J. K. Rowling (Robert Galbraith)

J. K. Rowling (Robert Galbraith)

9.1/10
9.758 Kişi
·
31.458
Okunma
·
1.931
Beğeni
·
28.933
Gösterim
Adı:
J. K. Rowling (Robert Galbraith)
Tam adı:
Joanne Kathleen Rowling
Unvan:
İngiliz Yazar
Doğum:
Chipping Sodburry, İngiltere, 31 Temmuz 1965
Harry Potter serisinin yazarı J.K. Rowling tarafından yazılan Cormoran Strike Serisi'nde yazar "Robert Galbraith" adında takma bir isim kullanmıştır.

Joanne "Jo" Rowling veya bilinen adıyla J. K. Rowling (d. 31 Temmuz 1965, İngiltere), Harry Potter fantastik bilim kurgu serisinin yazarı olarak tanınmış İngiliz yazar. Kathleen, kendisine verilen bir ad olmamasına rağmen, büyük annesinin onuruna bu adı almıştır. 

Rowling 31 Temmuz 1965'te Chipping Sodburry, İngiltere'de doğdu. Ailesiyle birlikte Bristol'e, daha sonra da Chepstow'a taşındı. Liseyi Wyedean Comprehensive'de okudu. Exeter Üniversitesi'nde, bir yıllık Fransa'da okuma da dahil olmak üzere, Fransızca ve klasik edebiyatlar okuduktan sonra Londra'ya yerleşerek araştırmacı ve çift dilli bir sekreter olarak Amnesty International'de çalışmaya başladı. İlk Eserini "tavşan" adlı kitapla 6 yaşındayken yayınlamıştır. Ama onun hayatını değiştiren eseri Harry Potter'dir.

İsmini "J. K. Rowling" olarak kullanmasının sebebi, ilk kitabın yayımcısı Blommsbury'in korkusudur. Blommsbury; genç erkeklerin, kitabın yazarının kadın olduğunu öğrendiklerinde, kitabı okumamak istemesinler diye ismini erkek ismine benzetmek için "J. K. Rowling" şeklinde kullandı. Küçükken herkes onu "Jo" diye çağırırdı sadece birisi ona çok kızgınken "Joanne" derdi.

Bu sırada, Rowling'in aklında büyücülük okulunda okuyan bir çocuğun hikâyesi vardı. Rowling, 4 saat rötarlı bir Manchester-Londra tren yolculuğu sırasında bu hikâye üzerinde yoğunlaştı ve yolculuk sonunda Harry Potter ve Felsefe Taşı kitabının temel hikâyesi ve karakterleri aklının bir köşesinde duruyordu. Rowling, öğle aralarında hikâyeyi kağıda dökmeye başladı.

Rowling daha sonra Portekiz'e taşınarak burada İngilizce öğretmenliği yapmaya başladı. 16 Ekim 1992'de Portekizli televizyon gazetecisi Jorge Arantes'le evlendi ve 27 Temmuz 1993'te ilk çocuğu Jessica Rowling Arantes'i dünyaya getirdi. Çift 1995 yılında ayrıldı.

Aralık 1994'te Rowling ve kızı, kız kardeşine daha yakın olmak için Edinburgh'a taşındı. Tek geçim kaynağı işsizlik maaşı olan Rowling, ilk kitabını burada şimdi bir Çin lokantası olan Nicolson's Café'de tamamladı. Rowling aynı zamanda Edinburgh Üniversitesi'nde bir yıllık bir yüksek lisans diploması için okudu ve 1996 yılında buradan mezun oldu...

Rowling'in Harry Potter serisi tüm dünyada 400 milyon kopya satarak hem kitabı hem de yazarını büyük bir üne kavuşturdu. Eser, çocukların gözünden alabildiğine engin bir hayal dünyasına seslendiğinden son derece büyük bir ilgiyle okundu ve bir anda çok satan kitapların en başına yükseldi. Doğal olarak yazar Rowling' de kitaptan edindiği 1 milyar doları aşan servetiyle bir kitap yazarak dolar milyarderliğine çıkan ilk kişi oldu ve Rowling aynı zamanda İngiltere'nin en zengin kadını ünvanını elde etti.

