• 208 syf.
    ·7/10
    "Hüznün kederin ve yalnızlığın iç içe geçtiği sevgiye hasret bir kadının yaşamından gerçek bir hikaye ile karşı karşıyasınız "
    Diyor arka kapak yazısında....
    Can....Fransa da buluna bir parfüm fabrikasının genel müdürü...
    Canan ise Fransız Lisesini bitirmiş dönemin sağ sol çatışmaları bahanesiyle her hayaline ket vuran kuralcı ve otoriter bir babanın kızı....
    Tüm hayallerine ilgi alanlarına bir baba engeli vurulan bir genç kız. (Ne çok kızdım babaya )
    Canan Can ın çalıştığı parfüm fabrikasının Türkiye de temsilciliği bulunan fabrikada işe başlar.
    Can ile tanışması burada başlar.
    Tanışıklık dedim se karşılıklı bir tanışma değil sadece telefonda Fransaya verilen siparişler esnasında Can aşık oluyor Canan a
    Hergün fax makinasına gelen şiirler kesmiyor aşkını adeta körüklüyor
    Canan da çok memnun sevgiden
    Ama Can ın telefonda evlilik teklifi Canan ı üzüyor
    Umut vermediği sadece sesini duyan adama şaşırıyor tabi...
    Gelmeden görmeden telefonda edilen bir teklif
    Reddediyor...
    Bir müddet görüşmüyor telefonla bile bu sırada Can hiç ummadığı bir anda sevmediği bir kişiyle evleniyor
    Can ın düğün davetiyesi almasıyla yıkılıyor dünyası Cananın....
    Ama aşk laftan anlamaz
    Kural bilmez
    Şart koşmaz
    Görüşmeler devam eder
    Can evliliğini bitirip Canan ile yaşamak ister ama Canan bir yuvayı yıkmamak için kendini ateşlere atar. Bu teklifini de redderek aynı işyerinde çalıştığı Ömür ile evlenir.
    (Ömür ömrümü yedi benim )
    Hele annesi elime geçirsem boğabilirdim
    Kaynanası ile aynı evde zulüm gibi geçen günler
    (Koca anne sözünden Çıkmaz böyle adamlar evlenmemeli anne dizinde oturmalı.....)
    Sarıp sarmalamak gözyaşlarını silmek istedim Canan ın
    Dertleştiği ayva ağacı olmak istedim...

    Sonrası mı çok daha derin acılı ve hasret dolu aşk dolu
    ️İş yaşamı başarılarla dolu bir kadın ama iş dünyasında da insanlar nankör...
    Peki mutlu son var mı?
    Ömür ile evliliği sağlıklı mı?
    Ne kadar devam eder bu sancılı süreç?
    Can yine Canan ın karşısına çıkacak mı?
    Küllenmiş ateş korlanır mı?
    Cananın Ömürden sonra Apti ile yolları ne zaman ve nerde keşiyor?
    Hasret duyduğu aşkı yaşayabilecek mi?
    ️ Ben çok etkilendim %90ı gerçek olan bu hikayeden
    Sizlerde okumalısınız
    Yazarımızın kalemi daim olsun
  • Bizi her seste ney' e benzetmen gerekir
    Yarsiz, meysiz ve sazsız dedim ki neyim ben

    Eğer bizden bir can almanız gerekirse
    Ey canan emret, bekleyen bir fermanım ben

    Yüz şiş sapladı gönle mührümüzden ol Mela
    Bu yüzden bir ney gibi inleyip dururum ben

    Melayé Cizîrî
  • 134 syf.
    ·7 günde·Beğendi·10/10
    Öncelikle bu kitabı okumama vesile olan etkinliğe #47573783 etkinliğin sahibi https://1000kitap.com/Es_es' ya ve beni bu kitabı okumam için önceden teşvik eden Mustafa Diyar 'a
    çok içten teşekkür ederim.Çünkü onlar olmasaydı bana asıl benliğimi farketmemi ve onu hissetmemi sağlayan Mehmet Uzun'la tanışamayacaktım.

    Şimdi meyvesi olduğum ağacın köklerine bakmama onu tanımama vesile olan insana.

    Biz aslen Muşluyuz. Ben çok küçükken İzmir'e gelmişiz. O zamanlar Kürtçe konuşuyordum Türkçe bilmiyordum.O zamanları tam hatırlamıyorum ama annemin dediğine göre ilk zamanlar arkadaşlarımla oynarken bir kere annemin yanına gidip onların ne dediklerini anlamıyorum deyip ağlamışım.Ama bir şeyi çok iyi hatırlıyorum.Öğretmen birşeyler anlatıyordu, hala Türkçeyi tam olarak bilmediğim için onu tam olarak anlayamıyordum.Allah'tan sıra arkadaşım Kürtçe biliyordu.Kitaptaki etkinliklerde ne yapacağımı tam anlayamadığım için önce arkadaşıma sorardım sonra da o bana ne yapacağımı söylerdi.

    Küçükken Türkçe bilmediği için ağlayan o kız şimdi Kürtçeyi yavaş yavaş unutuyor. Kültürünü yavaş yavaş unutuyor. Üstelik bunun farkına varamayabilirdi de sanırım kitabın bana kattığı en güzel şey bu. Bana benliğimi yeniden kazanmamı sağladı. Farkına varmamı.

