“Hareketimizin dini bir nitelik kazanıp bir tür inanç biçimi oluşturmasını kesinlikle istemem. Bu benim için korkunç olur. Kendimi Buda'ya dönüşmüş hâlde bulursam ölmeyi yeğlerim.”
O gece yazdığı bir mektupta şöyle diyordu: "Yaşama ve üreme savaşının yanı sıra, insanoğlunun en çok istediği şey, geriye kendisinden bir iz bırakmaktır. Kendisinin gerçekten var olmuş olduğunun bir kanıtını bırakmak istiyordur belki. Bu kanıtı bir tahta üzerine, bir taş üzerine ya da başka insanların yaşantıları üzerine bırakır. Bu derin istek herkeste vardır. Tuvalet duvarlarına ayıp kelimeler yazan çocuktan, kendi imajını insan soyunun zihnine kazıyan Buda'ya kadar. Yaşam öyle gerçekdışı bir şey ki! Bence biz, var olduğumuz konusunda ciddi kuşkular duyuyoruz ve bunu kanıtlamaya kalkıyoruz."
Hz. İsa'nın, Buda'nın, Hz. Musa'nın, Hz. İbrahim'in, Hz. Muhammed'in ıstırapları olmasa idi, dünyanın en büyük dinleri mirasımızın bir parçası olur muydu?
Her şey düşünme şekline bağlıdır. Her şey düşünceden oluşur, ondan hareketle yönünü belirler ve onun sayesinde meydana gelir. Kötü konuşan ya da davranan, tıpkı tekerleğin hayvanların nallarını takip etmesi gibi acıyla karşılaşır..
|BUDA
Başkalarına ve dünyaya karşı kötü huy.— Sık sık olduğu üzere, aslında kendimize öfkelenirken hıncımızı başkalarından çıkardığımız zamanlarda, esas olarak kendi yargımızı bulandırıp yanıltmaya çalışıyoruz; başkalarının dalgınlığında ve kusurlarında, bu kötü huya a posteriori bir motif kazandırmak ve böylece kendimizi gözden kaçırmak istiyoruz. Kendilerini acımasızca yargılayan katı dindar insanlar, benzer şekilde insanlığın en kötü hastalığını dile getirmişlerdir. Günahı kendisine erdemi ise başkalarına ayıran bir aziz hiçbir zaman yaşamamıştır; tıpkı, Buda'nın reçetesine göre, iyiliğini diğer insanlardan saklayan ve onların kendisinin yalnızca kötü yanlarını görmelerine izin veren herhangi birinin çok nadir olması gibi.