Rowling'in kitaplarından edindiği büyük başarısının yanında aile yaşantısı da her zaman istediği düzeyde. 26 Aralık 2001'de Rowling, Pertshire'daki evinde küçük bir törenle Neil Murray adında bir doktorla evlendi. Rowling, 23 Mart 2003'te David Gordon Rowling Murray adını verdiği ikinci çocuğunu dünyaya getirdi. Harry Potter ve Zümrüdüanka Yoldaşlığı kitabını kocası Niel'la çocukları Jessica ve David'e ithaf etti. 23 Ocak 2005'te Rowling, Mackenzie Jean Rowling Murray adını verdiği üçüncü çocuğunu dünyaya getirerek üç çocuk sahibi olma hayalini gerçekleştirdi. Rowling, Harry Potter serisinin altıncı kitabı Harry Potter ve Melez Prens adlı kitabı kızı Mackenzie'ye ithaf etti. 2012 Yılında ise 'The Casual Vacancy' adlı kitabını yazarak ilk defa yetişkinler için bir kitap yazmış oldu.

 
Harry alçak sesle Snape'in Quidditch maçında hakemlik edeceğini anlattı.
Hermione: Oynama.
Ron: Hasta olduğunu söyle.
Hermione: Ayağın kırılmış gibi yap.
Ron: Ayağını gerçekten kır.
"Dilediğin kadar para, dilediğin kadar yaşam! Birçok insanın hemen isteyeceği iki şey - asıl sorun, insanların kendileri için en kötü şeyleri isteme tutkuları."
Dumbledore: " Annen seni kurtarmak için öldü. Voldemort'un anlayamayacağı bir şey varsa o da sevgidir. Annenin sana olan sevgisi kadar güçlü bir sevgi ne derin izler bırakır bunu anlayamaz. Yara izine benzemez bu, gözle görülmez. Böylesine yürekten sevilmek, seven insan gitse bile, bizi sonsuza kadar korur. Tenine işlemiştir bu."
Tuhaf bir şey bu Harry, ama belki de iktidara en uygun olanlar, onu hiçbir zaman elde etmeye çalışmamış olanlardır.
Bugün 450 milyondan fazla satmış, sayısız ödül almış, 8 sinema uyarlamasıyla gişe rekorları kırmış bir serinin, Harry Potter Serisi’nin, ilk kitabından bahsedeceğim: Harry Potter ve Felsefe Taşı. Kitabı tek kelimelik cümlelerle anlatmak gerekirse şöyle olurdu: Muhteşem. Olağanüstü. Harika. Süpper. Amazing. Magical vs.

Öncelikle Joanna Kathleen Rowling’den bahsetmek istiyorum. Harry Potter Serisi’nin ilk kitabını yazmadan önce boşanmış olması yanında bir de işsizliğe mahkûm olması onu derinden sarsmıştır. Oturduğu soğuk evinde kızı uyurken yazmaya başlamış bu seriyi. Ve ilk kitaptan sonra gelen o büyük başarı. Bu büyük başarının perde arkasında ne vardı peki? Kişi, mekân ve olay tasvirlerindeki yeteneği, kurgusundaki sağlamlıkla çocukları ve ilk gençlik çağlarındaki kişileri aşıp yetişkinlere de ulaşan anlatımı, en önemlisi tek başına kızına bakan bir anne olarak çocukların ne istediğini, onların hayal güçlerine neyin iyi geleceğini bilmesi bu başarının perde arkasında yatanları açıklayabilir. Altı yaşında kalemi eline almış yazmaya başlamış. Kendisi şöyle diyor bu konuyla ilgili: ″Hep yazmayı istedim, ama içimi kemiren bu tutkudan asla kimseye söz etmedim. Yaklaşık altı yaşında iken bir kitap yazdım. Bu basit hikâyeyi bitirdiğimde şu sözleri söylediğimi hatırlıyorum: ″Çok iyi, bu hikâye şimdi yayımlanabilir. Bu yaşta bile, sonuna kadar gitmeyi istiyordum.” Azim, kararlılık, yetenek, hayal gücü işte size Rowling.