    Şimdi sürekli adını duyup hakkında hiçbişey bilmediğim yeni kişilerle tanışıyorum.Önceden olmadığı için pişmanım.Ama hayatta inandığım bir şey varsa o da hiçbir şey için geç olmadığı. Melâ Cîzîre'yi, Cigerxwin' u, Ahmede Xane'yi az çok tanıyorum daha bilmem öğrenmem gereken çok şey var. Ve kendine ait şeyleri öğrenmen kadar güzel bir duygu yok sanırsam.

    "Neden kendimizi, beynimizi, etrafımızda ve şeyleri birbirinden ayırıyor, topluyor, parçalıyor ve sonra " bu mu daha iyi yoksa şu mu daha kötü?..." diye konuşuyoruz. Neden her şeyi hayatı, zamanı, insanı ve insanlığı, aşkı, mutluluğu, derd û kederi ve hürriyeti birbirinden ayırıyor, paramparça ediyor, sonra da kıyaslıyoruz? Bununla, yani parçalamak ve kıyaslamakla en büyük kötülüğü yapıyoruz kendimize. Sınırlar şartlar, zorunluluklar bizi bizden, insandan ve insanlıktan uzaklaştırıyor."
    (Syf/16) diyor Mehmet Uzun.

    Şimdi düşünüyorum da sanki yaşadığımız bu kavganın, çatışmanın, sevgisizliğin nedeni bu.
    Bir insan, neden insanı sadece insan olarak göremiyor?Neden farklılıklarımızın güzel taraflarına bakmıyor da onlarda kusur bulmak için kafa yoruyoruz?... Neden bir tablonun içine kendimizi hapsediyor, onu sadece kendimizle sınırlandırıp hep birlikte ne kadar yakıştığımızı, bunun hiç de garip kaçmadığını kabullenemiyoruz...
    Neden sürekli birbirimize çizgiler çiziyoruz.Neden çizginin diğer tarafındakileri anlamak istemiyor. Kendi kendimize de çizgi çektiğimizi fark edemiyoruz...

    Mehmet Uzun da en çok buna içerliyor. Ve kendi ülkesi onun etrafına çizgiler örüyor. Değerlerini yok sayıyor( sanırım en kırıcısı bu) kendilerine benzemesi için elinden gelen her baskıyı ,zorlamayı yapıyor.Küçükken sırf Kürtçe konuştuğu için tokat yiyor önce, sonra kendi anadili üzerinde çalışmaya başlayınca bir sürü belirsiz sebepten dolayı dava açılıyor kendisine. Haksız yere tutuklanıp iki sene hapis yatıyor. En sonunda İsveç'e kaçmak zorunda kalıyor.

    Yine de pes etmeyip kendi anadili hakkında çalışmalar yapmaya devam ediyor. Ülkesinin ve daha birçok şeyin hasretini çekiyor bu dönemde.Ardından
    Kürtlere yaklaşımın yumuşaması ve değişmesiyle tekrardan ülkesine dönüyor.

    Hasret...boynu bükük hasretler, yenik, solgun, içli ve duygun hasretler. Özgürlük ve eşitlik günlerinin hasreti. Zincirlenmiş özgürlüğün hasreti!.
    (Syf/19)


    Kitap Mehmet Uzun'un en kişisel romanı olarak kabul ediliyor. Kitapta ülkesinden kaçmak zorunda kalan Serdar ile sınırdaki bir köyle yaşayan Yaşlı Rind'in hikayesi anlatılıyor. Tabi bunların etrafında kimlik, aidiyet gibi konular sorgulanıyor, ülke özlemi anlatılıyor. Okurken yazarın hayatının size fısıldadıklarını hissediyorsunuz. Edebi dili de gayet güzel betimlemeleri dikkat çekiyor. Eğer siz de farklı pencerelere kapı açmak istiyorsanız, tüm çizgileri yok etmek istiyorsanız, anlamak istiyorsanız mutlaka bu kitabı okuyun.

    Okurken kitapta geçen Melâye Cizirinin çok beğendiğim bir dörtlüğüyle son vermek istiyorum incelememe.

    Bizi her seste ney'e benzetmen gerekir
    Yarsız, meysiz ve sazsız
    dedim ki neyim ben

    Eğer bizden bir can almanız gerekirse
    Ey canan emret, bekleyen bir fermanım ben

    Yüz şiş sapladı gönle mührümüzden ol Mela
    Bu yüzden bir ney gibi inleyip dururum ben


    İyi okumalar dilerim.
  • Bir seher vakti çaldım can kapısını.
    Sordu kimsin ?
    Dedim ben, dedi benliğini yak da gel
    Bir yangın vakti çaldım canan kapısını.
    Sordu kimsin ?
    Dedim benden, dedim kölen.
    Dedi bana aşkla gel.
    Bir hasret vakti çaldım aşkın kapısını.
    Sordu kimsin ?
    Dedim biz. Dedi aşk tevhide gel, birliğe gel.
    Bir kesvet vakti çaldım tevhid kapısını.
    Sordu kimsin ?
    Dedim sen, Dedi gir gönüle seyrana gel.
    Bir fena vakti çaldım beka kapısını.
    Sordu naci misin ?
    Dedim hadi olan sensin hadi olan sensin.
    Bir hayranlık vakti çaldım hikmet kapısını.
    Sordu kimsin ?
    Dedim bir katre, bir katre.
    Dedi katre-i Umma'na gel.
    Bir insanlık vakti caldım ecel kapısını.
    Sordu kimsin ?
    Dedim fani.
    Dedi ölmezden öl de gel..