“Yabancı” toplumda karşılaşabileceğiniz, belki de yakın çevrenizde temas halinde olduğunuz; empatiden yoksun, delilik ile akîllik sınırlarında dolaşan insanların portresidir. Nedenini o’na sorsak: “Bunda benim bir suçum yok. Zaten bunun bir anlamı da yok, ne de olsa insan her zaman biraz suçludur.” diye cevap verirdi herhalde. “Yabancı” görünürde akîldir. Fakat olgular arasında silik bir bağ kurması, o an ne hissediyorsa onun için o kadar ifade etmesi “an”ın içinde hapsolmuş bir zihni göstermektedir. Belki kurduğu gerçek bir bağ sadece çalışmak ve para kazanmak arasındaki bağdır. “Yaşanmışlık” ve “yaşanacaklar”ın, “şimdi”nin içerisinde bir farkı yoktur ona göre. Girift duygulara bir anlam veremez. Bu yüzden intikam, öfke, kıskançlık, vefa vs. “Yabancı”nın bedeninde imgelerden öteye geçemez. Ama çok nadir olmak üzere, anlam veremediği bu duygular onu yönlendirmişlerdir. Kavurucu bir güneşin sıcağında, gelecek hakkında çok düşünmek istememesi ve bazı şeylerin canını çok sıkması onu bir tepkiye yönlendirmiştir. Yine bunu o “an”da hissetmiştir. Kendini, kendince anlamlandıramadığı, bir olaylar silsilesinde bulur sonrasında.
“Güneşe ve geleceğe” karşı gösterdiği “tepki”yi bir metafor olarak düşünecek olursak; bu tepkiye genel anlamda, toplumsal normların “Yabancı” gibi bireylerin üzerindeki yoğun baskılar kurması durumunda (toplumun etkisi) bu normlara karşı oluşabilecek bireysel bir tepki diyebiliriz. Toplumsal normlar etki göstermiş ve o’da tepkisini bireysel olarak vermiştir. Bu tepkinin, yine “Yabancı” ya göre, anlamı olmayacak sonuçları olacaktır.
Peki gerçekleştirdiği bu olay neden karşı tarafa yöneliktir? Neden kendine ateş etmemiştir? Oysaki “an” içerisinde böyle bir seçenek de vardır. Bu soruların cevabı sanırım okurun kitabı okuduktan sonra kendi süzgecinden