Serinin ilk kitabını okumadan önce tüm filmlerini izlemiştim. Filmleri izledikten sonra açıkçası kitaplarını okumaya gerek görmemiştim. Ne büyük, ne kötü düşüncesizlikmiş benimkisi. Felsefe Taşı’nı da okuduktan sonra anladım ki kitap ayrı bir serüven, filmi ayrı bir serüven. Hayır, yanıltmasın sizi bu sözüm. Olaylar, kişiler, mekânlar %99 aynı. Ama Felsefe Taşı’nı ya da seriyi okumakla izlemek büsbütün ayrı şeyler. İzlemenin verdiği heyecan, merak; okumanın damağınızda bıraktığı tat mükemmel. Kitaptaki anlatım çok çok hoşuma gitti. Yapılan tasvirler, yer yer araya katılmış mizahi öğeler, oluşturulan karakterlerin sağlamlığı bunda çok etkili oldu.

Her şey karanlık bir gecede, saçı sakalı kemerine kadar uzanan, yaşlı, uzun, zayıf bir adamın kucağındaki yetim ve öksüz bebeği bir notla Privet Drive Dört Numara’ya bırakmasıyla başladı. Bırakılan bu bebek, Harry Potter, Kim-Olduğunu-Bilirsin-Sen’in gazabından kafasındaki şimşeğe benzeyen izle kurtulmuştu.
Harry’nin kapıya bırakılmasının üstünden on yıl geçer. Harry Dursleyler’in evinde sefil bir hayat yaşamaktadır. Çünkü aile çok gıcık, çocukları yaramaz ve sinir bozucu. Aksine Harry de saf, farklı özellikleri olan bir çocuktur. Günün birinde Harry’e bir mektup gelir. Mektup büyücülük konusunda rakipsiz olan Hogwarts Cadılık ve Büyücülük Okulu’ndan gelmiştir. Mr Dursley mektubu Harry’e vermemek için elinden geleni yapar ta ki Hagrid adındaki saçı sakalına karışmış, iki üç insan büyülüğündeki dev adam gelene kadar. Harry mektubu bizzat o zaman okur ve Hagrid ile beraber Hogwarts’a gitmeyi kabul eder. Sonra başlasın harika bir macera.

Kitapta çok güzel bir dostluğu da şahit oluyoruz. Harry-Hermione-Ron'un daha karşılaştıkları ilk andan itibaren bu dostluğun sinyallerini alıyorsunuz. Dostluğun gerçekte ne olduğunu kitapta 11 yaşındaki çocuklardan öğreniyorsunuz. Albus Dumbledore kitaptaki doğru, yönlendiren, görmüş geçirmiş akıl konumunda. Hagrid başlı başına özgün bir karakter zaten. Profesör McGonagall, Severus Snape, Neville. Daha nice niceleri. Her karakter ayrı bir boyut.

Her şeye kulp takan insanlar vardır ya işte o insanlar bu kitaba ve serinin diğer kitaplarına da bir kulp hatta birkaç kulp takmışlar: Çocuk kitabı, basit anlatımlı, gerçeğe çok uzak. Tamam, çocuklar için yazılmış ama gerek anlattığı şeylerle gerek de uyandırdığı duygularla kesinlikle her yaştan kişiye hitap ediyor. Gerçek ve büyülü öğelerin birbirine harmanlandığı bir havada ilerliyor kitap. Bu harmanlamanın altında insanoğlunun süregeldiği vakitten beri çatışma içinde olan iyi ve kötünün mücadelesi anlatılıyor.( İyi ve kötü çatışması demişken yine bu türde olan Yüzüklerin Efendisi’ne de yakın zamanda başlamayı düşünüyorum.) Annesiz babasız büyümüş bir çocuğun yaşadığı zorluklar, hep eksikliğini hissettiği sevgi de anlatılıyor Harry üzerinden. Hem düşündüren, hem güldüren, hem de nefes nefese bırakan üslubu söylenecek fazla bir söz bırakmıyor insana. Fantastik ya da bilimkurgu kitapları sevmeyip de Küçük Prens tarzı kitapları yere göğe sığdıramayan insanların o türü okuyanları hep bir ikinci sınıf okur olarak görmeleri bana hep ironik gelmiştir. Yanlış anlaşılmasın burada Küçük Prens’e laf falan etmiyoruz. Orda da fantastik öğeler yok mu? Tamamıyla edebi bir eser mi? Orda güzel tespitler yapan Küçük Prens varsa burada da Albus Dede var. İşte yapılan yanlış ayırdımın ucunu bazıları burada çok fazla kaçırıyor. Nasıl hayal gücü olmayan insanların kanatları yoksa büsbütün düşler dünyasına dalıp gerçek dünyayı, yaşamayı unutmanın doğru olmadığını da biliyoruz. Burada sadece biraz hayal gücü istiyoruz. Birazcık.

