AÇLIK
Bugün Türkiye’de şehirli ve kasabalı nüfusun yüzde doksanı, 5-6 kişilik bir aile kadrosunun basit mutfak masrafını 15.000 liradan aşağıya düşürmiyen bir miktar, mukabelesizlik ve sahipsizlik meydanı ortasında, Avrupalıya göre açtır. Köylüye gelince, o zaten oldum olası aç...
Evet, nüfusumuzun ufak bir kısmını teşkil eden bir nevi esnaf, tüccar, iş adamından ibaret, sömürücü, kam emici, kurutucu kadrolar dışında, milletçe açız veya aç yaşıyoruz!
Üstelik farkında olmayarak, şuursuzca... Zira şehir ve kasabaları bürüyen korkunç ahlâksızlık, ruh müeyyidelerinden yoksunluk ve bunların dâvet ettiği sarhoş ve muvazenesiz yaşantı (uydurma yaşantı kelimesinin tam yeri) bize açlığımızı unutturmakta ve hemen yüzbinlerce aile, geçimini ahlâk dışı yollardan (fuhuş, rüşvet, hırsızlık) sağlamaya bakmaktadır.
Esasta açlığımızı hatırlayamayış, şuurlaştıramayışımız da belki belâların en büyüğü halinde, tepki kabiliyetimizi körleştirmekte, idarecilerimize bir nevi teselli vesilesi olmakta ve her ân bu hâle devâ bulma ihtimalini uzaklaştırmaktadır.
Her türlü ahlâksızlık tertibinin, şuurunu körlettiği bu gizli açlık, bir gün her şey normale doğru gider de şuur kazanacak olursa vay haline başta bulunacak idarenin!..
Ecevit’in tek dayanağı, halkı, ahlâk dışı yollarla karın doyurmaya sevkedici açlık şuursuzluğunu beslemesi olmuştur.
Alenî açlıktan beter diye kaydettiğimiz felâket de budur.
Birinin devâsı var, öbürünün yok...
16. Lui bu halin nabzını yoklayabilecek anlayışta değildi.
Zevkinde, safasında, avında, eğlencesinde gezip tozuyordu.
Hattâ sefalet manzaralarını görmemek için (Versay) sarayından av sahasına doğru hususi bir yol yaptırmıştı.
Halk bu yola «Ölüm yolu» adını takmıştı.
Büyük Fransız ihtilâlinin binbir ruhî ve içtimâi sebebi arasında dış ve ana müessir açlıktır. Tıpkı