Belki bugün yaşadığımız Dünya, geçmişteki bir Evren’in yıkıntıları üzerine kurulmuştur.
Sayfa 154·Kitabı okuyor
Bilim
Bugün bilim ve bilgi küçük bir azgınlığın kontrolündedir. Senin onları açıklaman bu azgınlığın itibarını zedeliyor.
Alıntı
Her çiçeğin bir mevsimi, her kitabın bir zamanı vardır. Haziranın tadını yeni hikâyelerle çıkarın.
Hipokratik gelenekle ilişkilendirdiğimiz temel ilerleme, hastalıkların doğal nedenleri olduğu fikridir. Aslında Hipokrat, insan vücudunun "humar" adını verdiği dört sıvı (kan, kara safra, balgam ve sarı safra) içerdiğini ve hastalıkların bu humorların dengesizleşmesinin bir sonucu olduğunu düşünüyordu. Bu fikir tıpta 1500 yıldan uzun bir süre hakim oldu ve bugün bile, insanların "huysuz'', "iyimser" veya "ağırkanlı" olduğundan söz ettiğimiz zamanlarda dilimizdeki varlığını korumaktadır.
Sayfa 91 - Ketebe·Kitabı okudu
Alıntı
İslâm inancının temelleri; bu kâinatta, geçmişte, bugün ve gelecekte, hiçbir zerrenin Allah'ın ilminden bağımsız hareket edemeyece ği gerçeğine dayanır. Tüm yaratılmışlar, halihazırda yaratılanlar ve yaratılacak olanlar, ancak O'nun yaratmasıyla mümkündür. O aynı zamanda, bizzat kendi kitabında "sünnetinde değişiklik bulamayacağımız" garantisini de bize verendir. Yani evrendeki ilahi (fiziksel) kanunların değişmeyeceğinden hareketle, onları anlama görevi bize verilmiştir. Bilim ne bulursa o Sünnetullah'tır. Bazen belki yanlış anlar ama düzeltmek de ancak bilgiyle ve araştırmak-la mümkündür. "Bilmek" için Kur'an'ın bizi yönlendirdiği tek yer "yaratılmış ayetler", yani şu muhteşem kâinattır. O'ndan hakkıyla korkanlar ise O'na hakkıyla saygı duyanlar, ancak "bilenler"dir... Bu son okuduğunuz ifadelerin tamamı Kur'an-ı Kerim'de değişik biçimlerde bolca zikredilir.
hekimler 20. yüzyıln başında, bugün büyük rahatsızlık yaratan tabirle insanlar üzerinde deneyler öngören bir programı hayata geçirmek arzusundaydılar. Hekimler bu programı güç sahibi olmak için istiyorlardı, gücü istismar etmek için değil, o kadar ki deneklerin rızasını almaya bile gerek görmüyorlardı. Doktorlar muhataplarının bedenleriyle baş başa, dışarıya kapalı toplantılarla örgütleniyor, gerek siyasi iktidara, gerekse bilim insanının özgürlüğüne saldırmakla suçladıkları, yaptıkları işin entelektüel ve insani sonuçların, anlayamayacağını varsaydıkları yargıçlara kafa tutuyorlardı. Deneyler bu şekilde büyük bir hızla ilerledi. Bedelini de genellikle yoksullar, azınlıklar, sömürgeleştirilmiş halklar, kadınlar, çocuklar, askerler, kısacası başkalarına en bağımlı olanlar ödedi. 1929'da Lübeck felaketi (BCG aşısı yapılan yüz çocuğun ölümü) hakkında yapılan soruşturma, aşı kampanyasını yürüten doktorların, burjuva aileler çekinceli davrandığı için yoksul ailelerden işe başladıklarını ortaya koymuştur. Küçük bir ücret, yoksul ailenin damara zerk edilen madde hakkındaki merakı bir nebze de olsa giderebilmekteydi.
Sayfa 45 - Alfa Yayınları·Kitabı okudu
Alıntı
Benim zamanımda gençlere verilen eğitim, Doğulu Müslüman tarzı bir eğitimdi. Halkın eğitimi ihmal edilmişti. Bugün İran'da, Orta Asya'da ve Afrika'nın kuzey kıyılarında gelişen eğitimle aralarında çok az fark vardı. Bilim adı altında verilen şey din bilgisinden ibaretti. Çocuklara Kur'an okuma ve Türkçe yazma eğitimi verilirdi. Ayrıca Orta Çağ skolastisizmini çağrış- tıran aritmetik, mantık ve diğer bilim dalları öğretilirdi. Rüşdiye mektepleri, yeniliklerin en kötüsü olarak yasaklandı. Çünkü bu okullarda temel coğrafya ve fizik kavramları öğretilmeye başlanmıştı; hatta Fransızca öğretmeye hazırlanıyorlardı.
Sayfa 21
Tarih