“İnternet çağında, Pokemonların ve buna benzer diğer çizgi kahramanların söz konusu olduğu dönemde çocukların tercihlerini alt üst eden bu eser onları kendine çekmeyi başarmıştır.” İşte böyle bir etki yaratmış Harry Potter ve Felsefe Taşı. Alın okuyun, açın filmini izleyin gönül rahatlığıyla. Okumayı düşünenler daha fazla geciktirmesinler. Keyifli okumalar.
Harry Potter serisinin ilk kitabı. Harry, bu kitapta henüz on bir, on iki yaşlarında bir çocuk. Annesini ve babasını hiç görmemiş, onlar hakkında en ufak bir bilgisi bile yok. Bir gün annesine ve babasına karşı yapılan büyük bir ölüm büyüsü nedeni ile annesi ve babası hayatını kaybetmiş. Ama o, mucize eseri hayatta kalmış... Annesi ve babası ölünce, hayattaki tek akrabası olan Teyzesi, amcası ve kuzeni Dudley kalmış. Ve bu kitapta, başından türlü türlü olaylar geçiyor. Bu kitap öyle güzel ki, kelimelerle anlatılamaz. En iyisi okuyun. :)
Her şey nasıl Felsefe Taşı ile başladıysa, Ölüm Yadigarları ile de bitti. En ağlamaklı olarak düşündüğüm Melez Prens kitabını geçti. Artık her şeyin sona erdiği, her şeyin aydınlığa kavuştuğu bir kitap olarak kalacak. Bundan sonra her şey güzel olacak lakin, asla sevdiklerimizi geri getiremeyeceğiz. Ama bazılarımızın dediği gibi: Bedeller, ödenmek içindir. Tek kelimeyle: ''MÜKEMMMELDİ''...
Uyuduğum uzuuun uykumdan uyanıp incelemelerimin başına dönüyorum bugün. Neden mi? Çünkü Harry Potter serisi, çok farklı bir yer edindi gönlümde. "Felsefe Taşı'na inceleme yapmayacaksın da hangi kitaba inceleme yapacaksın?" diye konuştum kendi kendimle. Damla Köseoğlu ile uzun muhabbetlerimiz sonucunda yazılarıma geri dönmeye karar verdim.
Sitedeki samimiyetsizlikler, yazılanların değil, insanların beğenildiği bir ortam bana artık çok itici gelmeye başlamıştı ki, Harry Potter'ın büyülü dünyası imdadıma yetişti ve beni satırlarımın başına döndürdü...

Önceden fantastik edebiyatla alakalı tek bir kitap okumamış olan ben, Yüzüklerin Efendisi-Yüzük Kardeşliği ve Harry Potter ve Felsefe Taşı ile bu büyülü dünyaya ilk adımlarımı atmış oldum. Tolkien çok büyük bir kesim için "fantastik edebiyatın kralı" sayılsa da, bana göre (en azından şimdilik) bayrağı elinde tutan kişi kesinlikle Rowling''tir. Anlatımındaki yalınlık, içerisinde mesaj olarak verdiği, dostluk, dayanışma, cesaret, dürüstlük gibi unsurlar kitabın herkes tarafından anlaşılmasına ve keyifli bir okuma sağlamaya yardımcı oluyor.

Harry Potter serisine, "çocuk kitabı, anlatımı çok basit, bunda ne buluyorsunuz" gibi absürt sözler eden her bir kişiyi bu incelemem ile tek tek tek kınıyorum. Marquez'in Kırmızı Pazartesi'sinin vermediği hazzı bana, bu türde bir kitap veriyorsa, okuduğum kitap türünü değiştirmenin zamanı çoktan gelmiş demektir zaten. Zira Harry Potter'ın bana kattığı şeylerin %3'ünü bile bulamamıştım o kitapta ben.

Zamanında çok ağır kitaplar okuyup da kendimin kitap okumaktan zevk aldığını sanan biriymişim meğerse ben. Ama aslında durum öyle değilmiş. Çok farklı türlerde çok farklı zevkler yatıyormuş ve ben bunu tabularım yüzünden fark edemiyormuşum. Bu itiraflarım da, yaptığım ilk fantastik kitap incelememde imzam olsun...

