Esrar dairesi bölümünü okurken sıkıntıdan üç kere bıraktım okumayı. Bakanlığa gelişlerinden sonra farklı farklı odalarda gezmeleri sayfalar sonra kehanetlerin bulunduğu odayı bulmaları gerçekten bu kadar uzatılmaya değer miydi? Hiç sanmıyorum. Ölüm yiyenler ile Dumbledore'un ordusunun savaşı filmde yine çok daha iyiydi. Bebek kafalı ölüm yiyen, danseden ayaklı çocuklar, Ron'un sarhoş olması olayın gerilimini çok düşürdü. Genel olarak çoğunluğun aksine bu kitap benim serinin en sevmediğim kitabı aynı zamanda da en sevdiğim filmi oldu
J. K. Rowling (Robert Galbraith)
690 syf.
·
5 günde
·
10/10 puan
Kesinlikle "Zaten izledim, her şeyi biliyorum, ne diye okuyayım ki?" diyen bir kesim vardır hâlâ eminim ki. Fakat bu sizin kaybınıza olur. Çünkü gerçekten kitapların tadı çok başka. Ayrıntılar ve hissettirdiği duygular... İyi ki bu serüvene adım attım diyorum. İyi ki. Ve bitirdiğinizde rafa kaldırıp bırakacağınızı sanıyorsanız da yanılıyorsunuz. Şahsen ben, diğer kitaplara hemen geçip bitirmemek için ilk kitabı üç defa okumuştum. Kült bir seri olduğu aşikâr ancak ben yine de altını çizmek istiyorum. Hogwarts benim ikinci evim gibi hissettiğim bir yer, bu duyguyu veren kitap sayısı çok çok nadirdir inanın ki. Rowling'in kalemi cidden çok başka, kalemi ve de karakterleri... Lütfen bu seriyi alıp okuyun. Pişman olmayacağınıza eminim.
Okuyacaklarıma Ekle
50 öğeden 1 ile 10 arasındakiler gösteriliyor.