IŞİD'e ilham olan cihat anlayışı
Medine döneminin özellikle son safhalarında nazil olan Mâide, Tevbe gibi sureler çerçevesinde dinin siyasallaşmasından ve hatta sağcı bir karakter kazanmasından söz edilebilir. Sağcılık kavramı bir yönüyle muhafazakârlığı, bir yönüyle de otoriterlik ve totaliterliği çağrıştıran bir içermeye sahiptir. Klasik tefsir ve fı­kıh usulündeki nesh nazariyesinde, muahhar tarihli ayetlerdeki hükümlerin nâsih, daha önce nazil olan ayetlerdeki hükümlerin mensuh olduğu anlayışı genel kabul gördüğünden, yorum geleneğimiz Müslümanların ötekilerle ilişkisini Bakara 2/193, Enfâl 8/39, Tevbe 9/5 ve 29 gibi ayetlerdeki savaş emri uyarınca hükme bağlamıştır. Hâl böyle olunca Bakara 2/193 ve Enfâl 8/39. ayetlerde geçen "fitne" lafzı / kelimesi şirk ve küfür, "dinin tamamıyla Allah'a ait olması" ise yeryüzündeki tüm insanların Müslümanlaştırılması olarak anlaşılmıştır. Gayrimüslimlerle savaşmanın yegâne gerekçesi mezkûr ayetler ve "Ben tevhid inancını benimseyecekleri, namaz kılıp zekât verecekleri vakte kadar insanlarla savaş­maya memur kılındım", "Cennet kılıçların gölgesi altındadır" gibi hadislerden hareketle "küfür" olarak belirlenince, küfrü ortadan kaldırmak için düzenlenen seferler fetih, "İslam'ı tüm dinlere üstün kılma" hedefi de "i'lâ-i kelimetullah" diye kavramlaştırılmıştır. Nüzul dönemindeki süreç gerçekten bu şekilde geliştiyse, Müslümanlar ile gayrimüslimler arasındaki ilişkileri düzenleyen ayetlerdeki hükümlerin teolojik olmaktan çok, politik ve stratejik olduğunu teslim etmek ve bu siyasete dayalı müesses İslam'ın insanlığa mutluluk, huzur ve barış vaat etmeyeceğini belirtmek gerekir. Diğer taraftan, Bakara 2/193, Enfâl 8/39, Tevbe 9/5 ve 29 gibi ayetlerin bilindik nesh nazariyesine dayalı yorumu dikkate alındığında, bugün IŞİD ve benzer hareketlerin cihad adına
Sayfa 53 - Kırmızı Kedi Yayınevi·Kitabı okuyor
Din
Ben bazı pek ileride yaşarım, bazı pek geride... Şimdi ilk defa, bu son zamanlarda, 'bugün'ü yaşamak zevkini tadıyorum. Ötekilerde mutlaka keder oluyordu. Geç kalmakla, erken gelmiş olmanın kederi.
Sayfa 200·Kitabı okuyor
Alıntı
📚🔔 Tatil zili çaldı! Bir yıl boyunca verilen emeklerin ardından şimdi dinlenme, keşfetme ve yeni maceralara atılma zamanı. 🌞 Bu yaz bol kahkahalı, bol anılı ve elbette bol kitaplı geçsin. Tüm öğrencilere keyifli tatiller diliyoruz! 💙📖
bugün haklara sahip olman, yarın da olacağın anlamına gelmez.
​— Birincisi, sen kadınsın, ben erkek. İkincisi, sen karısın, ben koca. — Ee, üçüncüsü? — Üçüncüsü ben hâkimim, sen mahkûm. — Tuhaf şey! — Darılma... Bugünkü kanun gereği bu. — Bugünün kanun kadınlara evlilik hakkından başka bir şey sağlamıyor mu? — Sağlıyor. Bazı göz boyayacak şeyler. Deyimimi hoşgör; yularınız daima erkeklerin elindedir. — İstesem sizin bu hakimiyetinizden kurtulamaz mıyım? — Kurtulursun. Fakat seni ben bıraksam babanın idaresine girersin. Baban olmasa erkek kardeşinin buyruğu altında kalırsın. Kucağında büyüttüğün oğlunun bile yönetimi altındasın.