Harry, Ron, ve Hermoine'in dillere destan dostluklarının ilk basamağını görmüş oldum Felsefe Taşı'nda. Dostluk ne demektir, yardımın kelime manası nedir, kendinin yerine başkasını düşünmek ne demektir, bu soruların cevaplarını en belirgin şekilde avuçlarımın içinde buldum. Okuması çok kolay, anlatımı çok sade, aşırı güzel bir kitaptı benim için. İş yoğunlukları olanlar, kitap okumaya vakit bulamamaktan şikayet edenler için, belki de defalarca aynı hazla okunacak bir seri bu.

Devamı için acayip sabırsızlandığım, bitirmek için meraktan yerimde duramadığım, filmini gözlerimden kalpler çıkarak izlediğim muazzam bir serinin ilk kitabıydı bu kitap. Ben kitap okumak ne demekmiş şimdi bildim. Kitaptan haz almak, tat almak ne demekmiş şimdi öğrendim.
Bundan sonra "GERÇEK TATLAR KORUMAMIZ ALTINDA."
Şiddetle tavsiye ediyorum! Okuyunuz, okutunuz!
Bu seriyi liseye başladığım yıl okumuştum. Harry Potter benim kitap okumamda milattır. Harry Potter'ı okumadan önce de kitapları severdim ama Harry Potter'la bu sevgi bambaşka boyuta geldi. İlk kitabı elime aldıktan sonra bırakamadım. 7 kitap bir ayda su gibi bitti. Hele hatırlarım 5. kitabı üç güne bitirmiştim. Yarın okul olmasına rağmen sabahlara kadar okurdum. En sonunda uykuya yenik düşerdim de öyle uyurdum. Tabi bir de geceleri annem gelip niye yatmadın diye kızacak diye bazen yorganın altında okurdum. Benim için anlatılamaz bir seri bu. O zamanlar giden bir vasıta da midem bulandığı için bir şey okuyamazdım. Ama bunu bildiğim halde serviste her sabah okurdum. O ay çoğu sabah mide bulanık gözler uykulu bir şekilde gittim okula.
Biraz da kitap hakkında bahsedeyim. Kitap inanılmaz bir şekilde akıcı bir kitap. Yalın bir dille anlatılmış. Kurgu ise süper. Yazar ilk başta sadece para kazanmak için yazsa bile kitaplar arasındaki bağlantı muhteşem. Sanki yazar bu kitapları yazmadan önce en az 100 kitap yazmış da bu kitap onun ustalık döneminin eseri. Tabi bu yazar için bu tam tersi olmuş. Yazdığı ilk kitaplar olan Harry Potter süper olurken bundan sonra yazdığı Boş Koltuk ise bu kitapların yanına bile yaklaşamadı. Harry Potter kitabında adeta karakterle bütünleştim. Adeta okurken kendim bir Harry Potter oldum. Beraber korktuk, güldük, beraber üzüldük, eğlendik. Benim için değişilmez bir sei. Keşke okuduklarım aklımdan silinse de bir daha hiç bilmeden aynı heyecanla okuyabilsem. Diğer dünyada cennete gidersem şayet bu kitabın dünyasında belli bir süre geçireceğim mutlaka.
Harry bu kitapta hiç beklenmedik olaylarla karşılaşıyor. On yedi yaşından küçük olmasına rağmen, gizemli bir şekilde adı, ateş kadehine giriyor...
Muggle olduğunuza üzüleceğiniz kalitede ve güzellikte bir seri.

Harry Potter benim için senelerdir okumak istediğim ama senelerdir de ertelediğim bir seridir. Neyse ki geç de olsa seriye kavuştum ve okuma şerefine nail olabildim. Tabii ki burada Harry Potter’ın başarısından, güzelliğinden veya J. K. Rowling’in hayatından bir şeyler yazmayacağım, fazlasıyla yazılıp, söylenmiş ve duyulmuştur; ama benim için çok güzel bir kaçış oldu Harry Potter ve Felsefe Taşı hatta kaçış edebiyatı da oldu benim için. Sonuçta önemli olan kaçış edebiyatına bakış açımız, verdiğimiz anlamdır diye düşünüyorum.

