"Yıllarca birlikte güldüğü,birlikte sustuğu,aynı masada yemek yediği,aynı geceleri paylaştığı, sırlarını emanet ettiği kişi.. Karşısındaki bir katil değildi,karşısındaki hayatının en büyük yanılgısıydı.Ve dönüşüm ,şte tam burada tamamlanıyordu."
Çağrı Bey, burada pek fazla kalmayarak Azerbaycan üzerinden Doğu-Anadolu sınırlarını aşıp Van Gölü havzasına girdi. İlk olarak Anadolu'ya, giren, özellikle Ermeni kaynaklarında vasıflandığı üzere, "Mızrak, ok ve yaydan oluşan silâhları çekili, beli kemerli, uzun ve örülü saçlı, rüzgâr gibi uçan Türk atlıları" karşısında Bizans komutanı Senekerim'in gönderdiği kuvvetler, "Yağmur gibi atılan oklar" karşısında kesin bir yenilgiye uğradılar.
Ama ilk gün annem bizi Cenevre'deki devlet ilkokuluna bırak tıktan sonra büyük bir korkuya kapıldım. Korku burada belki de doğru kelime değil. Birisinin bana kötülük edeceğini ya da canı mı yakacağını beklemiyordum, hayır. Hatta ne olup bittiğini de anlıyordum. Ama sırf "yabancı" olduğum ve konuşulan şeylerin çoğunu anlamadığım için huzursuz oluyordum. Okulun avlusunda beni ağabeyimden ayırmışlar, ikinci sınıfta okuyacak olanlar ile bir sıraya koymuşlar ve hep birlikte sınıfımıza girip oturmuştuk bile.
Sınıf temiz ve aydınlıktı ve herkese gülümseyen öğretmen şimdiden bir şeyler anlatmaya başlamıştı. Anlattıklarını tam anlayamı yordum, ama ileride anlayacaktım. Bazan güleç öğretmen tahtaya bir şeyler yazıyordu ama kelimenin nasıl bir sesi olduğunu
anlayamıyordum. Öteki öğrenciler de defterlerine geçirmediği için ben de defterime geçirmiyordum. Yanımda oturan çocuğun ne yaptığını arada ona doğru dönmeden, gözümün kenarıyla izliyordum. Herkes sınıfta bir şeyler konuşuyor, arada öğretmen bir şey soruyor, öğrenciler cevap veriyorlardı.
"Bir dahaki yağmura ne dersin?"
"Bir dahaki yağmurda seni burada bekleyeceğim o hâlde."
"Mikail, sana yağmur için ettiğim bütün küfürleri unut., En yakın zamanda, en şiddetli yağmurunu yağdırmanı istiyorum. Hadi koçum, göster marifetini."
"Çarpılınca gelemeyen pişmanlık hissi."