Sayfa 94·Kitabı okudu
Alıntı
Liseden ayrılışı ve çıraklık eğitimi yılları
Kiler benim tek sığınağım olmuştu, araf (ya da cehennem) ise tek kurtuluşum. Haftada bir gün, ki tam olarak hangi gün olduğunu bilemiyorum, Parsch, Neues Borromäum'daki meslek okuluna gidiyordum. Öğretmenler lisedekilerden oldukça farklıydı. Kentli tüccarlardı ve saygınlıklarını artırmak, emekliliklerini garantilemek için öğretmenlik yapıyorlardı. Gündelik hayatla olan ilişkileri ve dünyada olup biteni dikkatlice takip etmeleriyle, benim güvenimi kazanmışlardı. Öğretilenler ilgimi çekiyordu, benim için yepyeni şeylerdi; üstelik matematik yeteneğimin ortaya çıkması da sürpriz olmuştu. Lisedeyken beni hiç ilgilendirmeyen ve hep canımı sıkıp bunaltan matematik, meslek okulunda birden çekici gelmeye başlamıştı. Tamamen şans eseri, o günlerden kalma bir okul defteri buldum. İçeriği, bugün artık epey demode, örneğin "sevkiyatçı senet alır" ya da "malı hedefe yönelik olarak alırız" veya "vadesi gelen borç senedini ödüyoruz" gibi cümlelerden oluşsa da, bana inandırıcı geldi. Okul bende büyük bir heves uyandırmadıysa da, Neues Borromäum'a kısa süreli ziyaretlerde bulundum. Bu ziyaretler de çoğu zaman uzun aralıklarla gerçekleşiyordu, zira sık sık yeni karneler dağıtılıyor, dolayısıyla dükkânda ani bir müşteri yığılması oluyordu ve ben depoyu düzenleme göreviyle baş başa kalıyordum. Meslek okulunda okullular yoktu, orada sadece okullu olmak istemeyen çıraklar vardı. Öğretmenler de tam olarak öğretmen değillerdi, tüccar ya da sözüm ona ekonomi uzmanlarıydılar. Onlar da lisedeki öğretmenler gibi kendilerini beğenmiş ve dar kafalıydılar ama yine de lisedekiler kadar tahammül edilemez değildiler. Liseye gitmemiş, çoğu ilkokul ya da bazen ortaokul mezunu olan diğer çırakların aksine yaşadığım eğitimsel sarsıntıdan sonra bu talimatlar altında yaşamaya pek hevesli değildim.
Sayfa 43·Kitabı okuyor
Gazze'de sergilenen direnişin özünde de "izzet" yatmaktadır. Bir halka sadece tanklar, bombalar veya ablukayla değil aynı zamanda iradesine, haysiyetine ve kimliğine kastedilerek zulmedilmektedir. Bu noktada, Gazze'deki mücadele, basit bir "toprak kavgası" değil, bir onur savaşıdır. Toprak, elbette maddi bir unsurdur fakat bu toprağın kimliği, üzerinde yaşayan insanların varoluş gerekçesi ve değerleriyle birleşince bir "haysiyet mücadelesi" ortaya çıkar. Nitekim Kur'anda sık sık geçen "yeryüzü" (arz) kavramı, sadece fiziksel bir mekânı değil aynı zamanda "imanı özgürce yaşama ve Allah'ın hükmünü hâkim kılma zemini" olarak da okunur. Bu nedenledir ki Gazze'deki insanlar "onur" denilen, gözle görülmeyen ama kalpte ve amelde ortaya çıkan değeri korumak için evlerini, ailelerini, mallarını fedaya hazır olduklarını göstermektedir. Tıpkı Resulullah (s.a.v.) zamanında sahabenin, Medine'ye yürüyen düşman güçleri karşısında gösterdiği cesaret gibi bugün de Gazze halkı aynı cesareti ve tevekkülü sergilemektedir.
Sayfa 183·Kitabı okudu
Hayatın koşulları içerisinde araçların değişmesi tabii bir olaydır ve insanların günden güne farklı araçları kullanmaları yadsınamaz. Söz gelimi eskiden binek olarak canlı hayvanlar kullanılırken bugün fosil yakıtlı, hatta elektrikli arabaların kullanılması gayet normaldir. Ancak araçların değişimi üzerinden giderek bunlardan bütünüyle bağımsız olan dinî esasların da değişmesi gerektiğini dillendirmek amiyane tabirle sapla samanı karıştırmak olur. Nassa dayalı ve zaman yahut mekânla kayıtlı bulunmayan dini hükümleri değiştirmek yahut etkisizleştirmek hayatın değişken koşullarına sığınılarak başarılmak istenmektedir. Hâlbuki aslında değişen, toplumsal bakış açısı ve buna bağlı olarak modernleştikçe yozlaşan toplumsal algıdır. Tüm bu çabalar dini hükümleri bu algı ile uyumlu hale getirmek için serdedilmektedir. Çünkü insanlar modern algı ile hayatı değerlendirmeye koyulunca, buna uygun düşmeyen her şeyi yadırgamaya ve reddetmeye yatkınlık gösterdiler. Böylece reformist sunumları satın almaya hazır hâle geldiler. Zamana ve mekâna bağlı olarak insanların değer ve algıları değiştikçe nassa dayalı hükümlerin bunlara uyarlanmaya çalışılması yahut ıskat edilmesi bizatihi dinin kendisini insanların nazarında anlamsız ve değersiz kılacağından, bir netice vermeyecektir. Bu türden bir çaba ve yaklaşımın dinî literatürdeki karşılığı ve Allah katındaki vebali konuya dair ayet ve hadisleri zikretmekten müstağni kılacak düzeyde herkesin malumudur.. Gidişatı/rüzgârı gözeten ve buna uygun olarak İslami esaslarını manipüle ederek toplumun peşinden sürüklenen bir "aydın tavrı/ilmi yaklaşım" yerine, topluma istikamet kazandırmak için öne geçen/liderlik eden ve içtimai hayatı doğru ve müstakim kılmak üzere toplumu, tahrif ve tevrihlerden arındırılmış sahih dini bilgiyle aydınlatmaya ve
Sayfa 167·Kitabı okudu