Fantastik edebiyat benim için tartışmasız Yüzüklerin Efendisi demektir. Buz ve Ateşin Şarkısı gibi kimin iyi, kim kötü olduğunun bilinmediği, karakterlerin gidişata göre, çıkarlarına göre farklılık gösterdiği eserler değil de Yüzüklerin Efendisi gibi siyah ile beyazın, iyi ile kötünün mücadeleleri daha çok hoşuma gider. Bu durumda birebir şekilde Yüzüklerin Efendisi’nin kopyasını okumak istemesem de her daim Yüzüklerin Efendisi mihenk taşımdır ve olmaya da devam edecektir. Bunun için de okuduğum her fantastik kitapta bir Yüzüklerin Efendisi havası, atmosferi ve notalarını ararım, aramamla beraber de okumak isterim. Buna en yakın hissi Zaman Çarkı serisinden almıştım ama maalesef yazım tarzı ile çok ağır bir eser olduğu için doyurucu bir eser olmasına rağmen bir şeyler tutmuyor kendisinde ve beklediğim etkiyi göremedim ama Harry Potter ise kendi dünyası olmasına rağmen günümüz dünyasının içinde de olan bir eser ve o beklediğim, istediğim havayı fazlasıyla alabildim.

Harry Potter dünyasının fantastikliği kadar okulun da fantastikliği ayrı bir hoşuma gitti. Hogwarts’ın hemen hemen her bir odası sanki ayrı bir fantastik dünyaya açılıyor gibi geniş bir hayal gücü ile yazılmış ve eminim Harry ile o kilitli kapıların, o yasak koridorların ve katların hepsine gitmek isteyecek ve o kapıları açmak isteyeceksiniz. Tabii ki de Rowling’in hayal gücüne seri içinde yazdığı oyunlar için de hayran olacaksınız. Büyücü satrancını kim oynamak istemez ki veya Quidditch’i kim oynamak istemez ve yine eminim ki tüm okurlar bir Nimbus 2000’e sahip olmak istemişlerdir.

Quidditch demişken de ODTÜ’nün Quidditch topluluğuna göz atılmasını tavsiye ederim ama ne olursa olsun sonuçta bir Muggle Quidditch: https://www.youtube.com/...K3BZRFI8k&t=954s

https://www.youtube.com/watch?v=Htaj3o3JD8I
Kitabının filmden daha iyi olduğunu söylemeye gerek duymuyorum. Aslen Harry Potter serisi zaten başlı başına başka bir dünya. Harry Potter severlerden biri olduğum için mutluyum^^Ah harry ^^
Dünyadaki bütün kitapları verecek olsalar asla elimdeki Harry Potter kitaplarını değişmem. Küçükken yangın çıksa evinden 3 şeyi kurtaracak olsan neler olurdu diye sorarlardı. İlk kurtaracağım şey Harry Potter kitaplarım olurdu derdim. "Çok güzel" desem "Harika" küser. "Harika" desem "Olağanüstü" oradan boynunu büker..
Bir Hogwarts macerasının daha, hatta bir Harry Potter’ın başını belaya sokup kurtulduğu bir romanın daha sonuna geldim. Güzel miydi? Evet çok güzeldi. Peki sıktı mı? Evet önceki 3 kitaba göre sayfa sayısının çokluğundan da olsa gerek daha çok sıktı. Nelerdi mesela sıktığı konular dersem 4 kitapta da olan, Hogwarts’daki her sene okula yeni gelen Karanlık Sanatlara Karşı Savunma hocasının altından her bir kitapta bir şeylerin çıkması bana gereksiz bir tekrarlar zinciri olarak geliyor. Bilemiyorum her kitapta bu durumun olması gerekiyor mu gerçekten ya da kalan kitaplarda da bu durum tekrar edecek mi ve J. K. Rowling yine kitabın sonlarında bu durumu bize beklenen ve sıkan bir sürpriz olacak sunacak mı merak ediyorum. Ateş Kadehi ise ilk üç kitaba göre sayfa sayısı olarak daha uzun dedim ama maalesef ki bu sayfa sayısının fazlalığı da Hogwarts içindeki gündelik olaylar üzerinden olmuş. Yanlış anlaşılma olmasın ama kitaba kötü kitap demiyorum, verdiğim puandan ve beğendiğim kitaplara eklememden de belli olacağı üzere kitabı çok sevdim, sadece bu saydıklarım kitabın ve serinin güzelliğine biraz gölge düşürüyor o kadar.

İkinci kitaptan beri seride beklediğim bir şey var ki o da ev cinlerinin maruz kaldıkları durumlar ve bunların düzelip düzelmeyeceği. Bu kitapta ise sağ olsun Hermione bir şeyler yapmaya çalıştı ama sonuç? Yok işte sonuç. Sayfalarca okudum, sayfalarca hak verdim hatta rozetini zihnimde ben de taktım ama maalesef sonuçlanan bir şey olmadı, işin kötü tarafı ise her şey havada kaldı, birden kesildi yani bu konuyla ilgili yazılanlar. Umarım devam kitaplarında güzel bir sonuca ulaşır ve ev cinleri rahatlarlar en azından. Ve keşke de Dobby’e çoraplar gönderebilme imkânım olsa.

Harry Potter kitaplarında sevdiğim bir nokta var ki o da kitapların bazı bölümlerinde gerçekten de keyifli ve kaliteli esprilerin olması. Tebessüm ettirebilmeyi ve güldürmeyi gerçekten de başarabiliyor. Mesela kitabın başındaki Harry’nin Dumbledore’un yaz tatillerini nasıl geçirdiği hakkında düşüncesi çok iyiydi, insan gerçekten de Harry’nin düşünecesini okuyunca Harry gibi gülebiliyor ve kitabın ortalarında kehanet dersi için Ron ve Harry’nin sallamasyon bir çalışması vardı ki mizahın kalitesinin gerçek manada konuşturulduğu kısımlardı ya da yine bir bu kadar kaliteli olan Ron’un muggle çözümleri diyebilirim, yani büyüde çözemediği olayları mugglelar gibi bir çözüm getiriyor ki hoşlanmamak elde değil. Ama bunların yanında Rita’nın yaptığı bir aşk haberi var ki maalesef bu güzel romanı ergen romanı havasına sokmuş.

Rowling sanki bu sefer bu kitabında edebiyatçıların, romancıların sürekli kullandığı bir yöntemi kullanarak Doğu-Batı kıyaslamasına girmiş gibi geldi. Batı’nın uçan süpürgesi ile Doğu’nun uçan halısını sanki kıyaslamış gibi. Uçan süpürgelerin olduğu ve sihir dünyasının hâkim olduğu bir seride zaten uçan halıların olmaması, adının geçmemesi düşünülemezdi. Rownling de Ateş Kadehi’nde uçan halılara yer vererek ve karakter ismini de Ali Beşir yaparak istemsiz bir şekilde güzel bir sürpriz yapıyor. Ama halıların yasaklanmış sihirli bir nesne olarak gösterilmesi de uçan süpürgelere karşı uçan bir halıyı ezmek midir o da haklı olarak düşündürtüyor. Yanılmıyorsam uçan halı figürü ilk olarak edebiyatta Binbir Gece Masalları’nda kullanıldı, Yahudilik inancında da Süleyman’ın uçan halısının olduğu bilgisi geçiyor diye biliyorum. Uçan süpürge de bu tarihlerden eski midir bilemiyorum ama sanki halıya karşılık tarihte de uçan süpürge kullanılmaya başlanmış gibi geliyor. Zaten halıya karşılık süpürgenin de olması bana fazlasıyla da manidar geliyor, sonuçta süpürge ile o halı süpürülür ve halıya göre daha hızlanan ve daha çok manevra yeteneği olan eşyadır.

Ateş Kadehi Harry Potter’ın esas konusuna biraz geç giriyor, bekletiyor fazlasıyla okuru ama mükemmel bir finalle de son buluyor. Bekliyorum devam kitaplarında artık daha fazla hareketlilik olacak gibi.

Yazarın biyografisi

Adı:
J. K. Rowling (Robert Galbraith)
Tam adı:
Joanne Kathleen Rowling
Unvan:
İngiliz Yazar
Doğum:
Chipping Sodburry, İngiltere, 31 Temmuz 1965
Harry Potter serisinin yazarı J.K. Rowling tarafından yazılan Cormoran Strike Serisi'nde yazar "Robert Galbraith" adında takma bir isim kullanmıştır.

Joanne "Jo" Rowling veya bilinen adıyla J. K. Rowling (d. 31 Temmuz 1965, İngiltere), Harry Potter fantastik bilim kurgu serisinin yazarı olarak tanınmış İngiliz yazar. Kathleen, kendisine verilen bir ad olmamasına rağmen, büyük annesinin onuruna bu adı almıştır. 

Rowling 31 Temmuz 1965'te Chipping Sodburry, İngiltere'de doğdu. Ailesiyle birlikte Bristol'e, daha sonra da Chepstow'a taşındı. Liseyi Wyedean Comprehensive'de okudu. Exeter Üniversitesi'nde, bir yıllık Fransa'da okuma da dahil olmak üzere, Fransızca ve klasik edebiyatlar okuduktan sonra Londra'ya yerleşerek araştırmacı ve çift dilli bir sekreter olarak Amnesty International'de çalışmaya başladı. İlk Eserini "tavşan" adlı kitapla 6 yaşındayken yayınlamıştır. Ama onun hayatını değiştiren eseri Harry Potter'dir.

İsmini "J. K. Rowling" olarak kullanmasının sebebi, ilk kitabın yayımcısı Blommsbury'in korkusudur. Blommsbury; genç erkeklerin, kitabın yazarının kadın olduğunu öğrendiklerinde, kitabı okumamak istemesinler diye ismini erkek ismine benzetmek için "J. K. Rowling" şeklinde kullandı. Küçükken herkes onu "Jo" diye çağırırdı sadece birisi ona çok kızgınken "Joanne" derdi.

Bu sırada, Rowling'in aklında büyücülük okulunda okuyan bir çocuğun hikâyesi vardı. Rowling, 4 saat rötarlı bir Manchester-Londra tren yolculuğu sırasında bu hikâye üzerinde yoğunlaştı ve yolculuk sonunda Harry Potter ve Felsefe Taşı kitabının temel hikâyesi ve karakterleri aklının bir köşesinde duruyordu. Rowling, öğle aralarında hikâyeyi kağıda dökmeye başladı.

Rowling daha sonra Portekiz'e taşınarak burada İngilizce öğretmenliği yapmaya başladı. 16 Ekim 1992'de Portekizli televizyon gazetecisi Jorge Arantes'le evlendi ve 27 Temmuz 1993'te ilk çocuğu Jessica Rowling Arantes'i dünyaya getirdi. Çift 1995 yılında ayrıldı.

Aralık 1994'te Rowling ve kızı, kız kardeşine daha yakın olmak için Edinburgh'a taşındı. Tek geçim kaynağı işsizlik maaşı olan Rowling, ilk kitabını burada şimdi bir Çin lokantası olan Nicolson's Café'de tamamladı. Rowling aynı zamanda Edinburgh Üniversitesi'nde bir yıllık bir yüksek lisans diploması için okudu ve 1996 yılında buradan mezun oldu...

Rowling'in Harry Potter serisi tüm dünyada 400 milyon kopya satarak hem kitabı hem de yazarını büyük bir üne kavuşturdu. Eser, çocukların gözünden alabildiğine engin bir hayal dünyasına seslendiğinden son derece büyük bir ilgiyle okundu ve bir anda çok satan kitapların en başına yükseldi. Doğal olarak yazar Rowling' de kitaptan edindiği 1 milyar doları aşan servetiyle bir kitap yazarak dolar milyarderliğine çıkan ilk kişi oldu ve Rowling aynı zamanda İngiltere'nin en zengin kadını ünvanını elde etti.

Rowling'in kitaplarından edindiği büyük başarısının yanında aile yaşantısı da her zaman istediği düzeyde. 26 Aralık 2001'de Rowling, Pertshire'daki evinde küçük bir törenle Neil Murray adında bir doktorla evlendi. Rowling, 23 Mart 2003'te David Gordon Rowling Murray adını verdiği ikinci çocuğunu dünyaya getirdi. Harry Potter ve Zümrüdüanka Yoldaşlığı kitabını kocası Niel'la çocukları Jessica ve David'e ithaf etti. 23 Ocak 2005'te Rowling, Mackenzie Jean Rowling Murray adını verdiği üçüncü çocuğunu dünyaya getirerek üç çocuk sahibi olma hayalini gerçekleştirdi. Rowling, Harry Potter serisinin altıncı kitabı Harry Potter ve Melez Prens adlı kitabı kızı Mackenzie'ye ithaf etti. 2012 Yılında ise 'The Casual Vacancy' adlı kitabını yazarak ilk defa yetişkinler için bir kitap yazmış oldu.

 

Yazar istatistikleri

  • 1.931 okur beğendi.
  • 31.458 okur okudu.
  • 535 okur okuyor.
  • 8.759 okur okuyacak.
  • 223 okur yarım bıraktı.

Yazarın sıralamaları